29 Ocak 2008
Paul Auster
40
Ona inanmama yetecek kadar oyuna getirmişti beni, önemli olan da buydu. İnanacak tek bir kişi bile olduğu sürece, doğru olmayan hikaye yoktur.
John Berger
12
Her şey varolabilmek için bir hedefi tam ortasından vurmalı; on ikiyi ıskalayan hiçbir şey varolamıyor.
21
David Hockney'in dediğine göre, kız kardeşi, Tarnı'nın nesneler arasındaki hava, boşluk olduğuna inanıyormuş. Böylece her şey Tanrı'nın içinde oluyor, Tanrı'nın içinde dolanıyor. Fena fikir değil, değil mi? Ressamların algılama tarzına çok yakın bir bakış. Ressamlar imanlı olduğu için değil, hep resmetmeye çalıştıkları şry tam da bu görünmez boşluk olduğu için. Boyadıkları lekelere bir birlik sağşlayabilecek tek şey bu boşluk -Tintoretti'den Morandi'ye kadar her ne tür bir boşluk olursa olsun.
22
Boşluğun ilk sakininin ışık olması gerekir...
32
"Fırça", der 17. yüzyılda yaşamış büyük Çinli manzara ressamı Shitao, "nesneleri kaostan kurtarmak içindir."
36
Yeniden Shitao'dan alıntı yapacak olursak: Resim mürekkebin kabul ediciliğinin sonucudur: Mürekkep fırçaya açıktır: El kalbe açıktır: Tüm bunlar, yerin ürettiği her şeyin gökten türemesi gibidir: Her şey açıklığın, kabullenmenin sonucudur.
Anlatmanın Bir Başka Biçimi'nden
1x
Fotograf öyle bir buluşma noktasıdır ki, orada fotografçının, fotograflanan şey ya da kişinin, fotografa bakanın ve fotografı kullananların çıkarları genellikle birbirlerininkileriyle çelişir. Ve bu çelişkiler, fotografik görüntünün doğal belirsizliğini ya gizlemeye ya arttırmaya yarar.
75
"Akıl farklılıklara, tahayyül ise şeylerin benzerliğine saygı gösterir." Shelley
88
Fotograflar görünümlerden çeviriler yapmazlar. Görünümlerden alıntılar yaparlar.
92
Muhtemeldir ki fotografın kendine içkin belirsizliğinin yadsınması, öznelliğin toplumsal işlevinin yadsınmasıyla yakından bağıntılıdır.
108
Dinden vazgeçmekle gizemlerin azalacağına inanmak rasyonalist bir yanılmaydı. Nitekim, tam tersine, gizemler çoğaldı.
277
Sürükleyicilikle merak ögelerini birleştiren hikaye modern bir icattır (Poe, 1809-1849); bugünse , hikaye anlatmada , sonda ne olacağını bekleyen gerilimin rolünü küçümseme eğilimi ağır basıyor olabilir. Bir hikayedeki esas gerilim başka bir yerde yatar; hangi istikameti tutturduğunun doğurduğu gizemden ziyade, o istikamete doğru ilerlerken atılan adımlar arasındaki durakların doğurduğu gizemde.
Bütün hikayeler kesiklidir ve söylenmeyen şeylere, süreksizlikleri birbirine bağlayan şeylere dair örtük bir uzlaşıma dayalıdır.
O Ana Adanmış'tan
10
İnsanlar görünün tazeliğnden, bir şeyi ilk defa görmenin yoğunluğundan dem vururlar; ama ben, bir şeyi son defa görmenin daha yoğun olduğuna inanıyorum.
...
Nesnellik, bir şey sona erdikten sonra geriye kalandır.
90
Fotograflar, görünümlerden çeviri yapmazlar. Onlardan alıntı yaparlar.
120
Görünümlerin yarı-dili sürekli olarak daha fazla anlam beklentisi yaratır...
Fotografı çekilen olayın yanı sıra, fikrin açık seçikliğinin yanı sıra, fotografın bakma isteminde içkin olan beklentiyi tatnim edişi de etkiler bizi. Fotograf makinesi görünümlerin yarı-dilini tamamlar ve bunları eklemleyerek şaşmaz bir anlam oluşturur.
145
Büyük bir stratejicinin nihai zafere inanması gerekir. Köylüler inanmazlar. Dünya görüşleri öylesine döngüseldir ki, yeryüzünde nihai herhangi bir şeyin olabileceğine inanmazlar.
164
Umut cezbeder, insanın yakınında olmak istediği, ölçümlerini oradan yapmak istediği bir nokta olarak ışıldar. Kuşkunun merkezi yoktur; o her yerdedir.
180
Görme Biçimleri’nden
47
Bunu şöyle yalınlaştırabiliriz: Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler, Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler, Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye —özellikle görsel bir nesneye— seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.
132
Reklam zevk değil mutluluk vaadeder bize: dışardan, başkalarının gözüyle görülen bir mutluluk. Kıskanılmanın getirdiği bu mutluluk da çekicilik yaratır.
Kıskanılmaksa insanda, ancak yalnız başına tadılabilecek bir kendine güven duygusu yaratır. Bu duygu da yaşantınızı, sizi kıskananlarla paylaşmamanızdan gelir. İnsanlar size ilgiyle bakarlar, oysa siz onlara öyle bakmazsınız —bakacak olursanız o denli kıskanmazlar ki sizi! Bu bakımdan, kıskanılanlar bürokratlara benzerler; ne ölçüde kişiliksiz olurlarsa (hem kendilerinin hem de başkalarının gözünde) o denli büyüyecektir güçlülükleri, aldatmacaları onların. Gerçek olmayan bu mutluluklarında çekiciliğin gücü 'yatar': bürokratın aslında olmayan, varsayılan yetkesinde yatan gücüdür bu. Çekicilik imgelerinin çoğunda görülen boş, belli bir yere yönelmemiş bakışlar başka türlü açıklanamaz. Bu imgelerdeki insanlar yaşamalarını sağlayan bu kıskanç bakışlara görmemezlikten gelerek bakarlar.
138
Bu kitapta verilen reklam imgeleriyle yağlıboya resimdeki imgeleri karşılaştırın; elinize resimli bir dergi alın ya da, vitrinlerde sergilenen nesneleri seyrederek pahalı dükkânların bulunduğu bir caddeden geçin. Sonra da resimli bir müze katalogunu karıştırın. Bunların her ikisinde de mesajların nasıl benzer yollarla verildiğine bakın. İyiden iyiye incelenmesi gereken bir konudur bu. Biz burada yalnızca bu benzerliğin araçlarla amaçlarda çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıktığını bir kaç alandan söz etmekle yetinebiliriz ancak.
Modellerle (mankenlerle) mitoloji kişilerinin hareketlerindeki benzerlik.
Saflığın yeniden kazanılabileceği bir yer yaratmak amacıyla doğanın (yapraklar, ağaçlar, su) romantik bir biçimde kullanılışı.
Akdenizin sıcak, özlem uyandıran çekiciliği.
Kalıplaşmış kadın tiplerini gösteren pozlar: Dingin anne (madonna),
uçarı sekreter (kadın oyuncu, kralın metresi), kusursuz evsahibesi (seyirci sahibin karısı), cinsel nesne (Venüs, ürken su perisi), vb.
Kadın bacaklarının cinsellik açısından özellikle vurgulanması.
Lüks kullanım özelliği taşıyan malzemeler: oyma madenler, kürkler, maroken, vb.
Sevgililerin, seyirci düşünülerek önden verilmiş kucaklaşmaları.
Yepyeni bir yaşam sunan deniz.
Erkeklerin, zenginliği ve güçlülüğü gösterecek biçimde du-
Uzaklığın - gizemlilik yaratacak biçimde —perspektifle verilmesi.
İçmenin başarıyla eşitlenmesi.
Şövalyenin (atlının) araba sürücüsüne dönüşmesi.
140
Reklamcılık, tüm tarihi mitolojiye dönüştürür; ne var ki bunu, etkili bir biçimde yapabilmek için tarihsel boyutları olan görsel bir dil kullanmak zorunda kalır.
145
Büyük ölçüde işçi sınıfına seslenen reklamlarda, satılan özel ürünün kişiyi baştan aşağıya değiştireceğinden söz edilir (Külkedisi): orta sınıfa yönelen reklamlardaysa bir ürünler dizisiyle yaratılacak genel havanın içinde doğacak değişik ilişkiler vurgulanır. (Büyülü Saray)
146
Çekicilik çağımızda yaratılmış bir şeydir. Yağlıboya resmin çok tutulduğu zamanlarda çekicilik diye bir kavram yoktu. İncelik, şıklık, güçlülük gibi nitelikler buna benzeyen ama temelde çok değişik bir şey oluşturuyordu.
149
Reklamın başka bir önemli toplumsal işlevi daha vardır. Reklamları hazırlayanların, kullananların bu işlevi bir amaç olarak önceden tasarlamamış olmaları önemini azaltmaz. Reklamcılık, tüketimi demokrasinin yerine geçen bir şeye dönüştürmüştür. İnsanın yiyeceklerini (giysilerini, arabasını) seçmesi çok önemli siyasal seçmenin yerine geçmetedir. Reklam toplumda demokratik olmayan her şevi örtbas etmeye, bu eksikliklerin bedelini ödemeye de yardım eder. Üstelik dünyanın geri kalan kesiminde yer alan olayları da gözlerden siler.
Reklâm, bir tur düşünsel dizge olup çıkar sonunda. Her şeyi kendi diliyle açıklar. Dünyayı yorumlar.
150
Reklamlara bakılırsa üstün olmak demek çatışmalardan uzak olmak demektir.
Düğüne'den
26
Kendisini herkesin görmesini herkesin görmesini istermiş gibi yürüyordu. Oyuncuların ya da sarhoşların yaptığı gibi.
86
Bu ovada, Piadena gibi ufuk çizgisinin hiçbir şey gizlemediği küçük şehirlerde insanlar hayatın canlandığı anları beklerler. Bu anlar geldi mi de, çabucak geçer. Bundan sonra da hiçbir şey eskisi gibi değildir, ama insanlar gene beklerler. Burada zaman, bir dakikadan az sürecek bir yarışmadan önce, aylarca, yıllarca çalışan atletler için neyse odur. Gençler şimdi de motosikletli adamın alanı geçip şehirlerinden uzaklaşmasını seyrediyorlar.
100
Cennet yaşanacak bir yer değil, diyor Vaftizci Yahya, ziyaret edilecek bir yer.
144
Düğün konukları iyice doymuş tek bir hayvana dönüşüyorlar.
Dul bir kadının bahçesinde rastlanması garip, otuz ya da daha başlı bir satir gibi, yarı masalsı bir yaratığa. Büyük bir olasılıkla insanın ateşi bulmasıyla , ancayaşıt olan bu yaratık, hiçbir zaman bir ya da iki günden fazla yaşamaz, ancak kutlanacak yeni bir olay ortaya çıkınca, yeniden doğar. İşte bu yüzden, şölenlere bu kadar ender rastlanır. Bu yaratığa dönüşen insanların, ona yaşarken çağrıldığı zaman karşılık vereceği bir ad bulmaları çok önemlidir, çünkü ancak o zaman, daha sonra belleklerinde, onun mutluluğunda, bir an için kendilerini nasıl kaybettiklerini hatırlayabilirler.
149
Gözlerini Şişman dedikleri bateriste dikiyor. Genellikle vurmalı çalgılara özgü çarpıcı bir inceliği var davulcunun. İyi bir bateri çalabilmek için, sürekli sessizliği dinler insan, ta ki o sessizlik birtakım ritimlere, giderek akla gelebilecek her türlü ritme bölününceye kadar. Zaman bir akış değil de, ayrı ayrı bir dizi nabız atışlarından oluştuğu için böyle bölünür sessizlik. O sessizliği dinlemek çoğu zaman inceltir insanın vücudunu.
154
Müzik zamanı, şimdi olduğu gibi, nabız atışlarına dönüştürdüğünde, sonsuzluk aradaki boşluklardadır.
Gelecek 50 Yıl'dan
O noktaya varıldığında, şimdi yaşadığımız zaman dilimi gerçekten de bir Karanlık Çağ olarak görülecek -ama dönüşüm tohumlarının halihazırda varolduğu ve deyim yerindeyse Gaia tarafından beslenmek üzere dünyanın gölgesi içinde yattığı bir Karanlık Çağ.
202
Yirminci yüzyılın ortasına doğru, her bireyin hareketlerini ayrıntılı olarak izlemek teknolojik bakımdan mümkün hale gelecek. En yakın köyün ötesine yolculuk etmeleri izne bağlı olan ortaçağ serfleri kadar dış güçlerin boyunduruğu altında olacağız.
261
Teknoloji hakkında konuştuğumuzda, sanat ya da bilim, hakikat ya da güzellik, bir ebeveynin çocuğuna karşı (parayla ölçülmeyen) ahlaki ve manevi yükümlülükleri hakkında konuşmamıza gerek kalmıyor.
319
Kozmonot Valery Ryumin'in ifadesiyle, "iki adamı bir kabine kapattığınızda ve iki ay boyunca başbaşa bıraktığınızda, cinayet için bütün koşullar hazırlanmış olur."
Kanıtı Olmayan Gerçekler'den
Çitin öte yanındaki insanların bir yaklaşımı beni çok etkiledi; bu kişiler, Tanrı'nın varlığının kanıtlanmasının bir felaket -şeytanın işi- olacağına inanıyorlar. Bilinmez bir boşluğa doğru inançla atılan bir adım olmaktan çıkıp, apaçık bir temas haline dönüşürse, dindarlığın ne anlamı kalır.
...
Son olarak, mantıkla ilişkiyi tamamen kopararak, varlığı kanıtlansa dahi Tanrı'nın olmadığına inanmaya devam edebilirim. İnançlı bir arkadaşım, bir keresinde bana Tanrı kavramının yararlı olduğunu, çünkü zor zamanlarda ona çıkışılabileceğini söylemişti. Belli ki benim ona çıkışmak için, varlığına inanmam gerekmiyor.
29
Gerçi bizden çok daha büyük bir akıl ve güce sahip dünya dışı bir varlık büyük olasılıkla Tanrı'dan ayırt edilemezdi.
46
Hayatta en önemli şeyler, harekete geçmenin başkalarına anlamsız göründüğü zamanlarda harekete geçenlerce gerçekleştirilir. Genelde başarısız olurlar, ama bazan da başarırlar.
53
Benim inandığım ama kanıtlayamadığım şey, inancın içerikten bağımsız bir süreç olduğu. Yani Tanrı'ya dair inançlar -gerçekten inanılıyorsa- rakamlara, penguenlere, peynire ya da herhangi bir şeye olan inanç ile aynı.
136
Herhangi bir tehditle karşı karşıya olan bir fare, çoğu hayvanın yaptığını yapar: Yani ya hareketsiz kalır ya kaçar ya da saldırır.
137
Bununla birlikte bilinç dile bağlı olmasa bile, dilin bilinci değiştirdiğine şüphe yok.
142
Kimi zaman dikkat etme konusunda, yetişkinlerin çocuklardan daha iyi olduğunu söylesek de, aslında bunun tam tersini kastederiz. Yetişkinler dikkat etmeme konusunda çocuklardan iyidir.
212
İnsanlığı tanımlayan şeyler, işbirliği ve dildir. İnsanın her ayırt edici özelliği, dilin bir türevidir.
Matematik bir dildir, bu nedenle de evrimin bir ürünüdür.
251
ceteris paribus: (Lat.) Bütün şartlar aynı kalmak kaydıyla.
Bejan Matur
44
Koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
Ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
GÖrdüm ben.
59
Bir yabanın gözleri ve adımlarıyla
Yaklaştım ormana.
Onunla bir ağacın altında uyuyp
Yeniden doğacaktım.
Ormana karışmanın acısı ve ışığıyla.
81
Karanlık bizden sonra olacakları taşır, sezdirir bize.
14 Ocak 2008
Helen Fielding
Minnettarlık diye bir şey yoktur aslında. Sadece minnettarlık beklentisi vardır.
Dave Eggers
Güneş her gün orada yanıyor, bizimki ve diğer gezegenler onun etrafında dönüyor ve o sürekli özür diliyordu ve biz onun Tanrı olduğunu düşünmedik. Neden hem bir tanrı hem de bir güneş olsun ki? Tabi ki güneş Tanrı. Basit, güzel.
Bence önceki hayatta herkes keyifsizdi, çünkü bunu bilmek istiyorlardı yalnızca.
Zadie Smith
-Rocky filminde böyle yaparlar; birkaç ay içinde zinde, güçlü bir vücuda ve güçlü kaslara kavuşmasını iki dakikalık bir sekansta gösterirler. Çalışırken böyle büyülü, hızlı zaman için dua edersiniz, tıpkı ergenliğinizin bir tv dizisinde geçm-esini dilediğiniz gibi: bir okul sahnesi, bir seks sahnesi ve mezuniyet.
-Ama acayip bir şekilde ikimiz de farklı derslerden kalmayı başarmıştırk. O zaman bunun muhteşem olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. İki insan bu kadar aptal olsun ama bu tamamen farklı konular üzerinde yoğunlaşsın.
Colin Firth
-Çok sessizdi ve açıkçası çok sakin görünüyordu - bu da büyük annemin durumunun gerçekten hiç de iyi olmadığı anlamına geliyordu.
-Kendi hayatım hakkında bir hikaye anlatacak olsam, sonunda herkesin beni yuhalayacağını düşünüyordum.
Nicolas Bourriaud
29
Anlam aramayın, kullanım olanağını arayın.
Wittgenstein
37
ex nihilo: Hiç bir şeyden (Latince)
68
Yirminci yüzyılın sanatı bir montaj (imgelerin ardarda birbirini izlemesi) ve detourage
(imgelerin üst üste bindirilmesi) sanatıdır.
85
Montaj"en temel politik kavramdır", diye yazar Godard, "Bir imge hiçbir zaman yalnız başına değildir;
yalnızca bir arka planın (ideoloji) önünde yer alır veya onu önceleyen ya da onu izleyen diğerleriyle
ilişki içindedir.
104
Politikanın etkinlik alanında forma itaatin belli bir adı vardır: Diktatörlük. Demokrasi ise, bunun tersine,
sürekli bir rol oynaması, sonu gelmeyen tartışmayı ve müzakereyi gerektirir.
107
Üretim rejimine indekslenen hayali olanın alanı, aralarında hiçbir ayrım gözetmeden hem su tesisatçılarını
hem de süper kahramanları etkiler. Peri sihirli sopasıyla nesneleri aydınlatır; oto işçisi ise
montaj hattı üzerindeki parçaları birbirine geçirir.
115
Genellikle gerçeklik olarak adlandırdığımız şey bir montajdır.
136
Film ve müziklerden yapılmış alıntıları kendimize mal ederek
artık gerçekten de gündelik nesnelerden değil de kültürümüzün bir parçası olan nesnelerden hazır-yapımları yaratıyoruz.
Gisele Freund
38
Fotografın kamuya sunulmasından dört yıl sonra, 1843 yılında, Paris'te , ilk kez entelektüel bir proleter sınıf ortaya çıktı: Bohem
189
Rönesans döneminde uyanık bir insandan söz etmek için "burnu iyi koku alıyor" denirdi. Günümüzde olayları takip eden bir kişi için "iyi bir gözü var" deniyor; çünkü bugün en önemli olan duyumuz görme duyusu. Görüntü, kolay anlaşılıyor ve herkese ulaşabiliyor. Görüntünün hızlı tepki yaratma becerisi sahip olduğu en büyük ayrıcalıktır; konuşmanın ya da bir kitabın okunmasının aksine düşünmeye ve akıl yürütmeye zaman bırakmaz. Gücü ve tehlikeleri bu hızdan kaynaklanır.
Geniş Açı'dan
70 camillePaglia
Erkekler kadınlardan kaçıp kurtulabilmek için medeniyeti icad etmişlerdir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------08
10 terenceDonovan
Fotografın asıl mahareti, düzenlenmiş görsel yalanlara dayalı olmasıdır.
10 necatiSönmez
Ayrıca bütün yaratıcı anlatılar, öyküler, romanlar, filmler, hatta şiirler özünde güzel söylenmiş yalanlar değil midir? Edebiyat ya da sinema tarihinin gönlümüzde en çok iz bırakan kahramanlarının aslında birer kuyruklu yalan olduğunu kabullenmek kolay değil elbette…
10 davidBailey
İyi fotografçı olmak çok fazla hayal gücü gerektirir. Ressam olmak için daha azıyla yetinebilirsiniz, çünkü şeyleri yaratırsınız. Ama fotograçılıkta herşey çok sıradandır, sıradan görebilmek için çok fazla bakmak lazım.
36 denisRoche
Şiir fotograf gibidir, bir odaklanma meselesi. Belirli bir hedefe yönelir ve çerçeveler. Dünyayı görüntü sekanslarına böler.
61 herbertBayer (Bauhaus)
Bizim için fotograf gerçekliğin gözlemlenebilir bir zemine aktarımıydı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------09
71 hFaas
İnsanlar donmuş görüntüleri hareketli görüntülerden daha iyi algılar ve hatırlar… Fotografın televizyon görüntülerine gore avantajı çok etkileyici bir anı dondurmasıdır. Televizyonda olduğu gibi bir sürü görüntünün içinden çarpıcı olanı biz çekip almak zorunda değiliz.
73 elifKüçüksayraç
Düşününce fotograf makinesiyle silah arasında da birçok benzerlik kuruyorsunuz.
84 nTopçuoğlu
Çağımız insanının davranışları, giyim kuşamı, kılık kıyafeti, makyaj ve mimikleri hep olası nbir kamera karşısına geçme fırsatı göz önünde bulunarak seçilmektedir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------14
92 nTopçuoğlu
Rotası olmayan bir gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.-batısözü
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------19
24 nTopçuoğlu
Yukarda değindiğim Baudrillard analojisi bu bağlamda da geçerlidir. Çok saçma filmlerin işlevi az saçma olanları ciddiye almamızı sağlamaktır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------21
13 rBarthes
Toplum, gerçeklerin suratına çarpmasından korktuğu için fotografı uysallaştırma, yumuşatma kaygısı içindedir. Bunu yapmak için de iki yöntemi vardır. Birincisi fotografı sanat haline getirmektir.. İkincisi yolu ise kendisini kıyaslayarak belirtebileceği kendine özgü karakterini yani skandalını, deliliğini öne sürebileceği bir görüntü ile karşılaşmayacak biçimde onu genelleştirmek ve bayağılaştırmaktır.
..İşin içinden çıkamaz hale geldiğinizde soru sormayı sürdürmeyin.
48 ranaÖztürk
Varoş Macarca’dan gelir; kent demektir.
76 oPamuk
Gölge nasıl resmedilir ki?
18 pmMillen
Bir eser yaptığımız zaman, niye bunu yaptın sorusuna, herkes onu sevdiğinden dememiz o işi doğrulamaz.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------22
51 andersPetersen
Sanata inanmıyorum. Sanat yalandır. Üst sınıfa aittir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------26
13 Abbas
Gençler, tembelliklerinden geniş açıyı tercih ederler.
18 aUzmen
Serrano, çişiyle dolu şişeye İsa heykelciği atar ve fotograflar.
30 oWilde
Moda, insanlara dinin asla sağlayamayacağı bir güven duygusu verir.
54 oAlptürk
Beni geliştiren her zaman için benzerim olmamıştır, benim ötekim olmuştur, benden farklı yerde duran olmuştur. Kadın bu anlamda cenim, daha mesafeli durup daha dürüst sorular sormamı, bu sorularla daha içtenlikli yanıtlar vermemi sağlayan bir ‘öteki’ oluyor.
64 nTopçuoğlu
Fotografta tek bir genç kız olduğunda bu fotografı daha kırılgan gösteriyor. Fotografta birden fazla genç kızın olması onları daha güçlü kılıyor
79 laleperAytek
Lisette Model deneysel fotografa inanmaz. An’ı görüntülerken yaşanmakta olan dönüşümün kendisinin yeterince deneysel olduğunu düşünür. Fotografçı her an farklı/başka bir deneyimle başbaşa kalabilmektedir. İnsanlık hallerinin /durumlarının kurgusal bir deneysellik çerçevesinden anlatımının, fotografçının ‘kendi’lik halini gölgeleyebileceğini düşünür. (D.Arbus, Nan Goldin gibi)
LM: Ênstantanelerin tutukulu bir aşığıyım. Çünkü inanıyorum ki tüm fotografik görüntüler gerçek olana ancak bu şekilde yaklaşıyorlar. Enstantane çeken bir fotografçının fotograflarında bariz bir düzensizlik ve bir mükemmel olmama hali vardır. Fotograflar hiçbir şekilde düzgün değildir, tasarlanmamış ve üzerinde düşünülmemiştir. Bu dengesizlikten, bu bilinmezlikten ve fotografa ancak bu şekilde çekildiğinde varolduğunu düşündüğüm gerçek masumiyetten çekilen objeye kadar uzanan inanılmaz bir canlılık ve yaşamın ta kendisidir izlediğimiz.
-İşte LM’nin fotograflarını yapan düşünceleri değil, bu saf duygularıdır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------27
16-19- aUzmen
…Ama yine aynı aletler ordusu sayesinde (ki fotograf makinesi bu ordunun kıdemlilerinden), her anını yaşayamadığımız hayatımızı, kaçırdığımız yerlerinden yakalama umuduyla, bir nevi ‘banttan’ izleme tesellisine sahibiz. Diğer kaçırdeklarımız ise rüyalarımızda gösterime giriyor. Rüyallarımız, iğne delikli karanlık kutumuzdaki kısa filmlerimiz. Onlar, kendimizin oynadığı, kendimizin yönettiği, sadece kendimizin seyrettiği, sürreel hayat parçacıklarımız…
…Medyanın, bizi yakın çevremizdeki şeylerin önemsizliğine inandırdığı bu çağda, birçok fotografçının da buna tepki olarak, etraflarındaki şeyleri malzame olarak kullanmasına şaşmamak gerekir.
… Sanatçılar kendi açtıkları patika yollarda dolaşmayı otobanlara yeğlerler..
Hayatımız, yürüme bantları kolaylığında. Zaten gidilen yere gitme şeklinde düzenlenmiş durumda. Her gün bu bantlara çıkıp, sonar kendimizi bu kalabalıktan tekrar ayıklayıp ayıklayamayacağımız endişesiyle yaşamak zor doğrusu. Neyse ki sanat bize bu endişelerimizi yatıştıracak güzel telkinlerde bulunuyor. İyi bir hemşire gibi yirmi dört saat başımızdan hiç ayrılmasa keşke.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------28
nTopçuoğlu
Kadın dünyanın zencisidir. (jLennon, Yoko Ono –Bir şarkıdan)
33 ullaLemberg
Bir kadın ve yaşlı olmak seni iki kere görünmez yapar.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------31
22 aUzmen
Yirminci yüzyılın başinda Charles Caffin , fotografın birbirinden farklı iki yolunu şöyle tarif etmişti: ‘Birincisi pratik , ikincisi estetiktir; biri gerçekleri kaydeder, ikincisi de güzelliği tasvir eder.’ Oysa geçen zaman içinde modern sanat , ‘gerçek’ olanın farklı şekillerde okunabileceğini bizlere gösterdi ve üçüncü yol olan kavramsal yaklaşim ortaya çikti: ‘Fikir’in kaydı.
24 aUzmen
Günlük ve banal görüntülere yüklenen heybetli anlamlar günümüz popüler sanatının bir zaafı gibi , ne dersiniz ?
27 aUzmen
Sol Le Witt’in 1969’da belirttiği gibi ‘Kavramsal sanatçılar rasyonelden çok mistiktirler. Onlar mantığın yapamayacağı atlamalar yaparak mantığın ulaşamayacağı sonuçlara ulaşirlar.
Bir sanatçıyı anlamaya çalisirken bazen kendimizi açığa çikartiriz , bazen de elden geçirip değiştiririz. Bu yüzden onlara ihtiyacımız var. Oysa her şeyi görüntülerlerinden analiz etmeye meyilliyiz. Görüntülerin hastasıyız. Her defasında gezdiğim sergiler yüzünden ‘fotograf zehirlenmesi’ne uğruyorum. Panzehiri var mıdır acaba bu zehrin? Yazmak zehri akıtır mı?
51 gPinkhassov
Bu yüzden sadece okulda ögrendikleriyle fotograf çekebilecegini düşünenler fotografa geç kalırlar. Etrafı koklar , hareket eder ve fotografı beyniniz bir şey anlamadan önce çekersiniz , sonra anlarsınız. Düşünce sonradan gelir. Fotograf okulundayken bir sürü dergiye bakardık. Genellikle Çek dergileri olurdu bunlar , çünkü Rus fotografçıların çogunlugu propaganda fotografları çekerdi. Yani gerçek fotograf yoktu, hikaye anlatan bir şey yoktu. Ancak Çek dergilerinden yararlanabiliyorduk yani. Tabii fazla bir şey anlamıyorduk , sadece fotograflara bakıyorduk , hızlı hızlı . Aslında doğru olan da bu . Bir arkadaşimla sergiye gittiğimde ona hep fotograflara hızlı hızlı bakmasını öneririm, önünde fazla durmadan. Bu çok önemli: Öncelikle bilgiyi değil fotografın sana vermek istediği duyguyu özümsemek...
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------32
38 christerStrömholm
Fotograftaki en önemli şey ‘kişisel sorumluluk’ almaktır. Hayatı araştırmada fotografın önemi büyük. Hayatı karıştırmazsanız fotograf çekemezsiniz. Sadece insanların arasında gezinerek onların yaşadıklarını fotograf karesine yansıtmak mümkün değil. Senin birey olarak orada bulunman, tüm duygularınla onlarla birlikte olman gerekiyor.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------33
18 saadetKoçPayne
Sergiyle ilişkili yorumlarda sanatçının kalıcılığa verdiği önemden , zamana ve doğadaki dengeya yaptığı vurgudan bahsediliyor. Fotografçı insanoğlunun karayı sürekli değiştirdiğini ama en az değişen yüzeyin , ilk insanoğlunun hafızasındaki imgeye en yakın görüntünün okyanus olduğunu söylüyor. Fotografçıya göre biz geçiciyiz ama okyanus , gecenin duruluğu , çam ağacının duruşu kalıcı ; biz tanıklık etsek de etmesek de. …Fotografçı gördüğü şeyi değil de kavramı görüntülemek , cismi olmayan kavramı fotografla görünür kılmak istediğini belirtiyor. Tüm gereksiz detaylardan arındırıldığında bile güçlü bir imge olmayı hedefleyen bu görüntüler , minimalist bir yaklaşımın ürünü. Bu fotograflar nesnesinin kendisine değil de ötesine , mistik anlamına bakan buğulu görüntüler.
Sugimoto’nun çalışma biçiminde , fotografla sürecinde emek , ortaya çıkan sonuç kadar önemli. Derviş sabrıyla çekilmiş bu fotograflar , konularına yaklaşımları ve yüceltme biçimleriyle ibadet gibi. ( Hiroshi Sugimoto’nun Deniz Manzaraları ve Çam Manzaraları serileri üzerine )
23 sarahMoon:
Görme isteği (arzusu) , gördüğüne inanmana yeterlidir. Bu arzu sayesinde açık seçik anlatılmamış olanı kavradığımızı sanırız. Bu yüzden hep böyle başıboş adımlarla ilerleriz karanlıkta , gün ışırken bile , karanlıkta.
25 özgeBaykan
Her şey tüketilirken , tanışır tanışmaz çekilen fotograflarla her zaman arkadaşlıklara varmayabilen tanışıklıklar da fotograf karelerinde tüketilyor gibi.
(Puri Kura üzerine)
26 zeynepGürsel
Aslında dagerotipler antropoloji gibi birçok bilim dalı için çok iyi bir metafor çünkü en detaylı görüntülere bile farklı bir açıdan baktığınızda karşınızda bir ayna buluyorsunuz.
42 alexWebb
Bu yönden bakarsak bir şeyler açtığımızı düşünüyoruz; olayları nasıl daha ilginç ifade edebileceklerinin, nasıl daha spontan olabileceklerinin, fotograflama üzerinde çok düşünmeden, kalplerinden ve midelerinden gelen tepkiyle nasıl harekete geçeceklerinin farkına vardılar. Atölyemizin temel amacının insanları düşünceden uzaklaştırıp daha duygusal tepki vermeye sevketmek olduğunu düşünüyoruz.
(İstanbul’daki atölye üzerine)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 34
s:70 fatoşÜstek
Sahillerde ve diskolardaki kalabalığın ortak bir birliktelik sebebi vardır.. Martin Walser’ın belirttiği gibi eğlence ütopyaların içi boşaltıldığında dükkanı katlanabilir kılan biricik şeydir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------36
24-25 özgeBaykan
*Eriyen Kağıt: “Lütfen dertlerinizi bu kağıda yazınız ve suyun kenarına koyunuz. Kağıt suda çözüldüğüde dertleriniz de temizlenmiş olacak” 1 Kağıt : 200 Yen
*Sensor: “Bu detektöre el yaklaştırılınca sifon çekme sesi çıkarıyor. Mantık basit: Tuvaletteyken beden seslerinin duyulmasını istemeyen utangaç ve kibar Japon kadınları vakti zamanında sürekli sifon çeker dururlarmış. Japonlar yüksek oranda su sarfiyatına neden olan bu problemi sifon çekme sesi veren aleti geliştirmekle çözmüşler.
73-74 nTopçuoğlu
*Bir resmin –bir fotografın- binlerce sözcükten daha güçlü olduğu varsayımı, öncelikle bizim gibi (veya ABD’liler gibi) yarı-cahil, okuması kıt milletler için geçerli olsa gerek.
*Böylece fotografların içsel bir mesaj taşımadıkları, fakat kullanıldıkları yer ve bağlama göre anlam kazandıkları tezi bir kez daha kanıtlanmış oluyor.
*Orada (Batı kültüründe) ‘kahraman’ olmanın ölmek ve kaybetmekle çelişmeyen bir anlamı vardır (örn:İSA). Halbuki bizde tarih boyunca başarı ve kahramanlık eşdeğer görülmüştür; yenilenin dostu, beğeneni olmaz; başaran kuvvetli olan, hakim olan saygı görür.
91 sHartmann
(Stieglitz & Photo Secession sergisi üzerine)
Bu fotografçılar, ifade araçlarının en doğru ve eksiksiz anlamını kazanması için, sanatsal içgüdülerinin doğal bir gelişimle sağlıklı bir bilince kavuşması gerektiğinin farkındalar.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------40
18-19 zeynepSaygı
Yapacak daha iyi bir işi olmadığında fotograf çekermiş, öyle diyor Giacomelli. Bize de ona inanmak düşüyor. 50’lerde ilk fotograf makinesini alıyor, bir arkadaşının bozuk makinesinden parçalar ekliyor ve ölümüne dek aynı makineyi kullanıyor…
Arada bir sağda solda unutuyor makinesini, ama öyle zavallı bir alet ki çalan olmuyor, bir kaç saat sonar ya da ertesi gün döndüğünde, bıraktığı yerde buluyor…
Teknik açıdan fotograf bilgisi, neredeyse güneşli hava – yağmurlu hava seviyesinde. En önem verdiği nokta, makinesinin çatlaklarından içeri ışık sızmaması. Mümkün olsa, makinesiz fotograf çekecek!
Olayları ya da anı yakalamak gibi bir derdi yok. Gerçekliğine bir türlü ikna olamadığı, acı veren sahneler karşısında, gözleri vizörden bakmak yerine ağlamayı seçiyor.
…
Günümüzde şu ünlü ‘karar anı’nın demode olup, flu fotografın yeniden gündeme oturması acaba, zaman kavramının yeniden sorguılanmasıyla mı ilgili?
50 nTopçuoğlu
Sanatçıların özel yaşamlarını bilmenin yapıtlarını değerlendirmekle ilişkisinin ne olduğu hep tartışılan bir konudur, bunun cevabını bilmiyorum, ama meşhurların özel hayatları sayfa doldurmak için iyi bir kaynak oluşturuyor, burası gerçek. Buradan anlaşılıyor ki, esas açlık başkalarının özel hayatına yönelik, bunların meşhur olmaları bir şekilde bu merakı mazur gösteriyor. Hatta sırf özel hayatını didikleyebilmek için kimi insanlar ne kadar meşhur olabiliyorlar; bakın Semra
Hanım’a!
57 vDede
Simdi sosyal fotografçılara yeni bir yol, yeni bir rol düşünmek lazım. Makro ölçekte, toplumcu gerçekçi nir rolde çalışamıyor artık fotograf. Daha mikro ölçekler düşünmek, küçük direniş noktalarından fotografın insanlık için yaratabileceği iyi dönüşümler üzerine kafa yormak gerek. Yani içinde yaşadığımız mikro noktalardan, bizim kimliğimizi belirleyen daha küçük noktacıklardan başlayarak bir direniş sağlamak, o küçük noktaları savunarak sosyal hayatta düzeltmelere ulaşmak çabasına girmek, fotografı kullanarak gündelik hayatın savunusu epik hayallere kapılmadan, büyük kırılmaları beklemeden küçük küçük ilerlemeler sağlamak…
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------44
23-25 aUzmen
Araki’ye sorsanız cinsel organı göstermek değil, asıl onu saklamak müstehcen.
Çok ağır tabuların olduğu kültürlerde sekse ve yemeğe neden bu kadar önem verildiğini anlıyor insan. (Bkz. Ülkemizin zengin mutfağı ve namus cinayetleri!) Belli ki Araki’nin kişiliği, konformist Japon toplumunun aksine, geleneklerin katılığı ve disiplinine karşı tepki olarak gelişmiş. Her ‘star’ sanatçı gibi düdüklü tencerenin sübabı Araki…
Sizce yaşanan tüm bu göçler ve dolaşımlar, kültürleri birbiri içinde eritip insanları ortak bir kültürde mi buluşturacak yoksa onları kimliklerine daha da fazla sahip çıkmaya mı itecek?
Sanırım cevap ikisi de. Dilerim Will Kymlica’nın dediği gibi, oluşacak ortak kültür çok çeşitli grupları entegre edecek bir genişliğe sahip olur.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------45
18 saadetKoçPayne
Arbus’un fotograflam içgüdüsü fotojurnalistik bir meraktan değil amacıyla yüzleşmeye cesaret etmesinden kaynaklanan oldukça kişisel bir dürtü. Sontag ‘Fotograf Üzerinde’ kitabında, Arbus’u hilkat garibelerine çeken gücün, fotografçının orta sınıf Yahudi ailesinin güzenli ortamının yarattığı masumiyet ve ayrıcalıklı olma hissine karşı durmak olduğunu savunuyor. Arbus çocukken hiçbir karşıtlık ve zorlukla karşılaşmamasının kendisinde ‘gerçek olmama’ hissi yarattğını söylüyor…
Arbus ‘Bana sinema heep fantaziyle, fotograf ise olgularla uğraşmaya meyilli gibi gelir’ diyor.
20 saadetKoçPayne
Wall kendini ‘modern hayatın ressamı’ olarak tanımlıyor. Bu misyon için resim tarihine gönderme yapması ve sinema anlatısına yönelmesi şaşırtıcı değil. Fotograflama sürecinde şiirsellik yakalama iddiasında olan fotografçı, sergi kataloğunda bu deneyimi şöyle açıklıyor: ‘Haberci kendi bakışından bir doğru iddiası ortaya sürer, bu da tanıdık bir iddiadır. Ben de ortaya bir iddia sürüyorum ama benim iddiamın asıl, kanıtlanmış ya da yalanlanmış değil, askıda olması keyif vericidir. İddia kanıtlanmak için değil deneyimlemek için ordadır. Bunun sanat fotografının anahtarı olduğunu düşünüyorum. Ortaya sürülen iddia şiirsel bir form taşıyorsa iddia şiirleşir ve sonra da deneyim şiirleşir.’
…Wall ise figüratiften uzaklaşan kuralları bozma ve deşifre etme misyonlu kavramsal sanatın kendisi içinde kurumsallaştığını ve elitleştiğini düşünüyor.
23 suMadenci
Da Vinci’nin zamanında kimse ‘Evladım ne olacaksın, e haydi seç artık’ diye sormuyordu herhalde. Dilimizde hala kullanılan ‘Bu çocuk büyük adam olacak’ deyimi bahsettiğim kavramdan nostaljik izler taşıyor. Büyük adam, her parmağında farklı marifet olan, hayatta öğrendiklerini bir tek alana sıkıştırmak zorunda kalmayan insanlar için kullanılıyordu. Bir ‘bilgelik’ söz konusuydu eskiden büyük adamlarda. Bugün bir ‘uzmanlık’ söz konusu. Bilgili olmak daha popüler, bilgelik toz tutmuş bir kavram.
56 burçakEvren
Sinema anlatır, müzik duyumsatır, fotograf ise gösterir. Onun anlatımı gösterdiğinin içinde gizlidir. Yalnızca tek karenin içine sığdırabildikleri kadardır. Ne fazlası ne de eksiği olmaması gerekir.
Hareketli karelerle, hareketsiz tek bir karenin farklılığı da buradan kaynaklanır. Bazen bir filme sığdırılabilecek öykünün (ya da temanın) tek bir kareye sığdırılmış olma başarısı da fotografın gücünden değil, onun da ötesinde fotograf sanatçısının kendine ya da dünyaya ait kaygı, sevgi ya da nefretini, kendi bilgi ve birikim süzgecinden ve duyarlılıkla beslenmiş ideolojisinden geçirmesinden, yani fikir olarak derdini anlatma isteğinden ve eğiliminden kaynaklanır.
Şimdi tüm bu özellikleri, çağına tanık olmak ile günceli yakalamak üzerine bindirdiğimizdeyse ortaya başka bir görüntü çıkar. Bu gmrüntüye yalnızca bakılmaz. Bu görüntü okunur. Çözülür ve çözüldükçe de bizlere ulaştırmak istediği mesajla anlamlaşır. Yani zanaatin çizgisinden çıkıp bir sanat eseri olur.
Sinemada temel bir kural vardır: Oyuncular asla objektife bakmaz. Bakamazlar. Sinemasal gerçeğin büyüsünü bozmamak, yaşamın temel görüşünü zedelememek için. Yani oynadıkları halde, ‘yaşamdaki gibi’ yapmalarına rağmen poz vermezler.
Ya bizim çektiğimiz fotograflarda.
Oynamadıkları halde poz verirler. Sanki objektif onları görmez gibidir de, onlar objektifi görüp poz verir gibidirler.
Bu tür fotograflarda gerçeği sakın aramayın. Bulamazsınız.
Üstelik ıskalanan yalnızca gerçekler değildir…
Iskalanan, fotograf sanatının her sanattan daha kolay olduğunun acınası komikliği ile bağışlanamayacak olan yanılgısıdır da…
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------50
24 aUzmen
Alacakaranlık, romantik gün batımı manzaralarından korku filmlerine uzanan klişeleşmiş bir zaman dilimi olmasına rağmen, aydınlık ile karanlık arasındaki bu geçitten ekmek yemenin hala mümkün olduğunu gösteren bir sergi var karşımızda. Yavaş yavaş sönen gün ışığının yerini insane yapısı ışığa bıraktığı çok kısa bir zaman aralığında bu iki ışık türü aynı sahnede okunur ve içine rahatça dalabileceğimiz derin katmanlar yaratır.
Günle gecenin devir teslim töreni, aynı zamanda insanın dış dünyadan (aleniden) iç dünyaya (mahreme) geçiş yaptığı bir trans zamanıdır. İki ayrı dünyanın birbiri içinde eriyerek melezleştiği bu esrarlı topraklarda, umut ve korku, tanıdık olan ve bilinmeyen, huzur ve gerilim bir an için birleşir.
Jean Baudrillard
35
Dünyayı bir neden-sonuç ilişkisine indirgeme girişimlerimizin tümüne karşı direnen bir şeyler vardır.
79
‘Bu bakmanıza ve görmenize izin veren, bakmadan görmenizeyse izin vermeyen bir körlük biçimidir. Oysa eskiden böyle yapılırdı. Şeylere bakmadan görürdünüz. Ne var ki, günümüzde herşey kopyalama/suretini gösterme işlemi tarafından zehirlenmekte ve içtepisel olana bir son verilmektedir. Zaten köy, kır gibi yerlerin bir köy ya da kır manzarasına yani kendi kendinin yeniden canlandırılmış haline dönüşmesi de bu şekilde olmuştur.’
Rafael Sanchewz Ferlioso
81
İnternet olayında arama parametrelerinin ötesinde bulabileceğiniz hiç bir şey yoktur. Her sorunun önceden belirlenmiş bir yanıtı vardır...
...İnsanın kendinden geçmesine yol açan iletişim süreci işte böyle bir şeydir.
89
Belki de makineler tarafından yönetilmeyi insanlar tarafından yönetilmeye yeğliyoruz.
96
Fotografik imge en saf imgedir, çünkü zamanı ve devinimi simüle etmez. O kesinkes gerçek dışı bir şeydir. Tüm diğer imgesel biçimler (sinema-video, sentetik) gerçeklikle bağlantısı kopuk saf imgenin sulandırılmış çeşitleridir.
97
Saf imgeye ulaşabilmek için boyutların teker teker azaltılması gerektiği ortadadır. Boyut azaltma işlemi özün yani imgenin anlatmaya çalıştığı şeyden daha önemli olduğunu göstermektedir. Tıpkı dilyetisinin anlamlandırmaya çalıştığı şeyden daha önemli olması gibi.
Gerçek sanıldığı kadar açık seçik bir şey değildir.
98
Aforizmalarının birinde Lichtenberg, titremekten söz etmektedir. Doğru bir şekilde gerçekleştirilmiş olsa bile her hareket/jest öncesinde bir titreklik/tereddüt yani bir kararsızlık anı vardır ve bu kararsızlık hareket üzerinde iz bırakmaktadıri Bu belirsizlik ve titreklikten arındırlmış, yani tamamen işlemsel ve kusursuz bir görünüme sahip bir jest ise kişinin deliliğin sınırında bulunduğunun delilidir.
Gerçek imge durum ve nesneden çok bu dünyaya özgü titrekliği ön plana çıkartan imgedir.
101
Fotograf makinesiz bir fotografçı olabilmek ve dünyayı makine olmadan dolaşıp fotograflamak, kısaca, fotograf olayının ötesine geçerek şeyleri sanki imge ötesi varlıklarmış gibi görmek, sanki fotograflarını bir önceki yaşantımızda çekmişiz gibi bir duygu yaşayabilmek ne müthiş olurdu.
...
Otoportre diye bi şey yoktur..
Yalnızca dünya kendi imgeleri aracılığıyla kendi otoportrelerini oluşturabilmekte ve aldığı keyfi hatır için bizimle paylaşmaktadır.
Buna karşın bütün imgelere aynadaki yansımamız kadar duyarlı olmak gerekiyor.
102
Her özgün imge istisnai bir şeydir, çünkü tüm diğerlerini unutmamızı istemektedir...
Varlık değil yokluk üzerine odaklanılmaktadır. Özgün olan şey bir nesne, bir nesne, bir fragman, Mark Rothko’nun güzel deyimiyle: ‘Aynı anda bütün dünyaya açılan ve kapanan’ bir düşüncedir.
Gerçeği gerçeklik lkesinden koparıp, ayırmak.
İmgeyi yeniden canlandırma ilkesinin elinden çekip almak.
İmgeyi, nesne ve bakışın yansıttığı ışıkların çakışma noktası olarak görmek.
105
Ressamın gerçek konusu resmini yaptığı şey değil boyama eyleminin kendisidir...
Oysa bizzat kültürün kendisi küresel dolanım düzenine ait bir alt unsurdan başka bir şey değildir.
Sanat fikri kavramsal sanatta minimal düzeye inmekte ve iş sanatsal-olmayan-yapıtların galeri-olmayan mekanlarda sergilenmemesine kadar gitmektedir. Artık dikkatleri üzerine çekemeyen bir sanatın göklere çıkartılması da denebilir. Buna koşut olarak tüketici de eserlerden nasıl zevk alınmayacağı deneyimini yaşayarak görmektedir....
107
Readymade’de görülense nesne değil bir nesne fikridir. Kendisinden zevk almamız gereken şey sanatsal nesne değil, sanat düşüncesinin kendisidir. Burada her şey ideolojik boyuta sahiptir.
110 –Burada bir terslik vardır. Yararsızlık kendiliğinden bir değere sahip değildir. Yararsızlık ikincil bir semptomdur. Oysa sanat tüm olumlu niteliklerini bu olumsuz nitelik yararına kurban ederek, yararsız bir amaçsızlık tarafından yoldan çıkartılmayı kabul etmiştir.
111
Bizi iktidar sorumluluğundan kurtaran politikacılar gibi, çağdaş sanat da sunduğu anlamsızlıkla bizi anlamın egemenliğinden kurtarmaktadır. Hızla yaygınlaşmasının nedeni bu olabilir...
Bu durumda çağdaş sanatın hiçbir işe yaramadığını ve bütün bunların bir anlamı olmadığını söylemek saçmalıktır. Zira bu sanatın temel işlevi hiçbir işe yaramamaktır. Bu işlev sayesinde bize kendi yararsızlık ve anlamsızlığımızı göstermektedir.
113
Kapasitesini sonuna kadar zorlamak durumunda kalan insan, işi, kendi kendini yok etmeye kadar götürmek durumunda kalacaktır.
SAUL BELLOW
156
Bütün bunların nedeni Şeytanın geçirmiş olduğu mutsuz çocukluk dönemidir. Bu yüzden onu kötülük yapmakla suçlayamayız. Tanrının kendisi için öngördürüğü pis işleri yapan maşadan başka bir şey değildir...
...Asıl avukata ihtiyacı olan Tanrıdır, çünkü dünyanın yaratılmasından sorumlu olan O’dur. Dünyayı yaratırken borçlanan Tanrı, bu borcu insanlara kaktıma sevdasından hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Bu yüzden tamamı yanlışlara hasredilmiş bir tarihten sözedebiliyoruz.
Tanrı bu zorla hissettirdiği suçluluk duygusuna bir de aşağılamayı eklemiştir.
Zira insanların Tanrının bağışlamış oılduğu şeye eşdeğerli bir fedakarlıkta bulunabilmeleri olanaksızdır. Bu borcun iade edilmesi ya da silinmesi olanaksızdır. Bu meydan okumaya karşılık verme olanaksızlığı yüzünden insan küçük düşmek ve kendini bağışlatmak durumunda kalmıştır. Bunun üzerine Tanrı en çok sevdiği oğlunu yeryüzüne gönderip çarmıha gerdirerek bu borcu silmeye çalışmıştır. Kendi kendini aşağılar gibi yaparak aslında insanlara güçsüzlüklerini göstererek, onları çok daha kötü bir şekilde aşağılamıştır. O günden sonra insanlar Tanrıdan kendilerini hem yaratmış hem de kurtarmış olduğu (bu göreceli bir kurtarıştır, zira bu aşağılanma insanı Kıyamet Günü yargılamasından kurtarmamaktadır) için bağışlanmayı dilemeye mahkum edilmişlerdir.
Bu bugüne kadar karşılaşılabilecek en güzel güdümleme biçimidir.
Bu güdümleme eylemi amacının ötesine –hatta Tanrının bil ölümünün ötesine- geçmeyi başarmıştır –çünkü günümüzde bu işi biz devralmış bulunuyoruz. Üstelik bunu bir de Tanrının ölümünden duyulan suçluluk duygusunu eklemiş bulunuyoruz (Tanrı bize oyun oynamadan duramıyor).
Biz de bağışlanmak amacıyla muazzam bir çaba harcayıp, fedakarlık gösterip kurbanlaşıyor, insanlaşıyor, kendi kendimize saçmalayıp, kendi kendimizi depresyona sokuyor ve Tanrı’ya bize oynadığı aşağılama oyununun aynısını oynuyoruz.
164
“Nihilist” olmak şeylerin en sıradan hallerini değil, sahip olabilecekleri en anlamlı hallerini yadsımak demektir. Oysa somut görünüm ve mevcudiyet her zaman en sıradan biçimler arasında yer almışlardır...
...Olumlu ya da olumsuz hiçbir ereklilik tarihin söyleyebileceği son söz olarak değerlendirilemez.
Bu açıdan kıyamet bile kolay bir çözümdür.
173
Zaten Rivarol da , Devrim konusunda aynı şeyi söylüyor ve halkın devrime katılma nedeni bu gösteriyi kaçırmama arzusuydu diyordu.
190
Ölüm çok uzun bir süre bize karşı direnmekte ancak sonunda geri adım atmak zorunda kalmaktadır.
STANISLAW LEC
202
Ölüm sonrasındaki zaman konusunda pek çok soru sorulurken, doğum öncesi zaman konusunda hemen hiç bir soru sorulmamaktadır...
...Lichtenberg, buradakine benzer bir yaklaşımla şöyle ilginç bir öneri getirmişti: İnsanlar yaşlı doğmalı, zaman içinde giderek gençleşmeli ve çocukluğa doğru yol almalılar. “Bu gençleşme sürmeli ve sonunda birer embriyona dönüştüklerinde onları bir şişeye koymalı” diyordu. “50-60 yaşlarındaki kızlar minicik varlıklara benzeyen annelerinin üstüne titreyerek, onları şişede yaşatmaktan özel bir keyif alacaklardır...”
215
Bir yapıt, bir nesne, bir mimari, bir fotografın yanı sıra bir suç ve bir olay da bir şeylerin alegorisi, bir şeylere karşı bir meydan okuma biçimi, devreye rastlantının sokulduğu şaşırtıcı bir şey olmalıdır.
Foucault’u Unutmak’tan
24
Barthes, Japonya konusunda: “Orada cinsel ilişkinin dışında kalan bir alanda cinselliğe rastlayabilmeniz mümkün değildir. Oysa ABD’de cinsellikle cinsel ilişkinin dışında her yerde karşılaşabilirsiniz.” demekteydi.
85
İktidardan bu kadar çok söz edilen bir yerde, iktidar diye bir şeyin olabilmesi mümkün değildir. Keza Tanrı konusunda da benzer şeyler söylenebilir. Tanrı'nın ölümünden bir önceki evre Tanrı'nın her yeri kapladığı ve her yerde olduğu evredir. Bu iktidar konusunda da böyledir. İktidar bir hayal, bir hayalet, bir müteveffadır - Kafka'nın sözleri de zaten kelimesi kelimesine bu anlama sahiptir: gelmesi gerektiği günden bir sonraki gün gelen Mesih, ölüler arasında yeniden yaşama dönmüş bir Tanrı - bir zombi'den başka bir şey olamaz-. İktidardan bu kadar çok ve güzel bir şekilde söz ediliyor olması, çözümlemedeki titizlik ve mikroskopik bakış açısının bile bir nostalji efektine dönüşmesine yol açmaktadır. İşte tam da bu noktada hemen her yerde iktidarın, kendisine ikinci bir yaşam hakkı tanıma adına, ayartmayla çiftleştirilmesine -bu günümüzde sanki bir zorunluluğa dönüşmüş gibidir- tanık olunmaktadır. İktidara taze kan sağlayan şeyin adı arzudur. Oysa arzu bile, toplumsalın ta derinliklerinde yer alan bir tür arzu efektinden başka bir şey değildir.
Üretimin Aynası’ndan
17
Hemen herkes, özellikle de "insanları hayvanlardan ayıran ilk eylem düşünmek değil var olmalarını sağlayan araçların üretimidir" (insan neden hep hayvandan ayrılma eğilimindedir ki? İnsanlığın bizde sabit bir fikir haline gelmesine neden olan şey yine ekonomi politiktir - neyse bununla zaman yitirmeyelim) diyen Marx için bu nihai hedef apaçık ortadadır. Oysa insanın nihai amacı yaşamak için gereken araçları keşfetmekten mi ibarettir?
33
Marcuse: "Birer uygarlık ilkesi olarak oyun \ yatışma çalışmanın yalnızca dönüştürülme sürecini değil ayı zamanda tamamıyla özgürce gelişen doğa ve insana ait güçleri egemenliği altına girmesini de içermektedirler. Oyun ve yatışma fikirleri şimdi kendilerini üretkenlik ve randıman adlı değerlerinden ayıran mesafeyi bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedirler. Çünkü oyun yararsız ve üretken olmayan bir şeydir. Bunun nedeniyse çalışma ve boş zamanlara özgü o baskıcı ve sömürücü özellikleri reddetmesidir. " (Eros ve Uygarlık)
58
Öyleyse simgesel değiş tokuş düzeninden kopuş sırasında hıristiyanlık, bir menteşe görevini yüklenmiştir. Hıristiyanlık Doğa’nın rasyonel ve yoğun bir şekilde sömürülmesini destekleyen en özgün ideolojidir.
108
Felsefenin Sefaleti başlıklı metinde Marx, değişim değeri sisteminin bir tür soy ağacını sunmaktadır:
1.] (Örneğin arkaik ya da feodal oluşumlarda) maddi üretimin yalnızca işe yaramayan bölümü değiş tokuş edilmektedir. Çok geniş alanlar değiş tokuş ve mal evreninin dışında kalmaktadır.
2.] "Sınaileşmiş" maddi üretim (kapitalist ekonomi politiğe ait) değiş tokuş tarafından tamamıyla (yabancılaştırılmaktadır).
3.] Değiş tokuş süreci içinde yer alamayacağı (yabancılaştı-rılamayacağı) ifade edilen (bölüşülen ancak değiş tokuş edilmeyen) - erdem, sevgi, bilgi, bilinç - şeyler bile değişim değeri evrenine doğru çekilmektedir. Bu: "genel bir çürüme", "evrensel bir nüfuz ve yetki satımı", "kesinleşmiş ticari değerlerinin öğrenilebilmesi için her fiziki ya da ahlaki nesnenin pazara götürüldüğü" bir dönemdir.
131
Zengin ülkelerle Üçüncü Dünya ile aralarındaki uçurumu, gerçekten özveride bulunarak kapatmaya çalışsalar bile, kapatamazlar. Bu durum tüm bireyler için de geçerlidirler tüketici mallarla, göstergelerin kendi yararına rantabl hale getirildiği kandırmacasıyla aldatılmaktadır. Bu tüketici eğlence yoluyla bile olsa zamanını boşa geçirmekten acizdir ("Tüketim Toplumu", Denoel, 1970). Her tüketici ekonomi politik sistemi yani sahiplenme mantığıyla, harcama, armağan etme ve yitirme olanaksızlığının yanı sıra acımasız değer yasasını kendi düzeyinde vahşice yeniden üretmekle meşguldür.
132
Bilindiği gibi fakültelere özerklik tanımak, onları kaptalist üretim sürecine benzeyen bir süreç içine sokmanın en güzel yoludur. Aynen sömürge ülkelerini sonsuza dek sürecek bir modernleştirme sürecinin içine sokacak en kestirme yolunun onları bağımsızlıklarına kavuşturmak olması gibi.
Simülakrlar ve Simülasyon’dan
1
Tembelliğin özünde köylülük vardır. Köylülüğün özü "doğal" denge ve hak etme duygusundan ibarettir. Asla gereğinden fazla çalışmayacaksın. Bu anlayışın kökenindeyse toprakla çalışma arasında bir eşdeğerlik bulunduğu inancının zorunlu kıldığı bir saygı ve nezaket ilkesi vardır. Köylü toprağa elinden geldiğince verir. Gerisini - yani asıl önemli işi - tanrılara havale eder. Bunun adı, çalışma yoluyla elde edilmemiş ve asla elde edilemeyecek olana karşı duyulan, saygı ilkesidir.
Böyle bir ilke insanın yazgıyla ilgilenmesine yol açabilir. Çünkü yazgı, karşı konulması olanaksız bir tembellik stratejisinin ürünüdür. Zaten aşırı uçlarla, tembellik üzerine oturttuğum dünya görüşümün temelinde de bu düşünce var. Kıyamet kopsa bu bakış açısından vazgeçmeye niyetim yok. Hemşerilerimin insanın tüylerini diken diken eden çalışma biçimleriyle, girişimcilik, toplumsal sorumluluk, hırs ve rekabet anlayışlarından nefret ediyorum. Bunlar kırsal kesimin kendilerine yabancı olduğu, performans düşüncesi üzerine oturtulmuş, kendini beğenmiş, kent kökenli değerlerdir. Tembellikse doğal bir enerjidir." (Cool Memories II, s. 18)
25
Disneyland’i düşsel bir evren olarak sunma arzusunun gerisinde yatan şey, Disneyland’in dışında kalan evrenin gerçek bir evren olduğuna inandırma düşüncesidir.
97
Medya mesajları da benzer bir şekilde iş görmektedirler yani bu mesajlar ne bilgi vermekte ne de iletişim kurmaktadır. Medyanın mesajları bir referandum, sonu gelmeyen testler, kısır döngüleşmiş yanıtlar, kodun geçerliğinin sınanmasından başka bir anlama sahip değildir.
99
Geleceği önceden haber veren bir model olarak hipermarket (özellikle de A. B. D'de) yerleşim bölgelerinin dağılımını belirlemektedir. Oysa geleneksel çarşılar kentin tam merkezine yerleştirilerek kentliyle köylünün buluşması sağlanırdı. Hipermarket kırsal kesimle kentin ortadan kalkarak yerini köyle-kent arası bir yere (agglomeration) bırakan yeni bir yaşam biçiminin dışavurumudur - tüketimin eşdeğerlisi, mikromodeli, tamamıyla işaretlerden oluşan işlevsel bir kent dışı - banliyö tipi alış veriş yeri (zoning) . Oysa hipermarket "tüketim" merkezi olmanın ötesinde bir anlama sahiptir. Burada sergilenen nesneler özgün bir gerçekliğe sahip değillerdir bir başka deyişle önemli olan onların geleceğe özgü toplumsal ilişki modelini andnan seriler, daireler ve seyirlik şeyler şeklindeki düzenlemeleridir.
Bir "biçim" olarak hipermarket modernliğin nasıl sona ereceğini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Büyük kentler yaklaşık yüzyıllık (1850-1950) bir süre içinde "modern" (çoğu şu ya da bu şekilde bu başlığı taşıyordu) büyük mağazaların doğuşuna tanık olmuşlardır. Ancak ulaşımla birlikte ortaya çıkan bu temel modernleşme süreci kentsel yapıyı allak bullak etmemiştir. Kentler, kent olarak kalmışlardır. Oysa yeni kentler hipermarket ya da shopping center'ların uydularına dönüşmüşlerdir
161
İnsanı mucizevi denebilecek bir yöntemle "rasyonel" davranışlara sahip bir varlığa indirgeyebilmek mümkün olsaydı, bugün ne insanbilimler ne de psikanaliz diye bir şey asla var olamazdı. Karmaşık yapısı sonsuza dek uzatılıp, götürülebilecek bir şey olan psikolojinin keşfinin kökeninde (işçileri) öldürünceye kadar sömürebilme, (tutukluları) öldürünceye kadar kapalı tutabilme, (hayvanları) öldürünceye kadar şişmanlatma olanaksızlığı vardır.
173
Bir karmaşıklığa ve bunun sonucunda da gülmeye yol açan bu iki önemli temanın adı: Ölüm ve Cinselliktir. Kalıntıysa insanı güldüren üçüncü, belki de gerçekten var olan tek temadır çünkü diğer ikisi kendilerini birer tersine çevrilebilirlik modeli olarak sunmaktadırlar. İnsan neden güler? Şeylerin tersine çevrilmesi bizi güldürür. Tersine çevrilebilen en ünlü biçimler ölüm ve cinselliktir. Erille dişi ve yaşamla ölümün her an için tersine çevrilebilme olasılığı cinsellikle ölüm konusunun bir gülme nedenine dönüşmesini sağlamaktadır.
188
Ben nihilistim.
Görünümleri (ve görünümlerin sahip olduğu ayartıcılığın) anlam (yeniden canlandırma, tarih, eleştiri, vs) lehine yok eden muazzam süreci XIX. yüzyılın en önemli olayı olarak kabul ediyor, varlığını onaylıyor ve sorumluluğunu üzerime alıyorum. XIX. yüzyıl ya da modernleşmenin gerçekleştirdiği asıl devrim görünümlerle dünyanın büyüleyiciliğine kesin bir şekilde son verip, hiç direnmeden onu yorumlama ve tarihin ellerine terk etmiş olmasıdır.
192
Egemenliğini kabul ettirmiş sistemlerde nihilist olmak, bu şiddet yüklü ve alaycı çizgiyi sistemin kaldırabileceği en uç noktaya kadar götürerek, sistemi, bu meydan okuma eylemine, ölme eylemiyle yanıt vermeye zorlamak anlamına geliyorsa o zaman, tıpkı bu işi silaha sarılarak yapan başkaları gibi, ben de kuramsal düzeyde bir terörist ve nihilist olduğumu söyleyebilirim. Bugün başvurabileceğimiz tek silah hakikat değil, kuramsal bir şiddettir.
Oysa bu da bir ütopyadır. Gerçek bir radikallikten söz edebilmek mümkün olsaydı o zaman nihilist olmak bir işe yarayabilirdi - ölüm, buna teröristin ölümünü de katabilirsiniz, hâlâ bir anlama sahip olsaydı o zaman terörist olmak bir işe yarayabilirdi.
Şeyler bu noktada içinden çıkılmaz bir hal almaktadırlar. Çünkü radikalliğin bu etkin nihilizmine sistem nötralize edici bir nihilizmle karşılık vermektedir. Sistem de nihilisttir çünkü kendisini yadsıyanlar da dahil olmak üzere herkesi umursamaz ve aldırmaz bir tavır içine sokabilmektedir. Bu sistemde ölümün yokluğu bütün boyutlarıyla hissedilmektedir (Bolonya Garı, Münih Oktoberfest'deki ölüm olaylarına karşı herkes duyarsız kalmıştı. Zaten terörizmin de sistemle kendine rağmen suç ortaklığı yaptığı nokta burasıdır. Bu politik anlamda bir suç ortaklığı değildir. İnsanların olaylara karşı duyarsızlaşma sürecini hızlandırarak sistemle suç ortaklığı yapmaktadır.
Sanat Komplosu’ndan
28
Kırda Kahvaltı’daki çıplak kadını Cezanne’ın Kağıt Oynayan Adamlar’ının üstüne bindirerek göz kırpmak, olsa olsa bir reklamcılık şakasıdır; günümüzde reklamlara damgasını vuran mizah, ironi, ve göz boyayan eleştiriler sanat dünyasını istila etmiştir. Bu, insanın kendi kültürü karşısında duyduğu pişmanlıın ve hıncın ironisidir.
29
Yüksek çözünürlük denen şeye , başka deyişle, imgenin yararsızca kusursuzlaştırılmasına her geçen gün biraz daha yaklaşıyoruz. Ama imge, gerçek zamanda üretile üretile , tam da bu sebepten imge olmaktan çıkmaktadır. Mutlak berraklığa, yüksek çözünütlüğe, imgenin gerçekçi kusursuzluğuna ne kadar yaklaşırsak, yanılsama gücü de o ölçüde kaybolmaktadır.
33
Sanat, artık bütün olarak bayağılığın üst-dilinden ibaret. Dramdan yoksun bu simülasyon sonsuza kadar devam edebilir mi?
36
Düşünürseniz, aslında Bizans ikonkıncılığmda da aynı sorun geçerliydi. İkona tapanlar, Tann'yı en yüce haliyle temsil ettikleri iddiasında olan kurnaz insanlardı, oysa gerçekte, imgeler yoluyla Tann'yı taklit ederek [simuler] onun varlığına ilişkin sorunun üzerini örtüyorlardı [dissimuler]. Her imge, Tanrı'nın varlığı sorusunu sormaktan kaçınmanın bahanesiydi. Aslında her imgenin arkasında, Tanrı kayboluyordu. Ölmemişti, ama kaybolmuştu. Başka deyişle, soru artık sorulmuyordu bile. Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu sorunu simülasyonla halledilmişti.
Ama insan, kaybolmanın, üstelik tam da imgelerin ardında kaybolmanın, bizatihi Tanrı'nın stratejisi olduğunu düşünebilir. Tanrı kaybolmak için imgeleri kullanır, böylece iz bırakmama itkisine riayet eder. Kehanet böylelikle gerçekleşir: Bizler bir simülasyon dünyasında yaşıyoruz, göstergenin en büyük işlevinin gerçekliği kayboluşa itmek ve bu yolla onun kayboluşunun üzerini örtmek olduğu bir dünyada. Sanat başka bir şey yapmıyor. Günümüz medyası başka bir şey yapmıyor. Bu yüzden ikisi de aynı kadere mahkûm.
39
Modern dünyamızın özü reklamcılıktır. Bu haliyle, sanki bizim dünyanın başka bir dünyada reklamı yapılsın diye keşfedilmiş olduğu söylenebilir.
39
Bir şeyin fotoğrafını çektiğinizde bunu sırf kendi zevkiniz için yaptığınızı sanıyorsunuz, oysa aslında fotoğrafı çekilsin isteyen odur, siz onun sahnelenmesindeki bir figüransınız sadece - çevresindeki dünyanın kendi reklamını yapma sapkınlığıyla gizlice dürtüldügünden habersiz bir figüran. Durumun patafizik ironisi de burada yatıyor. Durumun bu ters çevrilmesiyle metafiziğin tamamı bir kenara itilir, artık süreci başlatan özne değildir, o sadece dünyanın nesnel ironisinin aracısı veya işlemcisidir. Artık dünyaya kendi tasvirini sunan, özne değildir (I’ll be your mirror!); nesne özneyi kırılıma uğratır ve bütün teknolojilerimizi kullanarak, kendi mevcudiyetini ve rastlantısal formlarını sinsice dayatır.
50
Belki de bizler, kendi kendimize sanat komedisini oynamaktan başka bir şey yapmıyoruzdur - tıpkı başka toplumların ideoloji komedisini oynamaları, mesela İtalyan toplumunun (ama sadece onun değil) iktidar komedisini oynamaya devam etmesi, tıpkı kadın bedenlerini sergileyen müstehcen reklamlarda pornografi komedisini oynamaya devam etmemiz gibi. Bitmeyen striptiz, teşhir edilen cinsel organ fantezileri, cinsel şantaj: Bunlann hepsi gerçek olsa, herhalde katlanılmaz olurdu. Neyse ki bunlar gerçek olamayacak kadar aşikâr. Şeffaflık gerçek olamayacak kadar güzel. Sanata gelince, o da gerçekten hükümsüz olamayacak, hiçleşemeyecek kadar yüzeysel.
50
La Pane Maudite, George Bataille'm ekonomi üzerine eserinin başlığı. Bataille'a göre her organizma enerji fazlasına sahiptir, fakat büyüme daima sınırlı olduğundan organizma için bu fazlalık bir "lükstür" ve nihayetinde boşa harcanması gerekir. "Lanetli pay", ekonomide, ya sanat gibi hiçbir karşılık getirmeyeceği bilinen alanlarda tüketilen, veya modern dönemde savaş biçimini alan yıkıcı faaliyetlere aktarılan bu “fazlalık”tır –ç.n.
52
Çağdaş sanatın bütün riyakarlığı da burada: Hükümsüzlüğe, anlamsızlığa, saçmalığa talip olmak, zaten hükümsüzken saçma olmak için çırpınmak. Yüzeysel terimlerle yüzeysellik iddiasında olmak. Ama hükümsüzlük herkesin harcı olmayan esrarlı bir vasıftır.
53
Bu riyakârlığın öteki yüzü, hükümsüzlük blöfü yaparak, sanatın bu kadar hükümsüz olmasının mümkün olmadığı, muhakkak bir şeyler saklıyor olduğu mazeretiyle insanları ona bir nebze de olsa önem ve değer vermeye a contrario [tersinden] zorlamaktır. Çağdaş sanat bu belirsizlikten, estetik yargıları temellendirmenin imkânsızlığından yararlanır ve onu anlamayanların ya da ortada anlaşılacak bir şey olmadığını idrak edemeyenlerin suçluluk duygulan üzerinden spekülasyon yapar - içerden bilgi sızdıranlann cürmüne başka bir örnek daha.
65
Günümüzde hükümsüzlüğün içinde az çok dramatik bir şekilde ritüellik yaratan ve hükümsüzlükler karşısında, hiçliğin karşısında kibrin gücüyle dayanmaya çalışan bu kuşağı küçümsemek de istiyor değilim... Üstelik bu onların mutsuz ve melankolik entelektüellerden daha az kafa ütülemesini de sağlıyor, çünkü henüz her şeyi yitirdiklerinin bilincinde değiller ve bir tür bâtıl inançla kendileriyle barışık olmayı başarıyorlar! Hatta onlarla bir hafta geçirip, kendini hoş bir şeyler yaşamış gibi hissedebilirsin - tabii kendini kandırmaman ve sürenin çok da uzamaması koşuluyla!
70
-Buna rağmen iyi durumda olan sanatçılar yok mu?
-Bana kalırsa gereğinden fazla iyi durumdalar...
-Böyle bir şey söylemek için uygun bir zamanda mıyız sizce?
-Benim sorunum dünyanın sefaleti değil. Sinik görünmek istemiyorum ama sanatı koruyacak değiliz. Kültürü ne kadar korursak, elimizde o kadar fazla atık oluyor, sahte başarılar, sahte teşvikler... Kültür korumacılığı bizi kültürü pazarlama dünyasıyla baş başa bırakıyor...
Naif bir dille söyleyecek olursam, sanatın iddialı hali beni şoke ediyor. Bundan kurtulmak da zor, ne de olsa akşamdan sabaha yaşanan bir süreç değil. Sanat, dünyayı aşma istenciyle, şeylere istisnaî, yüce bir form verme istenciyle iddialı bir şeye dönüştürüldü. Sanat, bir zihinsel iktidar meselesine dönüştü.
Sanatın ve sanat söyleminin bu zihinsel şantajı hiç de azımsanmamalı. Kimse bana sanat bitti, öldü dedirtmesin. Bu doğru değil. Sanat, artık sanat namına bir şey kalmadığı için ölmez, çok fazla sanat kaldığı için ölür. Gerçeklik fazlalığı da, kendini gerçeklik olarak dayatan sanat fazlalığı da beni umutsuzluğa sevk ediyor.
74
-Şu sanat çevresi meselesinden söz edelim... Ortada bir "sanat komplosu" olduğunu iddia ederek bu çevrenin mensuplarını komplocu ilan etmiş oluyorsunuz, biraz acımasızca değil mi?
-"Sanat komplosu"ndan bahsederken bir metafor kullanıyorum, tıpkı "kusursuz -cinayet"ten bahsederken yaptığım gibi. Artık bu komplonun ne tertipçilerini ne de kurbanlarını tespit edebilirsiniz. Bu komplonun yaratıcısı yoktur, herkes hem suç ortağı hem de kurbandır. Aynı şey siyasette de geçerli: Örneğin hepimiz mizansene hem kanıyoruz hem de onun suç ortağıyız. Bir tür inançsızlık, hiçbir şeye yatınm yapmama hali, herkesin sonsuz bir tür döngü içinde ikiyüzlü bir oyun oynamasına sebep oluyor. Bu döngüsellik bence sanatın bizatihi formuna aykırıdır, çünkü sanatın formu "yaratıcı" ile "tüketici" arasında net bir ayrımı gerektirir. Bu karmaşadan doğan her şey, etkileşimlilikmiş, topyekûn katılımmış, kesişim noktalarıymış... hepsi bana sıkıcı geliyor.
-Yazınızı okuduğumda kendinizi bu komplonun suç ortağı gibi gördüğünüz izlenimine kapılmadım. Sanki kendinizi sırra ortak edilmemiş olanların, kandırılmaya çalışılanların yerine koymak ister gibisiniz...
-Ben [La Fontaine'in masalındaki] Tuna Nehri köylüsünü oynuyorum: hiçbir şeyden haberi olmayan, ama bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenen biri. Ben "haylaz" olma hakkımı talep ediyorum. Haylaz, kökeni itibariyle eğitilmeyi, ders almayı, göstergelerin tuzağına düşmeyi reddeden biri demektir. Ben, şeylere bir agnostiğin gözüyle bakarak teşhiste bulunmak istiyorum... İlkelin konumunda olmayı seviyorum...
83
-İlkel bir hale nostalji duyuyor gibisiniz, gerçekte asla var olmamış bir hale…
Elbette, işte bu nedenle muhafazakar değilim: Gerçek bir nesneye geri dönmek gibi bir hevesim yok. Bu, gerici, sağcı bir nostaljiyi beslemek anlamına gelird.
87
Ama bence asıl büyük dönemece Duchamp'la girilir (gerçi onu da kutsallaştırmaya çalışmıyorum): Hazır-nesne olayı, öznelliğin askıya alınmasına işaret eder: Sanat eylemi, nesneyi bir sanat nesnesine dönüştürmekten ibarettir. O zaman sanat, neredeyse sadece bir büyü işlemi olur: Nesne, bayağılığıyla, dünyanın tamamını bir hazır-nesneye dönüştüren bir estetiğe aktarılır. Duchamp'ın eylemi kendi başına çok küçüktür, ama ondan itibaren dünyanın bütün bayağılığı estetiğe geçer ve tersi biçimde, estetiğin tamamı bayağılaşır: Bayağılık ile estetik alanları arasında bir yer değiştirme gerçekleşir, bu da geleneksel anlamda estetiği tam manasıyla sona erdirir.
Bence, tüm dünyanın estetiğe dönüşmesi, bir açıdan sanatın ve estetiğin sonuna işaret eder. Bunun ardından yapılan her şey -geçmiş sanat formlarının dirilmesi de dahil- hazır-nesneye dönüşür (bir şişe, bir olay veya olayın yeniden canlandırması).
Bergson
-Gülme , ne kadar gönül açıklığiyle oluyor sanılırsa sanılsın , diğer gülenlerle gerçek yahut tasarlanmış bir anlaşmayı , bir suç ortaklığını saklar.
-Eğer komik şey kendi zıddı olan şeye yaklaştırılarak tarif edilecek olursa , güzellikten ziyade zarifliğin zıddı olarak görülür. Komik şey bir çirkinlik olmaktan ziyade bir katılıktır.
-Alçakgönüllü olmak kaygısının gülünç olmak korkusundan tam ne zaman ayrıldığını söylemek güçtür.
-Gülünçteki saçmalık , rüyalardaki saçmalığın aynıdır.
Lichtenberg
9
Nasıl ki kulak uzaklık oranlarını ölçüyorsa, dil de belki cisimlerin yüzölçümlerini hesaplıyordur.
24
En eski atasözü, fazlası zarar, olsa gerek.
27
İnsanların hala katakullilerle yönetilmesi gerektiğine görei dünyada her şey yolunda olamaz.
29
Kum saatleri insana sadece zamanın hızla aktığını değil, günün birinde dönüşecek olduğumuz bir avuç tozu da hatırlatır.
37
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı -bu herhalde şunu demek: İnsan Tanrı'yı kendi suretinde yarattı.
37
Bugün kitap kitaplarımız, tasvir tasvirlerimiz bile var.
43
Bir şeye hala inanmak ile tekrar inanmak arasında büyük bir fark vardır. Ayın bitkiler üzerinde etkili olduğuna hala inanmak aptallık ve batıl itikat göstergesidir, buna tekrar inanmak ise felsefe ve düşünürlük göstergesi.
49
Ne? Üzerinde tartışılacak konudan anlamak mı? Ben derim ki, bir tartışma için şart olani taraflardan en az birinin konudan anlamamasıdır; ve böyle, sözümona heyecanlı bir tartışmanın mükemmelindei tarafların ikisi de konudan hiç anlamaz, hatta
ne dediklerini bilmeleri bile gerekmez.
52
Kimi ülkelerin esenliğiyle ilgili kararlar oyların çoğunluğuna göre veriliri oysa herkes itiraf eder ki, ,
iyi insandan çok kötü insan vardır.
56
Yas tutan genç dullar niçin o kadar güzeldir?
(İnceleme konusu)
58
Ben insanları yüzeyde kendi tarafıma çekebilirim; insanların kalpleri ise onlara duygusal haz vererek kazanılabilir sadece; bundan
adım gibi eminim.
64
Çok okumak karşımıza alim bir barbarlık çıkardı.
72
İnsanın küçük şeyleri önemli görme eğilimi sayesinde ortaya birçok büyük şey çıkmıştır.
88
Zamandan başka bir yolu daha vardır büyük değişimler gerçekleştirmenin: Şiddet. Zaman fazla yavaş ilerliyorsa, şiddet hemen işi bitiriverir.
88
Dünya bizim tarafımızdan bilinmek için değil, içinde kendimizi oluşturmamız için vardır.
93
İnsanın yeni bir şey görebilmesi için yeni bir şey yapması lazım.
94
Biz tabiatta kelimeleri değil, sadece baş harflerini görürüz, sonra da onları okumaya kalkınca, yeni kelimeler sandığımız o şeylerin gene başka kelimelerin baş harfleri olduğunu anlarız.
96
Tanrı'ya bana bahşetmesi için her gün dua ettiğim en büyük mutluluk, sadece anlayışı sağlam ve faziletli insanların güç ve bilgi bakımından benden daha üstün olmasıdır.
97
Dünyada keyifli, daha doğrusu neşeli olmak için, insanın her şeye sadece ka.amak bir bakış fırlatmakla yetinmesi gerekir; insan ne kadar derin düşünürse, o kadar ciddileşir.
101
Bilgeliğin ilk adımı: Her ieyden şikayet etmek.
Son adımı: Her şeyle uzlaşmak.
103
Din, bir pazar günü macerası.
105
Hep kendini biledi durdu, sonunda keskinleşemeden köreldi.
110
Beni kınayanların ya güçleri ya esprileri yetmediğinden yapamadıkları hatalarımdan ötürü çok kınanmışımdır.
çn:
Türkçe'ye "nükte, espri" anlamıyla geçmiş olan Fransızca "esprit" kelimesi aslında "ruh, akıl" anlamlarını da içerir.
13 Ocak 2008
Susan Sontag
40
Bir görüntüye irkilmeden bakabilmenin yatıştırıcı bir tarafı vardır. Ama irkilmenin de ayrı bir hazzı vardır.
81
Güzelleştirmek, kameranın klasik işlemlerinden birisidir ve yansıtılan görüntüye moral verici bir hava katar. Çirkinleştirmek, bir şeyi en kötü haliyle göstermekise daha modern bir işlevdir: Bu, didaktik özelliğiyle daha etkin bir teğki vermeye çağırır bizi. Fotografların suçlayıcı, muhtemelen de davranışları değiştirici bir içerik kazanması için, mutlaka şok edici bir taraflarının olması gerekir.
84
Ve fotograflar, başka fotografların yansımasıdır.
102
Sempatimiz, acizliğimizin yanı sıra masumiyetimizin de ilanıdır.
115
Ve gereğinden fazla hatırlamak insana acı verir. Barış yapmak, unutmaktır. Uzlaşmak için hafızanın kusurlu ve sınırlı oması gerekir.
118
Bir adım geri çekilip düşünmekte yanlış olan hiçbir şey yoktur. Zaten birçok bilge kişi şöyle dememiş midir; “hiç kimse aynı anda hem düşünüp hem de birine vuramaz.”
142
Farklı Amerikan dinsel kümelerin temsil ettiklerini savundukları tarihsel inançlar nasıl bir içerikte olursa olsun, hepsi de benzer şeyler vazetmektedirler: Kişisel davranışların ıslah edilmesi, başarının değeri, camaat içinde işbirliği, başkalarının tercihlerine hoşgörüyle yaklaşma. ( Bunların hepsi de tüketim kapitalizminin devamlılığını ve düzgün biçimde işlemesini sağlayan erdemlerdir.) Dindar olmak fiili bir durum olarak saygınlık getirmekte, bir düzen oturtmakta ve ABD’nin dünyaya liderlik etme misyonuna erdemli anlamlar yüklemeye yaramaktadır.
145
Edebiyatın görevlerinden birisi, sorular formüle etmek ve hükmünü sürdüren sofuluklara karşı-açıklamalar ortaya atmaktır. Sanat, muhalif olmadığı zamanlarda bile , aykırı olmaya doğru çekilir. Edebiyat diyalogtur; bir şeye tepki vermek karşılık vermektir. Edebiyat, kültürler evrim geçirip birbirleriyle etkileşim içine girdikçe, insanın canlı olan şeylerle ölmeye yüz tutan şeylere verdiği karşılıkların, tepkilerin bir tarihi olarak tarif edilebilir.
151
Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir.
Fotograf Üzerine'den:
41
Sonuçta bir deneyime sahip olmak bir fotograf çekmekle aynı şey haline gelirken, toplu bir olaya katılmak da giderek onun fotograflanmış biçimine bakmakla eşitlenir. Ondokuzuncu yüzyılın en mantıklı aesthete’i olan Mallarme, dünyadaki her şeyin bir kitapta son bulmak için var olduğunu söylemişti. Bugünse her şey bir fotografta son bulmak için var oluyor.
60
‘Çinliler’in bir teorisine göre hayranlığa sıkılma içinden geçersiniz.’ demişti Arbus.
179
Bir fotograf romansın başlangıç noktası olabilir, ancak erotik ilişkinin yalnızca fotografla yaratılmadığı, aynı zamanda onunla sınırlı olduğunun düşünülmesi daha yaygındır.
184
Tıpkı doğru ya da yanlış ucu olmayan bir dürbün gibi, fotograf makinesi...- bir yandan yabancılaşmayı onaylarken, diğer yandan katılmamıza izin verir.
193
Bizim için bireysel göz olan fotografçıyla nesnel bir saptayıcı olan fotografçı arasındaki fark temeldir. Bu farkın çoğunlukla ve yanlış olarak, sanat olan fotografı belge olan fotograftan ayırdığuı düşünülür. Oysa bunların her ikisi de fotografın anlamının mantıksal uzantılarıdır: potansiyel olarak, dünyadaki her şey hakkında, tüm olası açılardan not almak.
Stig Dagerman
Maksim Gorki
30
Sakin bir sesle konuşuyordu. Ne sesinin tonu, ne kuzenimin üstünde kıpırdanıp durduğu sandalyenin gıcırtısı, ne de ninemin tepinmeleri bu basık ve isli tavanlı mutfağın karanlığında uzayan olağanüstü sessizliğ bozamıyordu.
34
İnsan gücünün tükendiğine bile sevinir, çünkü ya dinlenecek ya da gebereceksin. (dedesi)
44
Eğer Yakov bir köpek olsaydı,
Sabahtan akşama kadar havlardı.
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Ah ,ne kadar hüzünlüyüm!
Yoldan geçiyor bir rahibe,
Duvarın üstünde bir karga tünemiş
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Ocağın ardında bir cırcırböceği ötüyor.
Hamamböcekleri kaşnaşırken.
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Bir dilenci portyanki'sini açtı kurutmak için
Bir diğer dilenci çaldı bunları.
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Ah ,ne kadar hüzünlüyüm!
46
Ah ! Çarıklarımın yıpranmasına göz yumsaydım.
Karımı ve çocuklarımı , bırakır kaçardım!
47
Bütün hafta boyunca
Dantelci kız çalıştı,
Öylesine yoruldu, yoruldu ki,
Yarı ölü bir hale geldi.
48
Pazar, ayinden sonra,
Gece yarısına kadar dans ettim,
En son ben döndüm eve;
Ne yazık şölen bitti!
119
-Tanrı, Baba, Oğlu ve Kutsal Ruh adına!... diye mırıldandı.
Bu sözcüklerden sonra, odanın içine sanki bambaşka bir sessizlik çöker, sanki sinekler bile daha usulca vızıldıyormuş gibi gelirdi.
123
Beyaz melekler Tanrı'nın memurlarıdır,
Bizim memurlarsa şeytanın uşakları
125
Ninem cumartesileri ve bayram günleri akşam ayinleri için beni kiliseye götürürdi. Orada, kimin hangi Tanrı'ya dua ettiğini anlardım hemen; rahibin ve zangocun sözleri büyükbabamın Tanrı'sına, ahalinin sözleriyse ninemin Tanrı'sına yönelikmiş gibi gelirdi bana.
133
Bir kadın aşk yapmaktan hoşlanmıyorsa!
Bir başkasını aramalı!
Onu bulmaya çalış!
Ve becerirsen bulmayı!
Alırsın armağanı!
O tatlı armağanı!
145
Böyle anlarda en arı, en ince düşünceler doğar insanın içinde. Ama bunlar tıpkı bir örümcek ağının iplikleri gibi öylesine ince saydamdırlar ki, bunları sözcüklerle ifade etmenin olanağı yoktur. Kayan yıldızlar gibi bir an parlar sonra silinir gider; tatlı ve heyecan verici bu düşünceler, insanın ruhunu belirsiz bir özlem ve hüzünle doldurur, yakar. Ruh kaynayan ve eriyen bir maden gibi kesin biçimini alır; gerçek yüzü insanın böyle oluşur.
183
Büyükbabam pencerenin kenarında durdu. Uzun süre, hiç ses çıkarmadan, tırnağıyla camın buzlarını çizdi. Birden korkunç bir gerginlik doğmuştu odada; korkuya kapıldım. Böyle aşırı gergin anlarda olduğu gibi, yine bütün vücudumda bir sürü göz ve kulak meydana çıktığı ve göğsümün şiştiği duygusuna kapılmıştım; içimden bağırmak geliyordu...
193
Kapımızın önünde,
İhtiyarlar ve öksüzler
Gidip geliyorlar; yakınıyorlar
Ekmek dilenerek
Petrovna'ya taşırlar,
Kendilerine verilen her şeyi.
Ona bunları ineklerine yedirmesi için satarlar.
Sonra hendeğin içine girip çok çok votka içerler.
193
Ben dilencileri sevmem,
Ve sevmem büyükbabamı.
Ama ne yapayım?
Tanrı beni bağışlasın!
Büyükbabam hep bahane arar
Beni dövmek için
209
Çok sonraları, yaşantıları çok sıkıcı ve sefil olan Rusların, kederi kendilerine bir eğlence yaptığını anladım, çocuklar gibi mutsuzluklarıma uğraştıklarından, sıkıntı duymuyorlardı.
Günlük yaşantının durağan akışı içinde, mutsuzluğun kendi de bir bayram, yangınsa bir eğlence onlar için. Anlamsız bir yüzün üstünde, bir yara bile süse benzer.
224
"Boşuna konuşma sarı herif. Öfke buza benzer. Sıcak dokununca eriyiverir" (ninesi)
247
Güneş batarken, çoğunlukla ateşten ırmaklar yayılırdı göğe, yavaş yavaş sönerler ve bahçenin bereketli yeşilliği üstüne altın kırmızısı küller yağardı. Sonra her şey birden kararır, sıcak gecenin içinde genişler, şişerdi. Güneşe doyan yapraklar eğilir, otlar toprağa doğru büzülürlerdi. Her şey daha tatlı, daha yumuşak olurdu; müzik gibi okşayıcı binbir koku yavaşça yayılırdı her yana; uzak kırlardan, asker kamplarında çalınan yat borularının sesleri duyulurdu. Gece çöker ve onunla birlikte insanın yüreğine bir annenin müşfik okşayışı gibi güçlü ve serinletici bir duygu dolardı; sessizlik sıcak ve tüylü eliyle yürekleri okşar ve bütün kötü anılar, geçen günün yakıcı ve ince tozları silinir giderdi.
Yattığım yerden, yıldızların teker teker yanarken göğü sonsuzluğa kadar derinleştirmelerini izlemek ne kadar da hoşuma giderdi! Bu derinlik yukarı doğru çıkıldıkça artar, bir yıldızdan diğerine geçtikçe insan bir tüy gibi havalandığını duyumsardı. Tuhaf bir duyguydu bu ya dünya benim kadar ufalır ya da ben olağanüstü büyür ve eriyerek evrenle karışırdım.
Karanlık yayılır, sessizlik büyürdü, ama her yanda görünmez bir sürü duyarlıkla teller gerili gibiydi. İnsan uyurken, bir kuş ötüşü, bir kirpinin koşarak geçmesi ya da bir insan sesi, bütün bunlar garip bir şekilde yankılanarak, gündüzkünden çok daha güçlü çıkardı. Duygulu gece sevgiyle ve arzuyla güçlendirirdi bu sesleri.
Bir akordeon çalıyor, bir kadın kahkahası çınlıyor, bir kılıç kaldırım taşlarına sürtünüyor, bir köpek havlıyor... Bunlar, bu gereksiz sesler, solan günün son yaprakları.
Bazı geceler, kırdan ya da sokaktan, aniden sarhoş bağrışları, ağır ve telaşlı adımlar duyulurdu. Ama bunlar alışılagelmiş olaylardan olduğundan kimsenin dikkatini bile çekmezdi.
Ninem uzun süre uyumazdı yatağında; kollarını başının altına koyar uzanırdı. Yavaş, ama heyecanlı bir şeyler anlatırdı hiç durmadan; dinleyip dinlemediğime bakmazdı bile. Her kezinde geceyi daha güzelleştirecek, ona bir anlam verecek bir masal seçerdi.
Sesinin ahengiyle farkında olmadan uyuyakalırdım ve sabahleyin kuşların şarkılarıyla uyanırdım. Güneş yüzüme bakar, sabah havası serinliğini duyururdu; elma ağaçlarının yaprakları üzerlerindeki çiğ tanelerini silker nemli otlar berrak bir saydamlıkla parlar ve yerden ince bir buğu yükselirdi. Çok yükseklerde bir tarla kuşunun ötüşü duyulur. Bu renkler ve kokular insanın yüreğine çiğ gibi damlayarak sokulur, sakin bir sevinç, hemen alkıp çalışmak ve çevredeki insanlarla dostça yaşamak arzusu doğururdu.
287
-Haydi, düşünme artık! Herkes sonunda ölecek; kuşlar bile ölüyor.
İnsanlarımız'dan
16
..."yemek sıcakken kimse tuzlu olup olmadığına bakmaz."
29
Korkmuştum. Tıpkı bir kadın gibi, aptalca, utanmazca korkmuştum.
73
"Dünyanın en büyük yalancısı! Bütün beceriksizler yalancıdır zaten. Bizzat kötümserlik bir yalandır. Başarısızların felsefesidir kötümserlik."
256
"Gerçek, inanç duygusuyla yoğrulmuş fikirdir."
"Her fikir mi?"
"Evet, her fikir."
Ana'dan
34
Şunu iyi bil anne, insanlar, korktukça bataklık içinde çürüyen ağaçlar gibi ölür, giderler.
142
-Birtakım adamlar var ki öldürülmeyi haketmişlerdir. Onları anlatıyorum, dedi.
Küçük Rusyalı, durgunca sordu:
-Vay! Neden? Senin insanları ceset haline getirmeye hakkın var mı?
-Var.
-Nereden aldın bu hakkı?
-İnsanlar verdiler!
148
Bir kalp şiddetle yanmazsa onda birçok pis yağ birikir.
385
-Ben her zaman derim ki iyi bir kavga her zaman kötü bir anlaşmadan yararlıdır.
Yirmi Altı Adam ve Bir Kız’dan
52
Konvalov, derin, dilsiz bir hayranlık duyardı doğaya karşı. Kırlarda ya da nehir boylarındayken bütün benliiyle yumuşak, tatlı bir duyguya gömülür; bu daha da çovuklaştırırdı onu. Ara sıra derin bir iç çekişle göğe bakar:
-Ah!... derdi. Ne kadar güzel!
Şairlerin tumturaklı söylevlerinden çok daha anlam ve duygu vardı bu sözlerde. Şairlerin doğa karşısında duydukları hayranlıki gerçek bir hayranlık olmaktan çok, güzellikten anlayan insan ününü yitirmemek isteğinden gelir.
Tekin Özertem
Yeniden yaratış açısından çocukların yetişkinlere oranla daha üretici oldukları görülmektedir. Bunun en belirgin nedeni de, çocukların oldukça sınırlı yaşantılarıdır. Bu sınırlı yaşantısını aşarak yeniden yaratışa yönelen çocuk, kendi çapında sanatçıdır. Günlük yaşantısını, hayale dayalı yeniden yaratış yoluyla değiştirmeye yönelmesi, kendi dışındaki olaylarla özdeşleşmek, bir başka deyişle ‘Ben’ olmak istemesindendir. Bunun altında da günlük yaşantısını etkileyen korkuları yenmek, hoşa gitmeyeni ortadan kaldırmak, içinde yaşadığı toplumda bir an önce söz sahibi olmak gibi istekler yatmaktadır.
Turgenyev
31
Ancak, insanın sözleri önce kendisine büyük bir etki yapar.
32
Baba oğul o anda onun gelişine aynı oranda sevinmişlerdi. Bazı zaman öyle dokunaklı anlar olur ki insan yine de bu anlardan hemen kurtulmak ister.
163
Hayatta basitlik bazen yararlı olur; böyle izler çok gerilen sinirleri gevşetir, aşırı düzeydeki güven duygusunu daha ölçülü bir miktara indirir, ya da kendini kaybetmeye varan hislere gem vurur, insana bu duygularla kendi varlığı arasında bulunan yakınlığı hatırlatır...
178
phrénologie: İnsanın yüzünden yaratılışını anlama bilimi.
198
“Doğa insanın içine bir uyku sessizliği verir” Puşkin öyle demiş.
205
Arina Vlasyevna gözlerini oğlundan ayırmıyordu. Bu gözlerde sadece büyük bir sevgi, bağlılık yoktu; bakışlarında bir hüzün, merakla karışık bir korku, açığa vurulmayan bir sitem de seziliyordu.
273
Kalın... Sizinle konuşmak bana iyi geliyor. İnsan kendini bir uçurumun kenarında dolaşıyormuş gibi hissediyor! Önce korkuyorsun, sonra birden cesaretleniyorsun.
295
Ölüm eski bir olaydır ama, her insana yeni görünür.
Bozkırda Bir Kral Lear’dan
74
Ekim ayının ortasında, Martin Petroviç'le görüşmemizden aşağı yukarı üç hafta sonra, ikinci kattaki odamda, pencerenin önünde duruyor, hiçbir şey düşünmeden avluya, daha ötedeki yola bakıyordum. Hava, beş günden beri pek kötü gidiyordu. Ava gitmeyi düşünmek bile saçmaydı. Canlı olan ne varsa bir yere saklanmıştı. Serçeler bile susmuş, çulluklarsa çoktan ortadan yitmişlerdi. Rüzgâr ara sıra boğuk boğuk uluyor; ara sıra da kulakları çınlatırcasına ıslık çalıyordu. Hiçbir aydınlık köşesi kalmamış olan basık gökyüzü, kirli beyaz renkten, insana korku veren kurşuni renge geçiyordu. Hiç arasız yağan yağmur, birdenbire daha iri damlalarla yan yan, inleye inleye pencerelere çarpıp dağılıyordu. Ağaçlar, hemen hemen bütün yapraklarını dökmüşler, kurşuni bir renk almışlardı. Üzerlerinde hemen hemen bir şey kalmamıştı; ama rüzgâr, onları durup durup yine sarsmaya başlıyordu. Her yanda, üstünde ölü yapraklar yüzen su birikintileri görülüyor, bu birikintilerde koca koca hava kabarcıkları, durmadan beliriyor, durmadan patlayıp yitiyordu. Yolda, geçilmez bir çamur vardı. Oda içinde, giysi altında bile soğuk iliklerimize işliyordu, insan istemeye istemeye bir ürperme geçiriyor, içinde bir burkulma duyuyordu. Ama bu duygu, üzüntü değildi, insana öyle geliyordu ki, artık dünyada bir daha ne güneş, ne aydınlık, ne renkler görülecek; bu yapışkan çamur, bu kurşuni ıslaklık, bu ekşi nemlilik, hep böyle sürüp gidecektir; rüzgâr da boyuna uğuldayıp duracaktır.
86
Kimi zaman küçük görünen bir insanın ağzından çıktığı zaman bile, boş bir sitemde nasıl da dayanılmaz bir acılık olduğunu henüz bilmiyordum.
103
Sanki ağzına su almış da dökülmesinden korkuyormuş gibi ne annemden, ne babasından, ne kız kardeşinden, ne de kocasından söz açtı.
104
Kendisinden, ailesinden, bütün yaşayışından hem bir gönül rahatlığı, hem de bir ruh sağlamlığı havası esiyordu. Bu mutluluğun ne kadarını hak etmişti? Bu da başka bir soru. Hem bu gibi sorular gençlikte ortaya atılır. İyi, kötü, dünyada olan her şey, insanın yaptığı işlere göre değil, bir takım bilinmez, ama gene de mantıklı yasalara göre oluyor. Ama bu yasaların ne olduğunu anlatmaya kalkışacak değilim. Yalnızca bana öyle geliyor ki, kimi zaman bu yasaları belirsiz bir biçimde duyar gibi oluyorum.
Thomas More
Çünkü Utopia'lılara göre, bir anlaşma ne kadar gösterişli törenlerle imzalanırsa, kelimeler üstünde çekişerek, o kadar çabucak bozulur. Zatençoğu zaman bu anlaşmalarda kullanılan kelimeler bile bile öylesine kurnazca seçilir ki, anlaşmayı da, verilen sözü de bozmanın yolu bulunur sonunda.
120
Çünkü rahiplere göre fazla ışık düşünceleri dağıtır; donuk ışıksa, düşünceleri toplar,
dinsel duyguyu yoğunlaştırır.
Ernst Fischer
-Tapınma törenleri dram sanatında ölümsüsüzleşmiştir.
-Önce yenilenmesi gereken biçim değil, her zaman özdür;biçimi öz doğurur, özü biçim değil...
Biçim özden daha çok önem kazandığı zaman, özün eskimiş olduğu anlaşılır.
-Gotik katedrallerin sonsuzluğa yönelen kuleleri de, bir yandan gökleri tırmalayan bir başkaldırışı,
bir yandan da coşkun bir bağışlanma dileğini dile getirmek gibi iki karşıt anlam taşıyordu.
-Dünya ne anlamlıdır, ne de saçmadır, diyor Robbe-Grillet, dünya yalnızca oradadır.
-Belki de güldürü insanın özgürlüğüne kavuşmasını dile getirmeye en elverişli tür olacaktır.
-Nasıl her dil her bireyde toplumsal evrimin yüzyıllardır süren birikimini yansıtır,
bilim her bireyi insanlığın elde ettiği bilgiyle donatırsa, sanatın sürekli görevi de
bireyin kendi dışındaki her şeyin bütünlüğünü, bütün insanlığın yaşantısını
ona kendi yaşantısıymış gibi yaşatmaktır. Sanat bunu yaparak
gerçekliğin değiştirilebileceğini, denetlenebileceğini, bir oyuna dönüştürülebileceğini
göstermiş olur.
Lord Kames
çünkü imgeler ancak tek tek nesnelerden doğar...
Shakespeare'in çekiciliği onun betimlemelerindeki her noktanın tıpkı doğadaki gibi tikel
olmasından kaynaklanır. ...
Nick Hornby
etrafınızda insanların bulunmasına, br şeylerin sürüp gitmesine ihtiyaç duyuyorsunuz,
yoksa yaşam, paranın suyunu çektiği, seti mekanı ya da yardımcı oyuncuları olmayan,
sadece tek başına bir adamın yapacak hiçbir şeyi ya da konuşacak hiç kimsesi olmadan
gözlerini kameraya dikip öylece durduğu bir filme benziyor. O karaktere kim inanır ki?
Konfüçyüs
Üstat dedi ki: Çalışkan olmak,ama dürüst olmamak; budala olmak, ama incelikli olmamak; sıradan olmak, ama içten olmamak. İşte böyle bir insanı anlayamıyorum.
Üstat dedi ki: Büyük ve üstün bir insan, inceliklidir; ama yaltaklanmaz. Küçük insan yaltaklanır; ama incelikli değildir.
Üstat dedi ki: Yolları ayrı olan insanlar birbirlerine yardım edemezler.
Üstat dedi ki: Çocuklarım, neden "şiir kitabı" üzerinde çalışmıyorusunuz?
-Şiirler, zihni eyleme geçirir.
-Bunlar, insanın kendini denetlemesine yardım eder.
-Bunlar, toplumsal insan olma sanatını öğretir.
-Bunlar, nefret duygusunu temizler.
-Bir kimse, bu şirrlerden, babasına olan ödevini; evinin dışında olan biriyse prensine olan ödevini öğrenir.
-Bu şiirlerden kuş, hayvan ve bitki adlarını öğreniriz.
Üstat dedi ki: İnsanlar arasında, genç kızlara ve hizmetçilere nasıl davramılacağını kestirmek,en güç şeydir: Onlara yakınlık gösterecek olursanız, alçakgönüllülüklerini yitirirler;uzak duracak olursanız, kızarlar.
Tzu-hsia dedi ki: Büyük ve üstün insan, üç değişiklik gösterir: Uzaktan bakılınca ciddi, yaklaşınca yumuşak görünür. konuştuğunda sözleri inandırıcıdır.
Sartre
Akıl Çağı'ndan
273
Istırap denilen şeyin en feci tarafı onun bir hayalden başka bir şey olmayışıydı; insan ömrünü onun peşinde koşmakla geçirir, her zaman onu yakalayabileceğini, ona kendini kapıp koyvererek, dişleri kenetlenmiş, ölesiye ıstırap çekeceğini sanır, faka tam kucağına düştüğü an o kaybolur, kaçar, uzaklaşır, geride sadece savrulmuş, saçılmış kelimeler ve inceden inceye, özenle seçilmiş düşünceler kalırdı.
383
O özgürdü, her şeyi yapmakta özgürdü, bir hayvan ya da ruhsuz bir makine olup çıkmakta hürdü, kararsız olmakta hürdü; evlenmek, silkinip çıkıvermek ve yıllarca bu yüklü ayaklarıyla gittiği yere sürüklemek; nasıl isterse öyle hareket edebilirdi, ona kimse öğüt veremezdi, kendi hükümleriyle yaratacağı 'İyi' ve 'Kötü'den gayrı iyi ve kötü yoktu onun için. Çevresinde her şey toplanmış bakıyor, tek bir hareket yapmadan onu bekliyordu. Korkunç bir sessizliğin ortasında yapayalnızdı, bağımsız ve yapayalnız, yardımdan ve aftan yoksun, hiçbir yardım ümidi olmadan karar vermeye mahkumdu, ölünceye dek özgür olmaya mahkumdu.
Raymond Queneau
Tarkovski
“Bu dizeleri bu kadar güzel kılan,
sonsuzluğa karışmadan önce yakalanabilen anın tekrarlanamazlığıdır.”
Mühürlenmiş Zaman’dan
21
Sinemada beni çeken, alışılmamış şiirsel bağlantılar, şiirselliğin mantığıdır. Kanımca bu, bütün diğer sanatlar içinde en gerçekçisi ve en şiirseli olan sinemanın olanaklarına da çok uyun düşmektedir.
43
Sanatta insan, gerçeği, öznel deneyimler sonucu sahiplenir. Bilimde ise insan bilgisi, sonu olmayan bir merdivenin basamaklarını tırmanır ve atılan her adımla dünya hakkındaki bilgiler yerlerini yenilerine terkeder. Demek ki bu, nesnel ayrımın bilgisine dayanarak birbiri üstüne, mantıken inşa edilen kavrayışların basamak basamak yükselen yoludur. Buna karşın sanatsal kavrayış ve keşif, her seferinde dünyanın yeni ve benzersiz bir görüntüsü, mutlak gerçeğin bir «hiyeroglifi» olarak ortaya çıkar, kendini bir vahiy olarak sunar. Sanat, sanatçının, ve çirkinliğiyle, insaniyeti ve acımasızlığıyla, sonsuzluğu ve sınırlılığıyla dünyanın tüm yasalarını sezgisel olarak yakalama arzusu şeklinde ortaya çıkar. Bütün bunları sanatçı, kendine özgü bir tavırla «mutlakı» yakalayan görüntüyü yaratma aşamasında yeniden şekillendirir. Tinin maddeyle, sonsuzun sonla sınırlandırılmasıyla ifade edilen sonsuzluk duygusu, bu görüntünün yardımıyla yakalanabilir. Sanat, olgucu-faydacı bir pratiğin bizden gizlediği, mutlak tinsel gerçekle içiçe geçmiş bu dünyanın bir simgesidir görüşünü bile ileri sürebiliriz.
59
Thomas Mann bir keresinde şöyle bir söz sarfetmişti; Özgür olan yalnızca kayıtsızlıktır. Kişilik sahibi olan özgür değildir, aksine kendi damgasının izini taşımak, gereklerine uymak ve esiri olmak zorundadır.
70
Bir de, artık oldukça ayağa düşmüş «şiirsel sinema» var. Bundan, resimleri asıl hayatin olgusal somutluğundan cüretkâr bir şekilde uzaklaşan, buna rağmen kendine özgü bir bütünselliğe ulaşan filmler anlaşılıyor. Ama bu yaklaşım çok önemli bir tehlikeyi de, yani sinemanın kendisinden uzaklaşman tehlikesini de içinde barındırır. Şiirsel sinema, genelde simgeler, alegoriler ve bunlara uygun retorik tipler ortaya çıkarır. Bunların ise filmin doğasını belirleyen resimsellikle hiçbir ortak yanı yoktur.
97
Geleneksel doğrular, ancak bireysel deneyimlerle onaylanırsa doğru olarak kalırlar.
103
Bana kalırsa Bresson, sinemada, önceden kuramsal olarak belirlediği tasarıyı sanatsal pratiğiyle tam bir uyum içinde gerçekleştiren yegane insandır. Bu konuda ondan daha tutarlı bir sanatçı tanımıyorum. Bresson' un temel ilkesi, “anlatımcılık” denen şeyi tam anlamıyla yıkmaktı. Yani Bresson, görüntü ile gerçek hayat arasındaki sanrı ortadan kaldırmak istiyordu. Başka bir deyişle, Bresson, gerçek hayatın, kendisinin görüntüsel, anlatımcı bir etki yaratmasını istiyordu. Filmlerinde ne özel bir malzeme işlenişine, ne şekillendirmelere, ne de anında göze çarpan, isteyerek yapılmış bir genellemeye raslanır. Paul Valery, Bresson hakkında şunları söylemişti: «...Mükemmelliğe ancak bilinçli bir abartmaya yol açacak her türlü araçtan vazgeçenler erişebilir.» Bresson' da her şey, hayatın mütevazi ve talepsiz bir gözleminden kaynaklanmış gibidir. Bu niteliğiyle doğunun Zen sanatına iyice yaklaşmıştır Çünkü Zen sanatında hayat o kadar titiz, bir şekilde gözlemlenir ki, sonunda tuhaf bir şekilde,. bizim gözümüzde daha sanatsal bir görüntüselliğe yükselir.
123
Kurgunun, bir filmi şekillendiren en önemli öğesi olduğu görüsüne de katılmak çok zordur. Ayzenştayn ve Kuleşov'un «Kurgu Sineması» taraftarlarının iddia ettikleri gibi, filmin kurgu masasında doğduğunu söylemek çok güçtür.
Her türlü sanatın kaçınılmaz olarak kurguya başvurduğu, yani bölüm ve parçalar arasında bir seçme yapıp sonra onları yeniden biraraya getirdiği sık sık tekrarlanan doğru bir sözdür. Film görüntüsü ise yalnızca çekim çalışmaları sırasında oluşur ve bir planın içinde varlığını korur. Bu yüzden çevirim aşamasında, planın içindeki zaman akışına çok özen gösterir, bu akışı eksiksiz bir şekilde yeniden inşa edip sabitleştirmeye gayret ederim. Kurgu ise, yalnızca, zamanı artık belirlenmiş planları eşgüdümleri ve onlardan, damarlarında canlılığın güvencesi olan zamanın değişik ritmler içinde pompalandığı filmin canlı organizmasını yaratır.
126
Filmin ritmi, daha çok, bir plan süresince gecen zamana benzeşim içinde oluşur. Kısaca söylemek gerekirse: Filmin ritmini, kurgulanmış planların uzunluğu değil, onların içinde geçen zamanın yarattığı gerilim belirler. Yani, eğer kesim kurgusu, ritmi belirlemeyi başaramamıssa kurgunun kendisi de biçemsel bir araçtan başka bir şey olamaz. Dahası: Filmde zaman, kurgu sayesinde değil, ona rağmen akıp gider. Bu, planda sabitleştirilen zaman akışıdır. Ve yönetmen işte bu zamanı, önündeki kurgu masasında yatan bölümlerin içinden yeniden çekip çıkarmalıdır.
160
Daha önce de belirttiğiı gibi, sinemayı tiyatrodan ayıran şey, filmin kişilikleri bir mozaik şeklinde film şeridine kaydetmesi, yönetmenin de sonradan bunlardan sanatsal bir bütünlük yaratmasıdır. Buna karşın tiyatro, spekülatif çözümlemeciliğin çok büyük önem taşıdığı bir oyunculuk çalışmasının yürütülmesini talep eder. Tiyatroda bütünün göz önünde tutularak kişiliklerin ilkesinin belirlenmesi, oyunda rol alan insanların eylem şemasının ana hatlarıyla çizilmesi, oyuncuların birbirlerini ne şekilde etkileyeceğinin, oyundaki davranışlarının ve nedenlerinin genel olarak işlenmesi gerekir. Ama sinemada tek önemli olan o anki durumun, ruh halinin aslını bulmaktır. Bazen bu doğruya ulaşmak, oyuncuları çekim boyunca kendi hayatlarını yaşamaktan alıkoymak ne kadar da zordur! Bir oyuncunun, rolünü canlandırırken, kendini en iyi şekilde ifade etme olanağı tanıyan ruhsal durumunun en derin köşelerine nüfuz etmek ne kadar da zordur.
174
Sanat, doğası gereği aristokrattır ve dolayısıyla halkın arasında bir tür seçmeye başvurur.
200
Sanat, varlığımızın anlamını simgeselleştirir.
205
Stalker’da dünyamızın umutsuzluğu üzerine yapılan kuru akıl yürütmelere karşı başarıyla direnecek olan mucizenin insan sevgisi olduğunu açık ve kesin bir biçimde dile getiriyorum.
228
Sanat, bir insanın muktedir olduğu en iyi şeyi, yani inancı, aşkı, güzelliği ya da istediği ve umduğu en iyi şeyi güçlendirir. Yüzme bilmeyen bir insan suya atladığında vücudu -kendisi değil-, kendini kurtaracak içgüdüsel hareketler yapmaya başlar. İşte sanat da suya atılmış bir insan bedeni gibidir, insanlığın manen boğulmasını engelleyecek bir içgüdüdür. Sanatçı, insanlığın manevi içgüdüsünün temsilcisidir.