13 Ocak 2008

Gündüz Vassaf

18
Çıplaklık geceye özgüdür, gündüze değil.

20
Gün ışığı bir tuzaktır. Işık bizi kör eder. Ama geceleri, gözlerimiz faltaşı gibi açılır.

21
Uyuyamayan, uykusuzluk hastalığı çeken kişiler, karanlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve gerçeklikle baş edemeyen kişilerdir aynı zamanda. Bu insanlar, gün boyunca, her şeyi izlemekle oyalanırlar. Oysa gece artık izlenecek bie şey yoktur. Sadece, yaşamın o belirgin sesi duyulur içten içe. Gündüzden soyutlanıp, kurtulmuş olan anlamsızlık, artık saklı değildir. Hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir biçimde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. 'Yaşamın anlamı' gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam gecenin konusudur.

28
İnsanın yargılamayı reddetmesi, onun kibirli bir olduğu anlamına gelmez. Asıl kibirlilik, yargılamaktır. Cehennem, sadece yargılayanlar ve yargılanmayı kabul edenler için kötüfür. Cennetin ve onu meşrulaştıranların tersine, cehennem, özgür ruhun meskenidir.

29
Cehennem, yönetici sınıflara ve partilere karşı en önemli meydan okuma, onlara karşı en büyük tehdittir. Onların da yanılabileceğini, kendilerinden daha büyük güçler tarafından cezalandırabileceğini imâ eden bir tehlikedir cehennem. Cehennem düşüncesi halka ilâhi adalet düşüncesini, çektiklerinin karşılıksız kalmayacağını telkin eder.

Cehennem kavramının kaldırılmasıyla, ezilenler, kendilerini ezenleri orada hayal etme özgürlüğünden yoksun bırakılmış oluyorlar. Bu durumda yöneticilerin maruz kaldığı yegâne tehlike, kendi skandallarının ya da teröristlerin kurbanı olmaktır.

Yöneticiler, yirminci yüzyıl bilincinden cehennem düşüncesini silmek için kitle iletişim araçlarını kullandılar. Mahkûm edildiğimiz bu güçsüzlük içinde, ezilenlere bir zamanlar avuntu kaynağı olmuş ikonlardan bile yoksunuz artık.

Yeryüzünde cennet kurma iddiasında olan çağımızın totaliter rejimleri, cehennemi yok ettiler. Öteki kavramım -yaşam ötesi kavramını yok ettiler. Ölüm ve cehennem, günlük bilincimizden, mümkün olduğu oranda uzaklaştırıldı.

39
Sözcükler toplam deneyimimizin küçücük bir bölümünü bulandırır, farklılaştırır, sınıflandırır ve en sonunda onu yeni baştan düzenler. Bu, durgun suya bir taş atıp oluşan halkalar yüzünden suyu eskisi kadar açık seçik görememeye benzer. Bu bağlamda sözcük, taşın kendisidir.

57
Yeryüzünde yaşayabileceğimiz bir sürü yer olduğu halde o kadar sıkışıp kaldık ki, ne zaman yürüyüp ne zaman duracağımızı gösteren ışıklara muhtacız.

95
İktidarların en büyük korkusu muhalefet değil, ciddiye alınmamaktır.

144
İhanet insanların hoşuna gider, ama hainler iğrençtir.
-Cervantes

170
Sanatta teknik mükemmeliyet ve uzmanlaşma peşinde koşmak, sevişmede ustalık peşinde koşmaktan pek farklı değil. Totaliterizmden, yaşam güçlerinin boyunduruk altına alınmasından başka bir şey değil. Sanatın inkarı, insanoğlunun manevi birlikteliğinin inkarı ve de yaşama sanatının inkarıdır bu.

180
Özgürlük, uyuşmazlığın bir fonksiyonudur. Hiçbir zaman uyuşmak zorunda kalmama sürecidir özgürlük. Özgürlüğün doğrulanması, anlaşma peşinde koşmamakla sağlanır.

257
‘An’ın içinde kaybolun. ‘An’ı yaşayın. Ama ‘an’ı yakalamaya çalışmayın.

259
…çalarsaatin alarmıyla (evet alarm durumuyla!) uyanıyoruz…

277
SARHOŞ OLUN
Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.

Ve bazı bazı, bir sarayın basamaklan, bir hendeğin yeşil otlan üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, "saat kaç" deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: "Sarhoş olma saatidir.. Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz."
-Baudelaire