17 Ekim 2010

Halil Cibran

Ermiş'ten

29
Sevgi Üzerine

...
Karşısındakine kendine başka hiçbir şey vermez
Sevgi ve kendinden başka hiçbir şeyi de geri almaz.
Ne kendi dışındaki şeylere sahiptir ne de kendisine sahip olunabilir;
Çünkü Sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.

Sevgi gelip sizi bulmuşsa, "Tanrı'yı yüreğimde taşıyorum" demektense,
"Tanrı'nın yüreğine eriştim" deyin.
Ve hiçbir zaman sevgiye yön verebileceğinizi düşünmeyin,
çünkü sevgi, eğer sizi o değerde bulmuşsa, kendi yönünü kendi çizecektir.
Sevginin kendini mutlu kılmaktan öte hiçbir arzusu yoktur.
Ama eğer sevgiye kapılmışsamz ve tutkularınız olsun istiyorsanız şunları kendinize seçin derim:
Tutkunuz, sevginin içinde erimek olsun. Tıpkı geceye şarkılar söyleyen bir akarsu gibi akıp gidin.
Tutkunuz, aşın duygusal davranışların getireceği acılan tanımak olsun.
Tutkunuz, kendi sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun.
Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız. Tutkunuz, kanatlanmış bir yürekle
sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor oluşa teşekkür etmek olsun;
Tutkunuz, gün öğleye eriştiğinde oturup sevginin yüce heyecanını düşünmek olsun;
Tutkunuz, gün akşama erdiğinde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun:
Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi bir şeyler dileyip yatın:
dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun.

31
Evlilik Üzerine

Sonra yine El Mitra söz aldı: Ya Evlilik için ne dersin, erenler?
Ve yanıtladı El Mustafa: Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız.
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız.
Tanrı'nın suskun anıları katma eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız.
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz da boşluklar olsun.
Ve Tanrısal alemin rüzgârları esip dolanabilsin aranızda.
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın.
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkanan bir deniz olsun sevgi.
Birbirinizin kadehini onunla doldurun, ama aynı kadehle eğilip içmeyin.
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın.
Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmaym,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır.
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın.
Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan.
Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın;
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da birbirinden ayrıdır.
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.

34
Çocuklar Üzerine

Sonra yavrusunu göğsüne bastırmış bir kadın söz aldı ve bize Çocuklar'dan söz et, dedi.
Ve El Mustafa yanıtladı: Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değildirler, Onlar kendini özleyen Hayat'ın oğullan ve kızlarıdırlar.
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler. Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler.
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla. Çünkü onların kendi düşünceleri vardır. Onların vücutlarını çatabilirsiniz ama canlarını asla. Çünkü onlann canlan geleceğin sarayında oturur
ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.
Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye kalkışmayın hiç. Çünkü hayat ne geriye gider ne de geçmişle ilgilenir. Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir
ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için Kendi gücüyle sizleri gerer. Yayı gerenin elinde seve seve bükülün. Çünkü oku atan O güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar elindeki sağlam yayı da sever.

45
Çalışmak Üzerine

...
Sizlere hayatın kapkara olduğu da söylenmiştir.
Ve sizler de gerçekte zayıf kimselerce söylenmiş olan bu sözleri
kendi zayıflığınız için de dilinize dolayıp, yinelemektesiniz. Ben size diyorum ki, hayat,
ancak hızlı gelişiminden yavaşlatılmaya kalkışıldığında kapkara olur. Ve bu hızlı gelişim bilgiden yoksunsa kör olur, Ve her bilgi, içinde eylem yoksa boşunadır, Ve her eylem içinde sevgi yoksa boştur. Sevgiyle dolu olarak çalışırsanız, ilkin kendinize,
sonra birbirinize sonra da Tann'ya bağlanmış olursunuz. Sevgiyle dolu olarak çalışmak nedir, bir de bu var? Dokuduğunuz kumaşı, sanki yalnız en sevdiğiniz kimse giyecekmişçesine
yüreğinizden çektiğiniz ipliklerle dokuyabilmek, Kurduğunuz yapıya, sanki içinde yalnız en sevdiğiniz oturacakmışçasına
özenle ve sevgiyle kurabilmek. Serptiğiniz tohumlan ve onun ürünlerini,
sanki yalnız en sevdiğiniz yiyecekmişçesine sevgiyle ekip biçebilmek, Bütün yaptıklarınıza kendi canınızdan yükselen bir soluk katabilmek, Ve tüm kutsanmış ölülerin, çevrenizde yaptıklannızı gözlemlemekte olduklarını
bir an olsun aklınızdan çıkarmamış olmak.

86
İyi ve Kötü Üzerine

Sonra kentin yaşlılarından biri söz aldı, bize iyi ve Kötü'den söz et, dedi.
Ve El Mustafa yanıtladı: içinizdeki iyiden söz edebilirim, ama kötüden edemem. Çünkü kötü, kendi açlığı ve susuzluğu nedeniyle işkence çeken iyiden başka nedir ki? Gerçekten de, iyi, acıktı mı en karanlık mağaralarda bile yiyeceğini arar
ve susadı mı da en pis sulan bile içer. Kendinizden verdiğiniz anlarda iyisinizdir. Kendinize yarar kazanmaya çalışırken de kötü değilsiniz ama. Çünkü kendinize yarar kazanmaya uğraşırken,
yeryüzüne bağlanan ve onun göğsünü emen bir kökten başka şey değilsiniz. Elbette ki meyve köküne dönüp,
"Sen de benim gibi olgun ve bütün ol ve bütün varlığını sakınmaksızın ver," diye seslenemez.
Çünkü nasıl ki vermek meyve için bir gereksinim ise, almak da kök için öyledir. Konuşmanızda tam anlamıyla bilinçliyken iyisinizdir. Dilinizin anlamsızca kekelediği anların bilincinde olamadığınızda kötü değilsiniz ama. Çünkü bazen aksak konuşmalar bile zayıf bir dili güçlendirebilir. Seçtiğiniz hedefe sağlam ve yürekli adımlarla ilerlerken, iyisinizdir. Topallayarak ilerlediğinizde kötü değilsiniz ama. Çünkü topallayarak yürüyenler bile geriye değil ileriye doğru gitmektedirler. Ama siz ki, ayaklarına çabuk ve sağlam adımlısınız,
topallayanların adımlarına ayak uydurmayı soylu bir davranış saymayınız. Sayısız bakımdan iyisinizdir; ve iyi olmadığınız zamanlarda da kötü değilsiniz. Sadece ilerlediğiniz yollarda fazlaca oyalanıyor ve tembellik ediyorsunuz. Ne yazık ki, ceylanlar kaplumbağalara sürati öğretemiyorlar.
Kendi dev benliğinize olan özlemde sizin iyiliğiniz yatar; ve bu özlem hepinizin içinde vardır. Fakat aranızdan bazılarında bu özlem, dağ eteklerinin gizlerini ve ormanın şarkılarını taşıyarak
denize erişebilmeye çağıldayan bir sel gibidir. Kimilerinde de, köşelerde ve kıvrımlarda kendini yitiren
ve denize erişmezden önce çokça oyalanan durgun bir ırmak gibidir. Ama içindeki özlemi çağıltılı olan, özlemi durgun olana:
"sen niçin yavaş ve duraklısın?" demesin. Çünkü gerçekten iyi olan, çıplağın çıplaklığına bakıp,
"Senin giysilerin nerede?" ya da yuvasıza bakarak, "Evin barkın ne oldu?" diye sormaz.

104
Ancak sessizliğin nehrinden içebildiğinizde gerçekten şarkı söyleyebilirsiniz.
Ancak dağın tepesine eriştiğinizde gerçekten tırmanmaya başlayabilirsiniz.
Ve ancak yeryüzü sizin gövdenizi geri çağırdığında gerçekten dans edebilirsiniz.





Deli'den

9
Nasıl delirdiğimi soruyorsun.
Şöyle oldu:
Tanrıların çoğu daha doğmadan çok uzun zaman önce bir gün,
derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin
- kendi yaptığım ve yedi hayatta taktığım maskelerin-
çalınmış olduğunu gördüm, kalabalık sokaklarda,
"Hırsızlar, hırsızlar, Tann'nın cezası hırsızlar," diye bağırarak koştum. Erkeklerle kadınlar bana güldü ve bazıları korkup evlerine kaçtı. Ve pazar yerine vardığım zaman bir genç bir çatıda dikilip,
"O bir deli," diye haykırdı. Onu görmek için yukarıya baktım;
güneş çıplak yüzümü ilk defa öptü.
İlk defa için güneş çıplak yüzümü öptü
ve ruhum güneşe karşı sevgiyle tutuştu ve bir daha maskelerimi aramadım.
Ve kendimden geçercesine haykırdım,
"Şükürler olsun, maskelerimi çalan hırsızlara şükürler olsun." İşte böyle delirdim.
Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum;
yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmazhğın güvenliğini,
bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü. Fakat güvenliğimle çok kibirlenmeyeceğim.
Zindandaki bir Hırsız bile başka bir hırsızdan güvendedir.

13
Bilge Köpek
Bir gün bilge bir köpek bir grup kedinin yanından geçiyordu. Ve yanlarına yaklaşırken onların meşgul olduğunu ve ona dikkat etmediklerini görünce durdu. O anda grubun ortasından büyük, şişman bir kedi çıktı ve gruba dönüp dedi ki,
"Kardeşlerim, dua edin; ve tekrar tekrar dua ettiğinizde kuşkunuz olmasın ki,
gökten fare yağacaktır."
Ve köpek bunu duyduğunda içinden güldü ve onlardan uzaklaşıp dedi ki,
"Ah kör ve aptal kediler, yazılı olana, benim ve benden önceki atalarımın bildiklerine göre dua,
inanç ve yakarışla, yağacak olan fare değil kemiktir."

34
Başka Lisan
Ben doğduktan üç gün sonra beşiğimde ipekliler içinde yatar
ve etrafımdaki yeni dünyayı şaşkın bir korkuyla izlerken annem sütanneme,
"Bebeğim nasıl?" diye sordu. Ve sütannem cevapladı, "İyi, hanımefendi, bugün üç defa emzirdim;
bu kadar küçükken bu kadar neşeli olan bir bebek daha görmedim." Ve ben kızıp bağırdım, "Bu doğru değil, anne, yatağım çok sert,
emdiğim süt ağzıma acı ve memenin kokusu burnuma kötü geliyor, çok rahatsızım." Ama ne annem, ne de sütannem beni anladı;
çünkü konuştuğum lisan gelmiş olduğum dünyaya aitti. Ve hayatımın yirmi birinci gününde vaftiz edildiğim sırada rahip, anneme,
"Oğlunuz bir hıristiyan olarak doğduğu için çok mutlu olmalısınız," dedi. Ve ben şaşırdım ve rahibe dedim ki, "Öyleyse Cennet'teki anneniz mutsuz olmalı,
çünkü siz bir hıristiyan olarak doğmadınız." Ama rahip de lisanımı anlamadı. Ve yedi ay sonra bir kahin bana baktı ve anneme,
"Oğlunuz bir devlet adamı ve büyük bir lider olacak," dedi. Fakat ben haykırdım, "Bu kehanet yanlış, çünkü ben bir müzisyen olacağım
ve müzisyenden başka hiçbir şey olmayacağım." Ama o yaşımda bile lisanım anlaşılmadı- şaşkınlığım çok büyüktü. Ve otuz üç yıl geçip annem, sütannem ve rahip öldükten sonra
(Tann'nın rahmeti ruhlarının üstüne olsun) kahin hâlâ yaşıyor.
Ve dün tapınağın kapısında ona rastladım ve konuşurken bana,
"Sizin büyük bir müzisyen olacağınızı her zaman biliyordum.
Hatta siz daha bebekken gelecekte ne olacağınızı söylemiştim," dedi. Ve ona inandım- çünkü artık ben de diğer dünyanın lisanını unutmuştum.

47
Yenilgi
Yenilgi, Yenilgim, yalnızlığım ve çekingenliğim; Sen bana binlerce yengiden daha değerlisin, Ve gönlüme daha tatlısın dünyanın tüm şereflerinden. Yenilgi, Yenilgim, kendimi bilmem ve başkaldırım,
Seninle anlarım hâlâ genç ve ayağı hızlı olduğumu
Ve solmuş defnelerin tuzağına düşmeyeceğimi.
Ve sende yalnızlığımı buldum
Ve sakınılmanın ve hor görülmenin sevincini. Yenilgi, Yenilgim, parlayan kılıcım ve kalkanım,
Senin gözlerinde okudum
Taç giymenin kölelik, Ve anlaşılmanın aşağılanmak, Ve yakalanmanın tamamlanmak Ve olgun bir meyve gibi düşüp tüketilmek olduğunu. Yenilgi, Yenilgim, benim cesur eşlikçim, Sen benim şarkılarımı, haykırışımı ve sessizliğimi işiteceksin, Ve senden başka hiç kimse kanatların vuruşunu konuşmayacak benimle, Ve denizlerin, Ve geceleyin yanan dağların kışkırtıcılığını; Ve sen sarp ve kayalık ruhuma tek başına tırmanacaksın.

51
Gece ve Deli "Ben senin gibiyim, ey Gece, karanlık ve çıplak;
gündüz düşlerimin ötesinde yanan patikada yürürüm
ve ne zaman ayağım toprağa dokunsa oradan dev bir meşe ağacı çıkar." "Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli;
çünkü sen hâlâ kumda bıraktığın ayak izlerinin ne kadar büyük olduğunu görmek için
arkana bakarsın." "Ben senin gibiyim, ey Gece, sessiz ve derin;
ve yalnızlığımın ortasında bir beşikte bir Tanrıça yatar
ve Cennet'te doğan yalnızlığımda Cehennem'e dokunur." "Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli; çünkü sen hâlâ acı karşısında ürperirsin
ve uçurumun şarkısı seni korkutur." "Ben senin gibiyim, ey Gece, vahşi ve korkunç;
çünkü kulaklarım mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle dolu."
"Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli, çünkü sen hâlâ kendi küçük benliğini
kendine yoldaş alırsın ve dev benliğinle dost olamazsın." Ben senin gibiyim, ey Gece, acımasız ve korkutucu;
çünkü bağrım denizde yanan gemilerle tutuşur ve dudaklarım ölen savaşçıların kanıyla ıslanır." "Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli,
çünkü hâlâ bir iyilik meleği olma arzusuyla dolusun ve hâlâ kendi üstünde bir yasa yapmadın." "Ben senin gibiyim, ey Gece, neşeli ve mutlu;
çünkü benim gölgemde oturan gerçek şarapla sarhoş olur
ve beni izleyen kadın sevinçle günah işler." "Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli,
çünkü senin ruhun yedi kat giysiyle kaplıdır ve sen kalbini elinde tutamazsın." "Ben senin gibiyim, ey Gece, sabırlı ve tutkulu; çünkü göğsümde,
solgun öpüşlerin kefenleriyle binlerce sevgili gömülü." "Öyle mi, Deli, sen benim gibi misin? Sen benim gibi misin?
Ve bir ata biner gibi fırtınaya binebilir ve bir kılıç olup şimşeği tutabilir misin?" "Senin gibi, ey Gece, senin gibi güçlü ve uluyum
ve tahtım gözden düşmüş tanrıların yığını üstüne kurulu;
ve benim önümden de günler elbisemin eteğini öpmek için yüzüme hiç bakmadan geçerler." "Benim gibi misin, ey karanlık yüreğimin çocuğu?
Ve benim yaban düşüncelerimi düşünür ve boş sözlerimi mi konuşursun?" "Evet, biz ikiz kardeşiz, ey Gece, çünkü sen evreni açığa çıkarırsın, ben ruhumu."

65
İki Bilgin

Bir zamanlar eski Afkar kentinde birbirinden nefret eden ve
birbirinin bilgisini küçük gören iki bilgin yaşardı.
Bunlardan biri tanrıların varlığını inkar eder ve diğeri onlara inanırdı. Bir gün ikisi pazar yerinde karşılaştılar ve
her biri kendi izleyicilerinin arasında tanrıların varlığı ve yokluğu hakkında
tartışıp kavga etmeye başladılar. Ve bir kaç saat geçtikten sonra ayrıldılar. O akşam inanmayan bilgin tapınağa gitti ve
sunağın önünde yere kapanıp geçmişteki inatçılığı için onu bağışlasınlar diye tanrılara yakardı. Aynı anda tanrılara inanan diğer bilgin kutsal kitaplarını yakmaktaydı.
Çünkü artık bir inançsız olmuştu.

66
Kederim Doğduğu Zaman
Kederim doğduğu zaman ona ihtimamla baktım ve sevgi dolu bir duyarlılıkla onu izledim. Ve Kederim yaşayan her şey gibi büyüdü, güçlü, güzel oldu ve harikulade keyiflerle doldu. Ve Kederim ve ben birbirimizi sevdik ve dünyada bizimle ilgili olan her şeyi sevdik;
çünkü Keder'in sevecen bir yüreği vardı ve ben de Keder'le sevecen oldum. Ve Kederim ve ben konuştuğumuz zaman günlerimiz hızla geçerdi
ve gecelerimiz düşlerle sarılırdı; çünkü Keder'in dili seçkindi
ve benim de dilim Keder'le seçkin oldu. Ve Kederim ve ben birlikte şarkı söylediğimizde komşularımız pencerelerine oturup dinlerdi;
çünkü şarkılarımız deniz kadar derindi ve ezgilerimiz yabancı anılarla doluydu. Ve Kederim ve ben birlikte yürüdüğümüz zaman insanlar bize nazik gözlerle bakardı
ve tatlılığın sözcüklerini fısıldaşırdı. Ve bize düşmanlıkla bakanlar da vardı;
çünkü Keder soyluydu ve ben Keder'le gururluydum. Fakat Kederim yaşayan her şey gibi öldü ve beni düşünüp taşınmak için yalnız bıraktı. Ve şimdi konuştuğum zaman sözlerim kulaklarıma ağır geliyor. Ve şarkı söylediğim zaman komşularım dinlemeye gelmiyor, Ve yürüdüğüm zaman bana bakan kimse olmuyor. Sadece uykumda merhametlerini dile getiren sesler işitiyorum, "Kederi ölen adam uyuyor."

68
Ve Sevincim Doğduğu Zaman
Ve Sevincim doğduğu zaman onu kollanma aldım ve çatıya çıkıp bağırdım,
"Gelin, komşular, gelin de görün, çünkü bugün içime Sevinç doğdu.
Gelin de güneşin altında gülen bu mutluluk dolu şeyi görün." Fakat komşularımdan hiçbiri Sevincimi görmeye gelmedi, şaşkınlığım büyüktü. Ve yedi ay boyunca her gün çatıdan Sevincimi ilan ettim-
ve bana dikkat eden hiç kimse olmadı.
Ve Sevincim ve ben yalnız, terk edilmiş ve ziyaretçisiz kaldık. Bunun için Sevincim solgun ve güçsüz büyüdü,
çünkü benimki dışında hiçbir yürek onu sevgiyle tutmadı ve hiçbir dudak onu öpmedi. Sonra Sevincim yalnızlıktan öldü. Ve şimdi ölü Sevincimi sadece ölü Kederimin anısında anıyorum.
Anı rüzgarda bir an mınldanan ve sesi bir daha duyulmayan bir güz yaprağıdır ancak.

Marguerite Yourcenar

Doğu Öyküleri'nden

12
O gece wang, sessizlik bir duvar, kelimelerse duvarın çıplaklığını örtmek için seçilen renklermişcesine konuşuyordu.

52
Kör olmaya başladığından beri, dünyayla tek ilişkisi dokunma duyusuydu. Ardında gizlenmeye geldiği manzara onu avutmaya yetmiyordu artık. Çünkü bir ırmak gürültüsü bir kadın sesinden daha tekdüzedir; bulutların perçemleriyle tepelerin eğimleri görenler içindir. Bütün bunlar bizden çok uzaklarda uçup süzülmekle yetinirler; bırakmazlar okşayalım.

54
Alınan her soluk, zehirli bir kaynaktan içilen bir avuç su gibiydi. Genci hastalandı, Bir daha hiç kalkamayacağını bildiği kuru yapraklardan döşeğine yattı.

96
Bir gün, bir ormanda Kali, Bilge ile tanıştı.
Bilge bağdaş kurmuş, avuçlarını birbirine bitiştirmişti: Bir deri bir kemik kalmıştı; bedeni ölü yakma yerine döşenen odunlar kadar kuruydu. Genç mi ihtiyar mı olduğu belli değildi. Her şeyi gören gözleri, kapalı gözkapaklarının arasından zar zor seçiliyordu. Etrafında ışıktan bir hale vardı. Kali, içinin derinliklerinde büyük bir huzurun doğduğunu hissetti. Dünyaların durduğu, canlıların bağışlandığı, hayatın da ölüm gibi bir fazlalık, bir yararsızlık olacağı sonsuz mutluluk gününü, her şeyin hiçliğe doğru çekilip eriyerek dağılıp yiteceği o zamanı sezinledi. Az önce kavrayıp anlamış olduğu, belki de içinde tohumunu taşıdığı bu katışıksız hiçlik, gelecekte beklenen bir çocuk gibi titredi içinde.
Yüce Merhametler Ustası, yolcuyu kutsamak için elim kaldırdı.
— Onca saf olan başım şu iğrençliklerle dolu bedene yamandı, dedi Kali; iğrençliklere kenetlendim. Hem istiyor, hem istemiyorum; hem acı çekiyor, hem zevk alıyorum. Yaşamaktan tiksiniyorum, ölümden korkuyorum.
— Hepimiz eksikliyiz, dedi Bilge. Hepimiz, kırıntılar, gölgeler, içi kof hortlaklarız. Biz süregelen yüzyıllar boyu hep ağlarmış gibi, zevk alırmış gibi yaptık.
— Ben İndra göğünde tanrıçaydım, dedi fahişe.
— Ama nesnelerin zincirinden şimdikinden daha çok kurtulmuş değildin ve elmas bedenin şimdiki et ve çamur bedeninden daha çok korunmuş değildi felaketlerden. Bedbaht kadın, yollarda böyle lekelenmiş yürürken, biçimi olmayan şeye varmak şimdi daha kolay belki.
— Bezdim, diye yanıtladı tanrıça.
— Arzu, sana arzulamanın boşuna olduğunu öğretti, dedi Bilge. Şimdi de pişmanlık, pişmanlık duymanın fayda etmediğini söylüyor. Sen, birer parçası olduğumuz Yanılgı; Sen, kusursuzluğun içinde kendiliğinden bilinçlenen kusurlu güzel; Sen, ille de ölümsüz olmayan Gazap... Sabret.

110
Cornelius ansızın gözlüklerini çıkararak,
-Tanrı evrenin ressamıdır.
Sonra da, sesini alçaltarak büyük bir acıyla,
-Tanrı'nın kendisini manzara resmi yapmakla sınırlamış olması ne büyük talihsizliktir Başkan Bey, dedi.