12
O gece wang, sessizlik bir duvar, kelimelerse duvarın çıplaklığını örtmek için seçilen renklermişcesine konuşuyordu.
52
Kör olmaya başladığından beri, dünyayla tek ilişkisi dokunma duyusuydu. Ardında gizlenmeye geldiği manzara onu avutmaya yetmiyordu artık. Çünkü bir ırmak gürültüsü bir kadın sesinden daha tekdüzedir; bulutların perçemleriyle tepelerin eğimleri görenler içindir. Bütün bunlar bizden çok uzaklarda uçup süzülmekle yetinirler; bırakmazlar okşayalım.
54
Alınan her soluk, zehirli bir kaynaktan içilen bir avuç su gibiydi. Genci hastalandı, Bir daha hiç kalkamayacağını bildiği kuru yapraklardan döşeğine yattı.
96
Bir gün, bir ormanda Kali, Bilge ile tanıştı.
Bilge bağdaş kurmuş, avuçlarını birbirine bitiştirmişti: Bir deri bir kemik kalmıştı; bedeni ölü yakma yerine döşenen odunlar kadar kuruydu. Genç mi ihtiyar mı olduğu belli değildi. Her şeyi gören gözleri, kapalı gözkapaklarının arasından zar zor seçiliyordu. Etrafında ışıktan bir hale vardı. Kali, içinin derinliklerinde büyük bir huzurun doğduğunu hissetti. Dünyaların durduğu, canlıların bağışlandığı, hayatın da ölüm gibi bir fazlalık, bir yararsızlık olacağı sonsuz mutluluk gününü, her şeyin hiçliğe doğru çekilip eriyerek dağılıp yiteceği o zamanı sezinledi. Az önce kavrayıp anlamış olduğu, belki de içinde tohumunu taşıdığı bu katışıksız hiçlik, gelecekte beklenen bir çocuk gibi titredi içinde.
Yüce Merhametler Ustası, yolcuyu kutsamak için elim kaldırdı.
— Onca saf olan başım şu iğrençliklerle dolu bedene yamandı, dedi Kali; iğrençliklere kenetlendim. Hem istiyor, hem istemiyorum; hem acı çekiyor, hem zevk alıyorum. Yaşamaktan tiksiniyorum, ölümden korkuyorum.
— Hepimiz eksikliyiz, dedi Bilge. Hepimiz, kırıntılar, gölgeler, içi kof hortlaklarız. Biz süregelen yüzyıllar boyu hep ağlarmış gibi, zevk alırmış gibi yaptık.
— Ben İndra göğünde tanrıçaydım, dedi fahişe.
— Ama nesnelerin zincirinden şimdikinden daha çok kurtulmuş değildin ve elmas bedenin şimdiki et ve çamur bedeninden daha çok korunmuş değildi felaketlerden. Bedbaht kadın, yollarda böyle lekelenmiş yürürken, biçimi olmayan şeye varmak şimdi daha kolay belki.
— Bezdim, diye yanıtladı tanrıça.
— Arzu, sana arzulamanın boşuna olduğunu öğretti, dedi Bilge. Şimdi de pişmanlık, pişmanlık duymanın fayda etmediğini söylüyor. Sen, birer parçası olduğumuz Yanılgı; Sen, kusursuzluğun içinde kendiliğinden bilinçlenen kusurlu güzel; Sen, ille de ölümsüz olmayan Gazap... Sabret.
110
Cornelius ansızın gözlüklerini çıkararak,
-Tanrı evrenin ressamıdır.
Sonra da, sesini alçaltarak büyük bir acıyla,
-Tanrı'nın kendisini manzara resmi yapmakla sınırlamış olması ne büyük talihsizliktir Başkan Bey, dedi.