29 Mart 2008
Dostoyevski
-I-
54
-Dakiklik kralların nezaketidir.
75
İnsanları seviyorum ama kendi kendime şaşırıyorum da, diyordu: İnsanlığa olan sevgim arttığı ölçüde kişilere olan sevgim azalıyor. İnsanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı hayal ediyordum sık sık, gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki, ama öte yandan, bir insanla aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam, bunu tecrübelerimden biliyorum. Bana yakın olunca kişiliği gururumu eziyor, özgürlüğümü kısıtlıyor. Bir gün içinde dünyanın en iyi insanından bile nefret edebilirim: yemeği yavaş yavaş yemesi bir kimseden nefret etmeme yeter; başka birinden, nezlesi var, ikide bir sümkürüyor diye nefret ederim... Yanıma yaklaştıkları anda düşman kesiliyorum insanlara. Gelgelelim, kişilerden nefret ettiğim ölçüde insanlığa olan sevgim artıyor.
91
-Ölümsüzlük yoksa, erdem de yok demektir.
-Buna inanıyorsanız, ya çok mutlusunuz ya da çok mutsuz.
136
Alyoşa beklemeye kararlıydı. Şimdilik burdan başka hiç bir yerde işinin olmadığını sezinlemişti.
172
-Tanrı'yı icad etmeselerdi uygarlık da olmazdı.
-Evet, konyak da olmazdı.
290
On sekizinci yüzyılda ihtiyar bir günahkar, Tanrı olmasaydı onu icat etmek gerekirdi, demişti.
292
Budalalalık saftır, kurnazlık bilmez, ama zeka hileye, sinsiliğe başvurur. Zeka dalaverecidir, budalalıksa dürüst, doğru. Umutsuzluğumu anlatmaya kadar vardırdım işi, içimi ne denli budalaca dökersem benim için o kadar iyidir.
292
İnsanın sevilebilmesim için yüzünü saklaması gerekir; yüzünü birazcık gösterdi mi sevgi yok olur.
315
Ama kişioğlunun, mucizeyi reddettiği anda Tanrıyı da reddedeceğini, çünkü onun Tanrıdan çok mucizeyi aradığını bilmiyordun. Mucize olmadan yaşayabilecek gücü yoktur kişioğlunun; hemen yeni yeni mucizeler bulur kendine.
369
Düello anında rahat olduğumu bundan kendiniz de anlamışsınızdır sanırım. Çünkü ruhumdaki değişiklik daha evdeyken olup bitmişti, bu yüzden yolda da düello alanında da son derece rahattım, hatta neşeliydim de diyebilirim.
379
Hiç sesimi çıkarmıyordum, kendi kendine eziyet eden insanı, Tanrı'nın seveceğini biliyordum.
392
Pederler, öğretmenler, cehennem nedir? diye sorarım bazen kendime. Şöyle cevap veririm bu soruya: Daha sevememekten doğan ıstıraptır.
-II-
115
Bir anda uslanmış, yatışmıştı sanki. Odadakilerin yüzlerine çekingen bir sevinçle bakıyor, ikide bir sinirli sinirli gülüyordu. Önce kovulup sonr tekrar içeri alınan, okşanan suçlu bir köpeğin hali vardı üzerinde.
235
Devlet yönetiminden tut da en basit şeye kadar böyledir bu. En büyük güç kaynağı, alışkanlıktır.
247
Çocukların boş zamanlarında savaşçılık ya da haydutçuluk oynamaları, onların genç ruhlarında sanat sevgisinin filizlenmesine yol açar. Sanata duyulan bir açlığın etkisiyle oynarlar bu oyunları. Kimi zaman tiyatrodaki oyunlardan daha canlı olur bu oyunlar. Bir fark var arada: tiyatroda sanatçıları seyretmeye giderler, oysa burada seyirci de sanatçı da çocuklardır. Çok daha doğal bir şey bu.
369
Ne yazık ki, gerçekler çoğunlukla, budalaca şeyler gibi gözükürler.
Ecinniler'den
24
Aydın kişilere davetiyeler gönderdi. Kısa bir süre içinde yüzlercesi Bayan Stavrogin'in evinde toplanmaya başladı. Daha sonraları artık davet edilmeden gelmeye başladılar. Gelirken de arkadaşlarını getirdiler. Bayan Stavrogin, hayatında bu kadar aydını bir arada görmemişti. İnanılmaz derecede kendini beğenmiş kimselerdi. Bunu da sanki, başlıca görevleri buymuş gibi saklamıyorlardı. Bazıları (her ne kadar zararsızsa da) sarhoş bile geliyor, fakat bu tutumlarını, sanki bir gün evvel öğrendikleri zerafet belirtisi gibi gösteriyorlardı. Tümünün görünüşünde, bir şeyden son derece gururlanıyormuş gibi bir hal vardı. Her birinin yüzünde, çok önemli bir sırrı henüz öğrenmiş gibi garip bir anlatım vardı. Birbirlerine küfür ediyorlar ve bundan gururlanıyorlardı. Ne yazdıklarını anlamak oldukça güçtü.
320
-Düşünceyi mi hissediyorsunuz? dedi. Çok güzel. İnsanın kafasında bir çok düşünceler vardır ve her akla gelişlerinde yeni olurlar. Doğrudur. Sanki ilk defa oluyormuş gibi, kafam böyle düşüncelerle dolup taşıyor. (Kirilov)
345
Yahudiler, gerçek Tanrıyı bekledikleri için yaşadılar ve gerçek Tanrıyı dünyaya bıraktılar. Yunanlılar doğayı Tanrılaştırdılar ve dinlerini dünyaya yaydılar..., yani, felsefe ve sanatı. Romalılar Devlet içinde insanları Tanrılaştırdılar ve Devleti uluslara miras bıraktılar. Fransa, uzun tarihi boyunca, sadece Romanın Tanrı düşüncesinin gelişmesi ve şekillenmesiydi. Nihayet Roma Tarısını lağıma attı ve kendisini dinsizliğe verdi! Şimdilik buna sosyalizm diyorlar; çünkü, dinsizlik Roma Katolikliği'nden daha sıhhatliydi. Büyük bir ulus, gerçeğin yalnız kendisinde, kesin olarak yalnız kendisinde, olduğu ve dünyayı elindeki bu gerçekle kurtarmaya, yeniden canlandırmaya sadece kendisinin yetenekli olduğu hakkındaki inancını yitirdiği an, o ulus büyüklüğünü kaybeder ve yalnız etnoğrafik bir materyal olur. Gerçek büyük bir ulus insanlıkta ikinci derecede bir rol oynamayı hiç bir zaman kabullenemez. Birinci dereceye bile razı olamaz. Kesinlikle tek olmayı ister. (Shatov)
408
Hatta bir keresinde, Bay Verhovensky'ye, insanın kaybı ne kadar büyük olursa, o derece yumuşak konuşur demişti.
527
Çok çalışan, bütün güçlerini çalışmaya veren kimselerin kafasında kendilerine ait bir düşünce kalmıyor. Aksini, çok ayıp sayıyorlar. (Peter V.)
656
Siz küçük insanlar, şimdiye kadar sizde olmayan yeteneğin ne olduğunu anlayabildiniz mi?: Neden anlamak istemiyorsunuz ki, insanlık, İngilizler veya Almanlar olmadan da yürüyebilir... Hepsinden önemlisi Rusya olmadan da yürüyebilir... Bilim olmadan da, yiyecek olmadan da yürüyebilir; fakat güzellik olmadan insanlığın devamı mümkün olamaz, çünkü, dünyada yapacak başka bir şey kalmaz! İşte bütün sır buradadır, bütün tarih buradadır!.. Hatta, bilim bile güzellik olmadan var olamaz... (Peter V.)
694
Geceleri yakılan büyük ateşler daima heyecan ve neşe vericidir; bu da, havaî fişeklerin nedenini anlatmaya yeterlidir; fakat havaî fişeklerin ışıkları ve etrafa savurdukları kıvılcımlar, bir kadeh şampanya kadar insana huzur vericidir. Gerçek bir yangın ise tamamen başkadır; gerçek yangında korku ve kişisel tehlike vardır; etrafına seyirci çeken bir güç vardır; tabi, bu seyircilere evleri yananlar dahil değildir; onlar bütün güçleri, varlıkları ile yanan evlerini kurtarmaya çalışırlar; en düşük tabakanın bile içini bir hüzün kaplar. Bu hüzünlü duygu bazen haz vericidir. «İnsan, yangını içinde bir sevinç duygusu olmadan seyredebilir mi?» Bu sözü bana, Bay Verkhovensky, hemen yangın dönüşü ona gittiğim zaman söylemişti. Şüphesiz ki, yangını sırf seyretmek için gelen bazı kimseler, bir çocuğu ve yaşlı bir kadını kurtarmak için kendisini hiç düşünmeden ateşin içine atar, tabii bu tamamen başka bir sorundur.
817
Hainler, baylar, tehlike anında korkan kimselerdir. (Peter V.)
840
İnsanoğlu, kendini öldürmeden yaşayabilmek için Tanrı inancını ortaya atmıştır. (Kirilov)
841
Bağımsızlığımı göstermek için kendimi öldürüyorum. Böylece, korkunç özgürlüğüm de anlaşılacaktır.
Bir Yufka Yürekli'den
60
Neva nehrine varınca, biraz durdu, ufukta günbatımının kanlı çizgisiyle yırtılan kış sisinin kararttığı uzaklara dalmıştı. Karların biriktiği buz tutmuş nehir üstünde son ışıklar, kırağı elmaslarının milyonlarcasını birden tutuşturuyordu. Gece, kenti kaplamak üzereydi, hiç kuşkusuz sıfırın altında yirmi dereceden aşağı düşecek bir gece... Kırbaç altında sendeleyen beygirlerden ve köprüler boyunca koşarken soluyan insanlardan bir buğu yükseliyordu. Kuru havada en küçük gürültü yankı yapıyordu. Damlardan devleri andıran duman sütunları yükseliyor, birleşip ayrılarak, bu koyu kitleler eski kentin üstünde yeni bir kent oluşturuyordu.
Zayıf ya da güçlü halkıyla bütün bu dünya, yoksulların kulübeleri veya kodamanların gösterişli saraylanyla bütün bu yapılar, bütün bunlar, bu alacakaranlık altında, koyu mavi gökte hafif bir buğu gibi biraz sonra silinip gidecek bir masal düşüydü sanki...
Beyaz Geceler'den
48
-İçimde olduğum şu anda, inan ki her zamankinden çok, en iyi yıllarımı boşa harcadığımı biliyorum. Bu, beni derecesiz bir üzüntüye boğuyor. Aslında Tanrı, bunları anlayabilmem için bana sizin gibi bir meleği gönderdi. Şu anda yanınızda ayaklarımı toplayıp sizinle konuşurken, yarınları düşünmek, inanın artık içimden gelmiyor. Çünkü bu yarın yine yalnızlık, yine kirli, gereksiz bir yaşam taşıyor... Yanınızda gerçek yaşamda bu kadar mutlu olduktan sonra neyi düşleyebilirim ki?...
81
-Ah Tanrım, mutlu bir yaratık, kimi zaman ne denli çekilmez biri oluyor.
118
-Ah Tanrım!... Ne uzun zaman dilimidir; yaşam süresince bir anlık mutluluk!... Bir ömür boyu için yeterli olmaz mı? Az şey midir bu, bir insan yaşamı için?...
Ev Sahibesi'nden
23
Birdenbire, uzun, sıcak bir öpücük ateş gibi yanan dudaklarını yaktı, kalbine sanki bir bıçak saplandı. Duyulur duyulmaz bir sesle inledi, kendini kaybetti. Bundan sonra garip bir âleme daldı.
Zaman zaman dalgınlığından kurtulmaya başlarken, aklına ilk gelen şey, garip, umutsuz bir mücadele ve ıstırapla dolu bir karabasan içinde yaşamaya zorunlu oluşu idi. Dehşet duyuyor, onu ezen uğursuz kaderine karşı koymak istiyordu. Fakat mücadeleye hazırlandığı en heyecanlı, en kızgın anında meçhul bir kuvvet onu yine yıkıyordu. O zaman yeniden kendini kaybettiğini hissediyor, bir keder ve umutsuzluk çığhğıyla önünde açılan dipsiz uçuruma atıldığını gayet açık olarak görüyordu.
Zaman zaman her şeyi unutturan, insanın canlılığını arttıran, geçmişi dahi iyi anımsatan ve hali neşeyle, zaferle dolduran tatlı mutluluk anları parıldayarak önünden geçiyordu. Uyanık olduğu halde meçhul geleceğine ait düşler görüyordu. O sıralar içinden taşan coşkunluğu çığlıklar atarak boşaltmak istiyor, izlenimlerinin baskısı karşısında vücudunun güçsüzlüğünü hissediyordu. O anda hayatının akışı kesiliveriyor, bir süre sonra da bütün varlığının yeniden hayata kavuşmasına sevinmeye başlıyordu. Arada bir, yine uykuya dalıyordu, bu sefer de son günlerde başından geçenler, karmakarışık bir halde kafasına doluyordu. Fakat bu hayaller ona son derece garip ve gizemli görünüyordu. Bazen de hastalığını filan unutuveriyor, niçin eski evde, eski ev sahibesinin yanında olmadığına şaşıyordu.
25
Halini düşünmeye başlıyor, koca dünyada bir basma, el evlerinde, çevresi gizemli, kuşkulu insanlarla, düşmanlarıyla çevrili olarak yaşadığı aklına geliyordu. Herkese ne kadar yabancı olduğunu düşünüyordu. Düşmanları, odanın karanlık köşelerinde toplanarak aralarında fısıldaşıyor, ocağın önünde kemikli ellerini ısıtıp kendisini bu adamlara gösteren kocakarıyla işaretleşiyorlardı. Birdenbire telaşa, kaygıya kapılıyor, bu adamların kim olduklarını, burada ne aradıklarını, kendisinin de bu odada ne işi olduğunu anlamaya çabalıyordu. Sonra evdeki kiracıların ve ev sahiplerinin ne biçim insanlar olduğunu öğrenmeden bilinmeyen bir gücün etkisi altında bu batakhaneye sürüklendiğini anlıyordu.
57
Ben bunları genç kız ruhuna benzetiyorum. Sabah güneşinde, genç kızın kalbini ilk açışı sırasında yanaklarındaki utangaçlığın verdiği pembelik var, batan güneşin kızlıığı da, bu utancı unutan kızın damarlarındaki kızgın kanın yüzünde yaktığı ateşe benziyor.
61
Eh, demek birkaç dakikalık mutluluk, koca bir ömre yetmiyor.
74
Şunu bil ki, zayıf bir adam tek başına yaşayamaz. Ona istediği bütün şeyleri ver, yine hepsini bırakıp sana koşar. Dünyanın yarısını bağışla, bak görürsün, hükmetmeyi düşünmez de bir pabuca sığacak kadar küçülür, siner!... Zayıf insana özgürlük verirsen, onu sokar torbaya, getirir sana teslim eder. Akılsız yüreğe özgürlük yaramaz.
Ölü Evinden Anılar'dan
23
İnsanoğlu zamanla her şeye alışabilen bir varlık. İnsan için kullanılacilecek en iyi tanımlamanın bu olduğunu sanıyorum.
62
Aldanmış olabilirdim ama, bana öyle geliyor ki bir insanın kişiliğini gülüşünden öğrenebilirsiniz ve eğer daha ilk karşılaşmada bu yabancı size candan bir şekilde gülüyorsa, hiç kuşkusuz onun iyi bir insan olduğunu söyleyebilirsiniz.
283
İnsan doğasının ne dereceye kadar yozlaşabileceğini anlamak oldukça güç.
359
Uyum sağlanamayan bir ortamda yaşamak zorunda kalmak kadar berbat bir şey olamaz.
Netoçka Nezvanova'dan
62
Yeteneğin içtenliğe, ilgi çekiciliğe ve özbeğeniye ihtiyacı vardır. Ancak onunla yetenek ortaya çıkar ve anlaşılabilir.
Suç ve Ceza'dan
86
Başlangıçta, epey önceleri ama, onu şu sorun düşündürüyordu: Hemen bütün suçlar nasıl oluyor da böylesine kolaycacık ortaya çıkıyor ve hemen bütün suçluların izleri böylesine çabucak bulunaibliyor? Düşündükçe ilginç birtakım sonuçlara vardı: Ona göre bunun başlıca nedeni, suçun gizlenmesindeki maddi olanaksızlıktan çok, suçlunun kendinde aranmalıydı; hemen her suçlu, suçu işlediği sırada, yani aklın, iradenin, dikkatin en yoğun olması gerektiği anda, akıl ve irade yönünden güçsüzlüğe düşüyordu; akıl tutulması ve iradeyi kaybetme tıpkı bir hastalık gibi geliyordu insana, gelişip yayılıyordu ve suçun işlenmesinden az önce en yüksek düzeyine ulaşıyordu, suçun işlendiği sırada ve ondan sonra kişiliklere bağlı olarak bu düzeyini sürdürüyor, sonra da her hastalık gibi etkisini yavaş yavaş yitirip yok oluyordu. Bu noktada ortaya çıkan soru şuydu: Hastalık mı suçu doğuruyordu, yoksa suç mu kendi yapısına uygun hastalığa benzer bir şeyleri geliştiriyordu?
119
Sekreter hem acıyan, hem aşağılayan bir bakışla bakıyordu; bakışlarında aynı zamanda, yaşamın çetin yanlarıyla ilk kez karşılaşan bir acemiye, "E, şimdi nasılsın bakalım aslanım?" der gibi bir üstün gelmişlik havası da vardı.
188
Kapıdan çıkarken sırtını kamburlaştırmış, kendini sakınmak istercesine de elindeki şapkasını omuzunun hizasına kaldırmıştı. Sırtının kamburu korkunç bir aşağılanmayı da yanı sıra götürüyormuş gibi bir etki bırakıyordu.
222
Beklenmedik bir felaket anında, bu felaketin dışında kalan insanlarada hep görülen, dile getirdikleri en içten acıma, acıları paylaşma duygularına rağmen, hiç kimsenin, en yakınlarımızın bile, kapılmaktan kendilerini alamadıkları tuhaf bir sevinç duygusu içindeydiler.
298
İnsanı bunaltan bir odası var... Aslında her yer boğucu burada, insanın soluk alabileceği bir yer yok. Sokaklar bile penceresiz odalara benziyor.
352
-Hiç hoşlanmıyor görünmelerine karşın, kadınların bazen aşağılanmaktan çok, ama çok büyük zevk aldıklarını söylemeye gerek bile görmüyorum. Gerçi bu herkeste böyledir, insanlar genellikle aşağılanmaktan çok, ama çok hoşlanırlar. Bilmem siz de farkettiniz mi? Ama kadınlar için bu özellikle böyledir. Hatta denilebilir ki, yalnızca bununla yetinirler, bununla yaşarlar ve başka hiçbir şeye gerek duymazlar.
370
Pyotr Petroviç, topluluk içinde nazik görünen, özellikle de nazik olma iddiasında olan insanlardandı; böyleleri bulundukları topluluk içinde kendilerine uygun olmayan en ufak bir aykırı durum karşısındaellerindeki bütün olanakları kaybederler ve bulundukları yeri şenlendiren bir insan olmaktan çıkıp, boş bir un çuvalına dönerler.
420
-...ve bilmem dikkatinizi çekti mi Rodion Romanoviç, bizde, yani Rusya'da, özellikle de bizim şu Petersburg'da, yeni tanışmış ama birbirlerine saygı duyan, örneğin aklı başında iki adam, bir araya geldikleri zaman konuşacak bir şey bulamazlar ve koca bir yarım saat birbirlerinden sıkılarak buz gibi öylece dururlar. Oysa herkesin, örneğin kadınların, konuşacak konuları vardır... Yine örneğin sosyeteden insanlar her zaman konuşacak bir şeyler bulurlar; bizim gibi orta hallilere, yani düşünen, aydın kişilere gelince, nedense hep utanırız; bir türlü konuşamayız... Peki bu niçin böyle? Ortak ilgi alanlarımız mı yok, yoksa birbirimizi aldatamayacak kadar dürüst müyüz?
505
Katerina İvanovna, rahmetli kocasının sözünü ettiği yeşil drap şalını başına örttü, hala odayı doldurmakta olan apartman halkının meydana getirdiği karmakarışık sarhoş kalabalığını yararak kendine yol açtı, gözyaşları içinde, hıçkıra hıçkıra, ne olursa olsun hemen şu anda bir yerlerde adaleti bulmak kararıyla sokağa fırladı.
521
-Bu bir yasa Sonya, yasa. Akılca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık! Kim daha güçlüyse, haklı olan da odur. Her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koyucu olurlar. Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır.
568 dipnot
Raskolniklik -XVII. yüzyıl ortalarında Rusya'da merkezi kilisenin güçlenmesine karşı çıkan ayrılıkçı bir din hareketi.
584
-Petersburg kadar insan ruhu üzerine karanlık, şiddetli ve tuhaf etkiler yapan kente pek az rastlanır. Bir tek iklimin etkisini düşünün yeter! Kaldı ki, burası bütün Rusya'nın yönetim merkezidir ve buranın karakterinin herkese yansımış olması gerekir.
595
-Dünyada açık yüreklilikten zor ve övmeden kolay bir şey yoktur. Açık yüreklilikte yüzde bir değerinde bile olsa, bir nota falsolu oldu mu, uyumsuzluk hemen farkedilir; övmede ise baştan sona bütün notalar falsolu bile olsa, yine de kulağa hoş gelir, zevkle dinlenir. Övgü ne kadar kaba olursa olsun, yine de en azından yarısı, övülene gerçek gibi gelir ve bu toplumun her katmanında böyledir.
602
-Herkes kendisi hakkında kendisi karar verir ve kendini en iyi aldatabilen, herkesten daha neşeli yaşar.
649
-Başarısızlığa uğradı mı, her şey aptalcadır.
649
-Estetik kaygısı, güçsüzlüğün ilk belirtisidir!
653
Sonunda, umutsuzluk içinde: "Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan? Onu şu anda hayata bağlayan tek şey bu korku" diye düşündü.
671
Annesinin, oğlunun yagısıyla ilgili olarak korkunç bir şeyler sezinlediğinden ve çok daha korkunç bir şeyler suyma korkusuyla soru sormaktan kaçındığından kuşkulanıyordu.
685
Konuşmak istediler ama konuşmadılar. Gözlerinde yaşlar birikmişti. İkisi de solgun, ikisi de zayıftı; ama bu solgun, bu süzülmüş yüzler yepyeni bir geleceğin, yepyeni bir hayata sirilişin şafak ışıklarıyla tutuşuyordu: Aşk onları diriltmiş, birinin yüreği, ötekinin yüreği için sonsuz bir hayat kaynağı olmuştu.
Kumarbaz'dan
25
Bütün bu kalabalığı, bu pisliğ sırf eğlenmeniz için hazırlanmış bir oyun olarak kabul etmelisiniz. Bu kalabalığa siz de katılabilirsiniz. Ne var ki, sadece bir gözlemci olduğunuzu, onşlarla herhanmgi bir ilişkinizin bulunmadığını aklınızdan çıkarmamanız gerekir.
Böyle bile olsa, gene de pek dikkatli bakmaya gelmez, kibarlığa sığmayan bir davranış olur bu. Çünkü, görünüm bir centilmenin ilgisini çekmez hiçbir zaman.
Ama ben yine de, tüm bunları incelemeye değer buluyorum. Kendini seyirci, gözlemci değil de , bu güruhun bir parçası kabul edenlere de salık veririm bunu.
Ahlak konusunda kişisel kanımı söyleyecek değilim. Bütün bunları vicdan azabından kurtulmak için söylemiş olabileceğimi kabul edin. Yalnız, bir şey ilgimi çekiyor: Nedense, son zamanlarda davranışlarımı, düşüncelerimi, ahlak ölçülerine vurma hastalığına yakalandır... Anlaşılmaz bir duygu var içimde.
Gerçekten de bu kalabalığın pek iğrenç bir görünümü vardı.
50
Çünkü Tanrı Ruslara doğuştan öyle yetenekler vermiştir ki, bunları belirli bir biçime uydurmaları çok güçtür.
Burada önemli olan bu biçimi sağlamaktır. Pek çok konuda yetenekliyizdir, ama uygun kalıba girebilmek için deha gerekir. Deha da az bulunduğu için, bundan yoksunuzdur. Ancak Fransızlarda ya da bazı Avrupalılarda dış görünüş öylesine göz alıcıdır ki, ahlaksız biri bu maskenin arkasında güzelce saklanabilir. Onların biçime bu kadar önem vermeleri sırf bu yüzden. Bir Fransız'a en büyük hakaretleri yapın, gıkını bile çıkarmaz; ama burnunun ucuna dokunun, hemen parlar. Çünkü bu, yüzyıllardan beri gelenek olmuş bir kibarlık kuralı sayılır.
Fransız erkeklerinde dış görünüş oldukça göz alıcı olduğu için de, genç kızlarımız onlara hatrandırlar. Oysa bence o kadar da iyi bir görünüşleri yoktur. Ben onları 'le coq gaulois' dedikleri bir horoza benzetiyorum, belki de horozların da kendilerine göre bir değerleri vardır.
52
-Yararlanın bu köleliğimden, yararlanın! Sizi günün birinde öldüreceğimi biliyor musunuz? Size olan sevgimin bir gün söneceğinden ya da kıskandığımdan değil bu isteğim; sizi çıtır çıtır yemek tutkusu içimi yaktığı için öldüreceğim. Gülüyorsunuz...
53
-Hiçbir umudum olmadığı halde seviyorum sizi. Sizi öldürdükten sonra belki bin kat daha çok seveceğim. Sizi öldürürsem, kendi canıma da kıymam gerekecek; yalnız, yokluğunuzdan duyacağım acıyı daha çok tatmak için uzun süre kıymayacağım canıma.
Ruha Dokunan Düşünceler
36
İnsan ezilip mahvedilmek, ona, en korkunç, bir katili bile duyunca titretecek kadar ağır bir ceza verilmek istenirse, gördüğü hizmetin tamamıyla anlamsız, tamamıyla faydasız olduğu duygusu verilmelidir.
51
Sürgün, bebek gibidir; ne görse ister.
53
Herkesin başka düşünüğü vardır, ama bizim gibi ağzı süt kokanlar önemli sorunları çözmeye uğraşırlar.
65
Hiç kimseden iğremnez o. Ama hiç kimseye inanmaz da. İnanmadığına göre küçük görüyordur karşısındakinin kuşkusuz.
67
Gururlu insan, ancak kendini büyük bir titizlikle sorgulayıp küçümseyen insandır.
69
İnsan, hayatı boyunca yalnız bir defa içini boşaltır, bunun için de iyice bunalıma girmesi gerekir.
71
Geyiğin aslanla yanyana yattığını, öldüren insanın ayağa kalkıp katiliyle kucaklaşmasını görmek isterim. Dünyanın böyle kurulmasının nedenini herkes birdenbire anlayacağı anda ben de orada olmak istiyorum. Bütün dinlerin temeli bu isteğe dayanmaktadır.
87
Bana elini verme, seninle vedalaşmayacağım, çünkü sen ve ben biriz.
92
Akıl, sevginin olmadığı yerde aranmalıdır.
93
Cehennem, daha sevememekten doğan acıdır.
94
İçten güzel olan her şey daima bağışlatır kendini.
98
İnsanlara çocukmuş gibi davranmalı, bazılarına ise hastanedeki hastalar gibi.
101
Hasta kimseler bu dünya ile bağını gevşetmiş insanlardır. Böylece duyguları başka dünyanın varlılarını algılayacak duruma gelmiştir.
115
Gücenmek yalnızca zevk vermiyor kişiye, bazen onu kibar da yapıyor.
116
Buğday tanesi yere düştükten sonra yok olmazsa, bir buğday tanesi olarak kalır; ama yok olursa, o zaman bereketli ürün verir.
145
İyiyle kötüyü seçmekte özgür olmanın insan için huzurdan, hatta ölümden daha istenmeyen bir şey olduğunu unuttun mu yoksa? Kişioğlunca vicdan özgürlüğünden güzel, ama aynı zamanda acı bir şey yoktur.
145
Sakin huzur dolu bir mutluluk vereceğiz onlara, onlar gibi güçsüz yaratıkların aradığı mutluluktur bu.
Yeraltından Notlar’dan
13
Üstelik boş inançları olan bir insanım, hem de tıbba saygı duyacak kadar.
17
Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. Normal bir insanın anlayış gücü, -başka bir söyleyişle- yeryüzünün en soyut, en işini bilen kenti olan Petersburg'ta (öyle ya, kentlerin işini bilenleri de var, bilmeyenleri de.) yaşamak gibi katmerli bir talihsizliğe uğramış 19. yüzyıl aydınının payına düşen anlayışın yarısı, dörtte biri, hatta daha azı günlük yaşantımız için yeter de artar bile.
19
Durumunuzun umarsızlığını, başka bir adam olamayacağınızı, değişmek için zamanınız, inancınız bulunsa bile değişmeyi kendinizin de istemeyeceğini anlamanın tadına doyum olur mu?
26
Acı çeken kimsenin bütün zevki inlemektir, bundan bir zevk almasaydı inlemekte direnir miydi?
30
İçlerinden geldiği gibi davranan insanlar, işadamları, dar kafalı oldukları için, kafaları çalışmadığı için iş becerirler. Bunu size şöyle açıklayacağım: Bu tür insanlar dar görüşlü olmalarından ötürü, önlerine çıkan ilk sebepleri ikinci dereceden de olsa ana sebep sanırlar. Davranışlarına sağlam bir dayanak bulduklarına herkesten çabuk ve kolay inandıklarından dolayı da içleri rahattır. En önemlisi de bu değil mi zaten? Herhangi bir işe girişmeden önce, bütün kuşkulardan arınarak huzur içinde olmalıdır insan. Peki ama ben kendimi nasıl huzura erdireceğim? Nerede bana destek olacak ilk sebepler, ilk dayanaklar? Bunları nasıl bulacağım? Şöyle bir düşünmeye başlıyorum, elime aldığım herhangi bir ilk sebep hemen peşinden kendisinden önceki sebebi sürüklüyor ve böylece uzayıp gidiyor. Anlamanın, düşünmenin iç yüzü budur. Bundan çıkardığımız sonuç yine aynıdır. Demin öç almaktan söz etmiştim, anımsıyor musunuz? (Herhalde pek anlamamıştınız.) İnsanın hak yerini bulsun diye öç aldığı söylenir. Öyleyse ilk sebep de bulunmuştur: Adalet. Şu halde büyük bir huzur içinde, iyi ve doğru bir iş yapıldığına inanılarak, başarıyla, rahat rahat öç alınabilir. Bense burada ne adalet, ne de erdem göremediğim için salt huysuzluğum yüzünden öç almak istediğimi bilirim. Huysuzluk bir sebep olmasa da, bütün kuşkularımı yenerek rahatça ilk sebep görevini yapabilirdi. Gelgelelim öfke bile duyamıyorum. (Zaten demin sözü bundan açmıştım.) Huysuzluğum hep o uğursuz anlayış yasaları yüzünden kimyasal bir çözülmeye uğrar. Bir de bakarsınız, asıl amaç uçup gitmiş, sebepler toz olmuştur; suçlu ele geçmemektedir, aşağılanma aşağılanmadan çıkıp diş ağrısı cinsinden kaderin cilvesi haline gelmiştir. Yapacağın tek şey kalıyor, o da duvarı daha sert yumruklamak. Asıl sebebini bulamayınca her şeye boş verirsin. Bir kerecik bilinçli olmayı bir yana koyarak, ilk sebebini aramadan, uzun boylu düşünmeden, körü körüne bırak kendini duygularının akışına; sev ya da nefret et, boş durmamak için bir şeyler yap! En geç ertesi gün bu danışıklı kanma yüzünden kendini küçük görmeye başlarsın. Sonuç olarak sabun köpüğü ve yine eski tembellik.
Baylar, kendimi herkesten akıllı saymamın tek nedeni, bitirmek şöyle dursun, yaşamım boyunca hiçbir şeye başlamamış olmamdır. Ben de herkes gibi gevezenin, zararsız, ama can sıkıcı gevezenin biri olayım, ne çıkar! Her akıllı insanın ilk baştan geveze olması, yani havanda su dövmesi alnına yazılmışsa ne gelir elden?
37
Eskiden hak uğruna kan dökülür, istendiği kadar insan iç huzuruyla öldürülürdü; çağımızda kan dökmeyi iğrenç bir davranış saydığımız halde yine de bu iğrenç işle uğraşmaktayız, hem de eskisinden daha çok. Hangisinin daha kötü olduğuna varın kendiniz karar verin.
38
Ayrıca insanların bilimden çok şey öğreneceğini (gerçi bu bence lükstür); insanların gerçekte hiçbir zaman iradelerinin, kaprislerinin olmadığını: bu yaratıkların ancak bir piyano tuşu ya da org içindeki bir vida kadar değer taşıdıklarını söyleyeceksiniz. Bundan başka, insanlar yeryüzünde doğa yasalarının hüküm sürdüğü, yaptıkları her şeyin isteklerine göre değil, bu yasalara göre oluştuğu gerçeğini öğreneceklerdir. Şu halde bize yalnızca bu yasaları bulmak kalıyor, insanlar böylece davranışlarından sorumlu olmayacakları için yaşamak da kolaylaşacaktır. Bundan sonra bütün davranışlar, matematik yoldan, 100.000'lik logaritma çizelgeleriyle hesaplanıp takvimlere geçirilecek; hatta zamanımızın ansiklopedik sözlükleri cinsinden yararlı yayınlar bile çıkacaktır, içinde her şeyin büyük bir kesinlikle hesaplanıp belirtildiği bu yayınlar sonunda yeryüzünde ne bir yanlış davranış, ne de boş bir serüven kalacaktır.
39
Can sıkıntısından insan neler neler uydurmaz! Zaten altın iğneler de can sıkıntısından batırılmaktadır, daha bu kadarıyla kalınsa çok iyi. İşin kötüsü, (Bunu da gene ben söylüyorum.) bakarsınız, altın iğnelere sevinenler bile çıkar. Çünkü insanoğlu ahmak bir yaratıktır, hem de görülmemiş derecede... Daha doğrusu ahmak değil de nankördür, eşine raslanmayacak kadar nankördür. Çünkü, sözün gelişi insanlar demin anlattığım mantık düzeninde yaşayıp giderlerken, bayağılığı yüzünden akan, daha doğrusu gerici, alaycı bir beyefendi ansızın ortaya çıkıp elini böğrüne dayayarak, hepinize: "Ne dersiniz beyler, şu mantıklılığa bir tekme vurup bütün logaritmacıları bir anda cehenneme yollasak da, gene eskisi gibi ahmakça, başımıza buyruk yaşasak nasıl olur?" diye bağırırsa hiç şaşmam! Onun böyle bağırması gene neyse, ama peşinden sürüyle geleceklerin çıkması insanın zoruna gider. İşte insanın yaratılışı budur.
40
Ne diye bizlerin mantık ve çıkarlarımıza uygun şeyler istememiz gerektiğini ileri sürerler! İnsanlara gerekli olan tek şey, sonunun neye varacağı, neye mal olacağı bilinmeyen başı boş istektir. Bu istek dedikleri de…
41
Çünkü isteği, iradesi olmayan, istemeyi bilmeyen insan org silindirlerindeki bir vidadan başka nedir ki?
43
Mantık, kuşkusuz iyi şeydir, ama olup olacağı bir mantıktır ve insanın düşünme gereksinmesini gidermekten öteye geçemez; oysa istek yaşamın ta kendisidir, hem de en basit bir davranıştan yüce mantığa kadar. Gerçi isteğin eline kalmış bir yaşam çoğu zaman deli zırvasından başka bir şey değildir, ama unutmayalım, gene de yaşamdır, kare kökü almak değil.
49
İki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir.
93
Önemsenmeyen, küçük görülen bir şey doğru da İsa onların insafsızca, rezilce alaylarından kurtulamıyordu. Rütbe kazanmak onlar için en akıllıca işti, bacak kadar veletler şimdiden yumuşak koltukların sözünü ediyorlardı. Kuşkusuz bunun sebebi, onların salaklığında olduğu kadar, çocukluk ve yeniyetmeliklerinde durmadan gördükleri kötü örneklerde de aranmalıdır. Ahlakları çirkinlik derecesinde bozuktu. Her ne kadar ahlaksızlıklarında bile bir gösteriş, bir özenti varsa da, özentinin altından görünen çocuklukları, körpelikleri kokuşmaya yüz tutmuştu.
131
Onun bile bile alaya kaçtığını; bu davranışının, utangaç, temiz yürekli insanların, ruhlarına paldır küldür girmeye çalışanlara karşı gururlarından zerrece özveride bulunmamak, duygularını böylelerinin önünde açığa vurmamak için son çare olduğunu anlamıştım.
159
Ben huzur istiyorum, huzur! Bunu elde etmek için dünyayı beş paraya değişirim.
167
Buraya gelince kendi kendime şu yersiz soruyu sordum. Kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acı mı daha iyi?
Delikanlı’dan
-I-
8
İşte önsöz de oldu bitti: bir daha da buna benzer bir şey olmayacak. Haydi bakalım iş başına, gerçi herhangi bir işe, belki de bütün işlere başlamak kadar zor bir şey yoktur.
54
— Evet, kabadırlar. Tiyatroya, gezme yerlerine gelin de görün. Her erkek, meselâ,
yolun sağ tarafından geçildiğini bilir, karşılaşınca da hemen sapar, o sağa ben sağa. Bayanlarsa, yani kadın, (ben kadınlardan konuşuyorum), sanki siz muhakkak kenara çekilerek yol vermek zorundaymışsınız gibi, üzerinize doğru gelir, hattâ sizi görmez bile... Zayıf bir yaratık olması bakımından kendisine yol vermeye hazırım, ama neden bunu kendisine verilmiş bir hak sayıyor, neden benim ille böyle hareket etmek zorunda olduğumdan o kadar emin bulunuyor? İşte insanın gücüne gidende bu!
80
Hayır, gizli kuvvet fikri, gözle görünen hakimiyetten daha hoştur.
81
Kendi düşünceniz kötü bir düşünce de olsa henüz içinizdeyken her zaman daha derindir, sözle anlatmak istediğiniz zamansa daha gülünç, daha şerefsizce bir şey oluyor. Versilov bana, bunun tam tersi yalınız fena insanlarda olur, demişti. Her zaman yalan söyledikleri için bunu yapmak onlara kolay gelir; bense yalınız hakikati yazmak istiyorum, işte zor olan da bu ya!
174
Ben para istemiyorum yahut daha doğrusu bana gerekli olan para değildir, hattâ kudret bile değildir; bana gerekli olan yalnız kudretle elde edilebilen, kudret olmayınca hiç ele geçirilemeyen şeyler: yani yalnızlık köşemde sessiz sessiz kendi kudretini takdir etmek! İşte bütün dünyanın elde etmeye çalıştığı hürlüğün tam, doğru bir tarifi! Hürlük! En sonunda bu büyük sözü yazdım... Evet, yalnızlık köşende kendi kuvvetini bilmek, pek nefis, çok güzel bir şeydir. Mademki elimde kuvvet var, içim rahattır.
181
Yanlış da olsa bir güzellik ideali bulana ne mutlu!
269
Her sabahın erken saati gibi Petersburg sabahları da, insanın tabiatı üzerinde ayıltıcı bir tesir yapar. Bazı gecenin ateşli hülyası, sabahın aydınlığı, soğuğu ile beraber büsbütün buğu olur gider, ben de bazan sabahları, pek az önce, gece kurduğum, geçmiş hülyalarımı, bazan hareketlerimi kendime sitem ederek, utanarak hatırladığım olmuştur.
314
Ama bunun üzerinde uzun uzadıya düşünmeye vakit yoktu, kafama Kraft yerleşmişti. Pek çok üzüldüğümü söyleyemem, ama gene de ruhumun derinliklerine kadar sarsılmıştım, hattâ o kadar ki başkasının bahtsızlığım, yani birinin ayağı kırıldığını namusu lekelendiğini, sevdiği bir yaratığın kaybettiğini, gören insanlarda görülen duygu, kendini alçakça tatmin eden bu duygu bile yerini büsbütün başka tam bir duyguya yani tam bir kadere bırakmıştı. Kraft'a acıyordum, yani buna doğrudan doğruya acımak denilip denilemeyeceğini bilmiyorum, ama bu çok kuvvetli, içten gelen iyilik duygusuydu! Bundan da memnundum. Pek önemli bir haberin tesiriyle bütün varlığınız sarsıldığı bir sırada bununla bir ilgisi olmayan o kadar çok gereksiz düşünceler insanın aklına gelir ki! Ama doğru düşünülecek olursa böyle bir şey bütün öteki duygulan ezmeli, onunla ilgisi olmayan bütün düşünceleri, hele çüküklerini dağıtmalı, oysa yerine hep küçük, değersiz fikirler insanın kafasına dolar.
394
— Neye somurttun?
— Hayır, somurtmadım, Liza, bu öyle... Biliyor musun, Liza, iyisi mi dosdoğru konuşmalı: öyle bir tabiatım var ki kalbimde gizlediğim bazı duygulu noktalara parmakla dokunulmasını istemem... yahut daha doğrusu, bazı duyguları herkes görsün diye teşhir etmek ayıptır, değil mi? İşte bunun için bazan somurtup susmayı daha çok severim: sen zekisin, anlaman gerek.
-II-
32
— Siz hep susmak istersiniz zaten!
— Dostum, şunu bil ki susmak hem iyi, hem tehlikesiz, hem de güzeldir.
— Güzel mi?
— Elbette, susmak her zaman güzeldir, susan insan da her zaman konuşandan daha güzel görünür.
37
Bir gün Versilov ile baş başa kalınca:
— Onun kusurları var, ama hiç değilse kusurları kadar da meziyetleri var! dedim.
Versilov gülerek:
— Yarabbi nasıl da yaltaklanıyorsun ona! diye cevap verdi.
Anlamadım, sordum:
— Nasıl yaltaklanıyorum?
— Kusurları kadar meziyetleri varmış! Kusurları kadar meziyetleri olsaydı, bir aziz olur, keramet gösterirdi!
43
-Bunu bilmiyorum, prens; yalnız bildiğim bir şey varsa o da bu hayatın pek basit, pek bayağı, pek göze çarpan, her gün, her saat yaşanan bir şey olması gerekir, hem bu öylesine basit bir şey ki biz onun böyle basit, böyle tabiî olabileceğine inanamıyoruz, onu fark etmeden, tanıyamadan binlerce yıl hep yanından geçip gidiyoruz.
121
-Acı çekmesini bilmiyorsun, halbuki başkalarını yargılayabilmek için yargıçlık hakkını acı çekerek kazanmak gerek.
122
-“ Yargıçlık hakkını acı çekerek elde etmeli” ne demek? Namuslu olan herkes yargıçtır, işte benim düşüncem.
219
Benim de tekrarlayıp durduğum zaten bu. Hayatın bu kadar kısa oluşuna bir türlü aklım ermiyor. Herhalde bezginlik vermesin diye böyle oluyor, çünkü insan hayatı da Puşkin'in son, kusursuz şiirleri gibi Tanrı'nın bir sanat eseridir. Kısa olmak bir sanat eserinin ilk şartlarından biridir. Ama bezginlik duymayanlara hiç olmazsa elden geldiği kadar uzun yaşamak fırsatı verilmeliydi.
220
Sadelik, mon cher, hakikatte en büyük kurnazlıktır.
-III-
16
Öyle sanıyorum ki, çoğu zaman gülen bir insana bakmak karşısındakine tiksinti verir. İnsanların gülüşünde çoğu zaman bayağı, güleni küçük düşüren bir şey kendini açığa vurur. Gülen ise hemen her zaman bıraktığı tesirin mahiyetini bilmez. Birçokları uykudayken yüzlerinin nasıl bir ifade taşıdığını bilmedikleri gibi o da bunu bilmez.
167
Budala iş adamlarının dış görünüşünü taşıyan adamlardan biriydi, bu tip insanlardan hemen hemen çocukluğumdan beri öyle nefret ederim ki! Kırk beş yaşlarında, orta boyluydu, saçlarına ak düşmüştü, sakalı insana tiksinti verecek kadar tıraş edilmişti, dümdüz, kızgın yüzünün her iki yanağına yapıştırılmış iki sucuk gibi sarkan, itina ile kesilmiş ağarmış favorileri vardı. Tabiî can sıkıcı, ciddî, konuşmaktan hoşlanmayan, hattâ bütün bu tip insan bozuntuları gibi, her nedense kibirliydi.
200
Bütün iş adamları gibi o da hem aptal hem de atılgan. Aptallıkla gençlik bir araya gelince büyük bir kuvvet olur.
219
O, mesut bir gülümseme ile gülümsedi, böyle olmakla beraber gülümsemesinde gene ıstırap, daha doğrusu insanca, yüce bir şey beliriyordu... anlatmasını beceremiyorum; ama zekâca pek gelişmiş insanların yüzlerinde, öyle sanıyorum ki muzafferiyet, galibiyet derecesine varan bir saadet ifadesi okunamaz.
250
Öyle düşündüm ki o, annemi umumiyetle erkeklerin bütün kadınları sevdikleri basit değil de daha ziyade insanca, bütün insanların sevgisiyle seviyordu, böyle basit bir aşkla sevdiği bir kadınla karşılaşır karşılaşmaz da hemen bu aşkı istememişti, her halde daha ziyade alışkın olmadığı için böyle yapmıştı.
308
Oturmadan, can kulağıyla, ama merhametsiz bir sükunetle, kendine güvenen bir merakla beni dinlemesini hiçbir zaman unutmayacağım, bunun için de onu affetmeyeceğim.
324
Versilov sapsarı kesilerek:
— "Ayrılalım, o zaman sizi seveceğim"; seveceğim, yeter ki ayrılalım. Beni dinleyin, dedi, bana bir sadaka daha verin: beni sevmeyin, benimle beraber yaşamayın, hiçbir zaman görüşmeyelim; sizin köleniz olurum, çağırırsanız gelir, beni görmek, sesimi duymak istemezsiniz kaybolur giderim, ancak... ancak hiçbir erkekle evlenmeyin!
Bu sözleri işitince kalbim acı acı sızladı. Bu sâf, insanı küçük düşüren dileğin böyle çıplak, böyle imkânsız oluşu, insanda çok acıma duygusu uyandırıyor, insanın kalbini daha kuvvetle sızlatıyordu! Peki, onun buna razı olabileceğini düşünmesine imkân var mıydı? Oysa yalvaracak kadar küçük düşüyor, yalvarmamak bunu denemek istiyordu! İnsan ruhunun bu dereceye düşmesini görmek tahammül edilemeyecek kadar ağır bir şeydi. Katernia Nikolayevna'nın yüzünün bütün çizgileri, duyduğu acıdan çarpılır gibi oldu; ama o daha bir tek söz söylemeye vakit bulamadan Versilov birdenbire kendine geldi.
Ansızın tuhaf, değişen, kendi sesine benzemeyen bir sesle:
— Sizi yok ederim! diye'bağırdı.
Ama Katerina Nikolayevna da ona tuhaf, kendi sesine benzemeyen, kendisinden umulmayacak kadar kesin bir sesle cevap verdi.
— Size sadaka versem, dedi, daha sonra, şimdi tehdid ettiğinizden daha çok öç almaya kalkışırsınız, çünkü şimdi karşımda tıpkı bir dilenci gibi durduğunuzu hiçbir zaman unutamazsınız...
328
Sahneyi tasvir etmiyorum çünkü luzumsuz.
Budala’dan
9 (Önsöz)
Sigmund Freud, Dostoyevski’nin kumara düşkünlüğünü, onun doğuştan gelen patolojik kendini cezalandırma arzusunun ifadesi olarak değerlendirir.
22 (Önsöz)
Sonya (Sofia) 22 Şubat/5 Mart 1868'de dünyaya geldi. Dostoyevski Sonya'nın vaftiz babası da olacak arkadaşı Maikov'a yazdığı mek¬tupta baba olmaya ilişkin duygulannı şöyle anlatır: "Sonya'yı ilk gör¬düğüm andan onu bir leğende beraberce yıkadığımız ana kadar, yak¬laşık bir ay boyunca, korkunç bir şekilde onun yeni ve benim için bi¬linmedik olduğunu hissettim. Evet, gerçekte meleksi bir ruh bizimle olmak için yanımıza geldi. Ama sana duygularımı anlatmayacağım. Her gün büyüyüp gelişiyorlar." Şaşkınlık ve iftihar dolu Dostoyevski, kızının kendisine ne kadar benzediğini anlatır: "Daha şimdi¬den yüz ifadesi, anlındaki buruşukluklarıyla suratı benimkine ben¬ziyor - yerinde yatıyor ve sanki roman yazarmış gibi bakıyor!" Saint Petersburg'daki akrabalarına karşı daha ihtiyatlı yaklaşır.
Ancak mayıs başında Sonya hastalanır ve bir hafta sonra zatürreden ölür. Bu ölüm Dostoyevski'yi nasıl etkilemiştir? Karısının anıları, ortak kederlerini ve ümitsizliklerini, özellikle de genç ka¬dının kocası için duyduğu endişeyi anlatır: "Kayıptan dolayı sar¬sılmış ve üzülmüş olan zavallı kocam için ciddi endişeler duyuyor¬dum: Kederi inişli çıkışlı ve coşkundu, gözyaşı döküyor ve kadın gibi ağlıyordu; sevgili varlığının soğuk bedeni önünde durarak so¬luk yüzünü ve ellerini öpücüklere boğdu. Böylesi coşkun bir ke¬deri daha önce hiç görmemiştim."
Yas içindeki Dostoyevski Maikov'a şöyle yazar: "Sonya nerede? Yaşaması için çarmıhta acı çekmeyi göze alabileceğim o küçük in¬san nerede?" Bir ay sonra devam eder: "Asla unutmayacağım ve acımı asla bitirmeyeceğim! Başka bir çocuğumuz olsa bile, onu na¬sıl sevebileceğimi bilemiyorum; sevgiyi nerede bulacağımı bilemi¬yorum; Sonya'ya ihtiyacım var. Artık var olmadığını ve onu bir da¬ha göremeyeceğimi anlayamıyorum."
İlk karısı 1864'te öldüğünde, Dostoyevski günlüğünde kendisi¬ne "Maşa masada uzanıyor. Onu bir daha görebilecek miyim?" so¬rusunu sorar ve ebedi yaşamı düşünerek kendisini tesselli etme¬ye çalışır. Hatta kızının ölümünden birkaç ay evvel, Dostoyevski akrabalarını, Budala’yı ithaf ettiği yeğeni Sonya’nın babası olan A.P. Ivanov’un ani ölümü üzerine teselli etmiştir. Dostoyevski yaslı aileyeIvanov’u tekrar görecekleri konusunda teminat vermiş ve ateizme sapmamalarını öğütlemiştir. Fakat kendi Sonya’sı öldüğünde, Dostoyevski ölümün etkisini ve mezarın zaferini her zamankinden daha güçlü hissetmiştir.
184
Malumları olduğu üzere, Ekselansları, herkeste bir nükte yeteneği vardır, bendenizse bundan yoksunum. Buna karşılık da bana gerçekleri söyleme izni verilmiştir; çünkü herkesin bildiği gibi gerçekleri yalnızca nükte yeteneği olmayanlar dile getirebilir. Ben, kin tutarım; kin tutmam da nükte yeteneğimin olmamasından ileri geliyor. Her aşağılamaya katlanır, uysalca boyun eğerim, ama aşağılayıcımın ilk başarısızlığına dek sürer bu boyun eğişim. Ayağının ilk sürçtüğü anda, karşısında beni bulur; bir şekilde kendisinden öcümü alırım… (Ferdışçenko)
271
Sabahleyin, yeni açılan bir demiryolu güzergahında yolculuk yaparken S. adında biriyle tanıştım. Tam dört saat sohbet ettik. Kendisi hakkında önceleri de bir şeyler duymuştum. Ateist olarak tanınıyordu. Gerçekten çok kültürlü bir adamdı ve ben de böylesine bilgili biriyle konuşmaktan sevinç duydum. Ayrıca son derece görgülü bir adamdı, bilgice aynı düzeydeymişiz gibi, eşitiymişim gibi konuştu benimle. Tanrı’ya inanmıyordu. Ama beni şaşırtan ne oldu biliyor musun: bütün konuşması boyunca sanki bundan söz etmiyordu… Daha önce de aynı duyguya kapıldığım olmuştu: Tanrıtanımazlarla kaç kez karşılaştıysam ce kaç kez onların kitaplarını okuduysam, konuşmalarında ya da yazılarında savundukları düşünce görünüşte bu olmasına karşın, özde sanki bu değildi.
273
Dinle, Parfyon: deminki sorunun yanıtı şu: dinsel duygulara ilişkin yargılarımız, sıradan birtakım konulara, cinayet ya da birtakım suçlara, ya da ateizme ilişkin yargılarımızdan öz olarak farklıdır. Bu konuda bunlardan farklı olan ce sonsuza dek de farklı kalacak olan bir şey var. Bu, ateizmin asla ve asla özüne ulaşamayacağı ve sonsuza dek ondan söz edemeyeceği bir şeydir, Bunu en açık, en belirgin ve en kolay olarak Rus kalbinde fark edebilirsin. İşte benim vardığım sonuç! Rusyamızdan edindiğim ilk ve en temek inançtır bu! (Mışkin)
27 Mart 2008
Oğuz Atay
Batılı inceler, biz severiz.
Tutunamayanlar'dan
37
Özellikle, en yakınınız, sizi aptaca bir yarışma duygusuna sürükler. Turgut da kendini, sesini çıkarmadan arkada oturan ve sinirine dokunan bir anlayışlılık içinde görünen karısıyla gizli bir yarış içinde görüyordu. “Kadınlarda, el ustalığı isteyen işler için, aptalca bir yarışma duygusu vardır zaten” diye düşündü. “Erkeklerin, başka konularda, onlara üstün ve yukardan bakarmış gibi görünen tavırlarını çekemezler, bu çeşit yarışmalarla acısını çıkarmak isterler böyle küçük görülmelerin. Bir yandan da, her şeye rağmen savunmasız ve narin olduklarını gösteren yapmacıklıklarını elden bırakmazlar: ‘Canım şu ipi şuraya takar mısın? Canım senin boyun yetişir – ya da sen benden kuvvetlisin’. Yani senin bütün üstünlüklerin, basit ve hayvani temellere dayanır. Sonra küçük bir aksama olunca : “Dur canım bir de ben denesem” sahteliği. “Uzun boylu hayvan! Beni kuvvetli kollarınla alıp götürdün; şimdi, bir çamaşır ipini takamıyorsun işte!”
43
Turgut’un oturduğu apartman, büyük şehrin kuzey doğusunda,enlemi kırk bir derece sıfır sıfır dakika kuzey ve kırk bir derece sıfır sıfır dakika saniye kuzeyle boylamı yirmi dokuz derece on iki dakika doğu ve yirmi dokuz derece on iki dakika bir saniye doğu olan noktalar arasında sıkışan bir arsa üzerine kurulmuştu. Apartmanın dünya üzerindeki bu konumunu anlayabilmek için biraz astronomi bilmek gerekiyordu. Oysa, Turgut’un arkadaşlarının karıları, bu bilgiden yoksun oldukları halde, apartmanı ‘elleriyle koymuş’ gibi buluyorlardı.
76
Babam,okuduğu gazeteden başını kaldırdı,yorgun ve ilgisiz nazarlarla baktı yüzüme: 'Dur bakalım hele' dedi. Babamın ,sonradan daha iyi farkettiğim karakterinin eşsiz bir özetiydi bu cümle: 'Dur bakalım hele'.Hem kendi durur, hem de herkesi durdururdu bu cümleyle.Benim hızımı,annemin hırçın ve telaşlı atılmalarını hep bu amansız cümlesiyle keserdi: 'Dur bakalım hele'. Dünya tefekkür tarihine 'durbakalımhelecilik' geçmezse,babama yapılmış en büyük haksızlık olacaktır bu.
149
Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır.Yalnız pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer.) Tüyleri yok denecek kadar azdır.Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. Erkekleri, yalnız bırakıldığı zaman acıklı sesler çıkarırlar. Dişilerini de ayni sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar.Ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavruları ayrı yerlere giderler.Toplu olarak yasamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. Belirli beslenme düzenleri de yoktur.başka hayvanlarla birlikte yasarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeği unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez.) İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat - gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir.(Aynı bilginler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler.) Din kitapları, bu hayvanları yemeği yasaklamışsa da , gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz, hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir...
200
Biliyorum, İsa daha büyük acılar çekti diyeceksin. Bu kadar ayrıntılara giremezdi, diyeceksin. Asıl, ayrıntılara girmeliydi bence. Herşeyi yaşamalıydı. İlkokula göndermeliydin İsa’yı da Selim gibi. Sonra, Selim senin oğlun değil ki. Olsaydı da bilmiyordu. Biliyorum, bunlardan daha acıklı sözler yazdı romancılar, diyeceksin. Ben daha neler duydum, diyeceksin. Demek bunu söylemekle bitiyor herşey. Sen onlara inan (ne kaybettiğini bilmiyorsun onlara inanmakla). Küçük ayrıntılara daha girme bakalım. İsa’nın ikinci gelişiyle durumu kurtaracağını sanıyorsun. Selim de ikinci kere gelirse görürsün. Yalnız, bu sefer lütfen aynı zamanda gelsinler artık. Araya gene binlerce yıllık bir uçurum koyma.
202
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır?
245
Bir adam yaklaştı: 'Ateşinizi müsaade eder misiniz?' Etmem. Siz Selim Işık'tan bahsetmeme müsaade eder misiniz? Etmezsiniz. Gördünüz mü? Adam kamburunu çıkararak eğildi, sigarasını yaktı; sağol anlamına elini başına götürdü, uzaklaştı. Hemen kaçtınız değil mi? Kaçın bakalım. Sigara yakma hukuku. İnsan kaldırımın ortasında kararsız durursa, ya ateş isterler ya da adres sorarlar.
271
Çirkinlik ne kadar kolay!
284
Bir bara giderler, konsomatrislere içki ısmarlarlar, bir daha, bir daha. Hep konuşmak için. İnsan olduğumuzu, kendimize ispatlamak için. Köpeklerden farklı olduğumuzu göstermek için. Kadınlar da köpeklerden farklı olduklarını göstermek için, utanırlar. Utanmış gibi yaparlar. İşte yanımdaki kadın da on dakikada bir kollarımdan sıyrılıyor, arada bir elimi itiyor.
297
Şaşırmazlar Selimciğim: daire tatil oldu diye sevinirler. İnsanlar, yalnız kitaplarda şaşırırlar. Romancılar şaşırtır onları.
316
İntihar bir akıl hastalığıdır ve ancak bir akıl hastasının körleşmiş duyularının sağladığı soğukkanlılıkla başarılabilir.
328
Uyanmanın sersemliğinden yararlanan kuruntular, daha büyük bir şiddetle saldırdılar.
356
Onu gerçekten kaybetmenin acısını anlayabildim mi?
391
İlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. Oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır. Bütün gücüyle büyüyü bozmak, buzları kırmak için uğraşır.
540
Adamlar uzun uzun düşünmüşler. Doğulunun içtenliğini de incelemişler. Bilimsel olarak. Sonunda sorulmamasında karar kılmışlar. Birbirine yalnız, daha iyi olun inşallah diyebiliyorsun. Konuşmak için psikiyatristlere gidiyorlarmış. Pahalı bir çözüm. İşçiler de sağlık sigortasından yararlanıyor. Kartını uzatıyor, çok canım sıkılıyor; beni biraz dinler misiniz? Dışarda, bekleme odasında, itiraf etmek için bekleyen bekleyene. Mahkeme kapısı gibi. Hapishanelerden bile gelen varmış. Elleri kelepçeli, iki jandarma arasında bekliyor. İçeri girince kelepçeler çözülüyor. Dün akşam gene uyku tutmadı doktor bey. Hücremde dolaştım durdum. Divana uzanın ve çocukluğunuzu anlatmaya devam edin. Nerede kalmıştık? Bizde bu işler ne kadar ucuz. Bilimsel olmadığı için bir sonuca ulaşamıyoruz. Meyhaneler işportacı psikiyatristlerle dolu. Belediye zabıtası bunlara engel olmalı. Ruhsatları yok. Batılılar size uygunsuz bir organlarıyla gülerlerdi. Kadın, düşünmek için arasıra yazıdan başını kaldırıyor. Kadına laf atarmışım. Beni de yazın dermişim. Sıkı mı? Garson soldan yanaştı. Bilimsel bir yaklaşma.
584
Tarzan ne derdi bunları okusaydı? Sıkılırdı herhalde efendimiz. Doğru: aydınlardan başka hiçbir kalabalık kendi hakkında yazılan eserleri okuyacak sabrı göstermez.
599
Akıldan uzaklaşmak istiyorum. Aptalca duygulanmaktan korktuğum için çevremi akılla doldurmuşum. Aşktan, üzüntüden bahsedebileceğim aptal insanları arıyorum.
614
Annem öyle değildir. Kendini karıştırmadan benimle birlikte olmasını bilir. Hem de kitaplarda okumadan, bir yerden duymadan: içinden öyle geliyor. Bütün anneler böyle değildir. Gidip yatmasını söylüyorum: itiraz etmeden gidiyor. Karşımda oturduğu zaman düşüncelerimi hafifletiyor. İşim bitince gönderiyorum. Biraz iyileştiğimi görünce, bana yaptığı iyiliğin karşılığı olarak onunla ilgilenmemi bekleyebilir, değil mi? Hayır. Sevin,yor sadece.
623
Geriye döndüm diye küçümsemiştir beni. Böyle basit ölçülerle değerlendirirler insanı. Dostoyevski’yi de okumamışlardır, bilmezler.
626
(Annesi) Onyedi yaşıma kadar beni yıkadı; bütün imtihanlardan önce, sabahlara kadar anlattığım dersleri dinledi.
654
Bu “güvenlik tedbirleri”ni de oldum olası anlamamışımdır. Aslında haklılar elbette; fakat gönlüme göre değil.
705
Bütün olaylar uzakta oluyordu. Selim büyük adam olamayacağını hissediyordu. Belki Türkiye savaşa girerse, Selim’in büyük adam olma meselesi unutulur. Ve Selim de bu kadar insana karşı mahcup olmazdı. Kimse, ağır savaş yılları içinde yetişen bir çocuğu, büyük adam olamadı diye suçlayamazdı. Selim, büyük adam olmaktan kurtulmak için, ağır bir hastalık bile geçirmeyi düşünmüştü.
Doğan Emrah Zıraman
Aşağılama İlişkileri Üzerine Tezler'den
71
Umut vaadini her an için sürekli kılmak, aşağılama ilişkilerinin var etmek zorunda olduğu bir durumdur. Örneğin liberal demokrasiler başta olmak üzere, demokrasiyi seçime indirgeyen her türlü sistem aslında aşağılama ilişkisinde aşağılananlara, her seçim dönemini aşağılama için bir fırsat umudu olarak sunar. Bugün günahkar olarak cehenneme gideceğini düşünen herkese, zamanı varken, gerekeni yaptığı taktirde cennet kapısı her an yeniden açılabilir.
82
Çünkü bir toplumun refah düzeyi asıl olarak aşağılama ilişkileri üzerinden yükselirse, o toplumda da ötekine karşı girişilen saldırıların denetim mekanizması ne kadar yüksekse, kişinin yaşadığı aşağılama ilişkisinde öldürmek için kendisine hedef seçeceği en zayıf kişi öncelikle kendisi olacaktır. Burada belirleyici olan refahın elde edildiği aşağılama ilişkileridir, refahın kendisi değil….
…
Genelde politik bir eylem olan açlık grevleri ise, var olan durumlar ile aşağılandığı iddia edilerek, kendisini aşağılayana şu mesajı verir aslında: Beni aşağılamak istiyorsun. Buna karşılık ben de, senin beni aşağılamanı engellemek için aşağılamanın doruk biçimini, ölümü seçiyorum.
102
Barış bir sonraki savaş ile yürütülecek aşağılama ilişkisine kadarki suskunluk halidir.
105
Eşitleme ilişkileri aşağılama ilişkilerinin bağrından doğar.
108
Örneğin yükselen dinsel akımlar veya yükselen milliyetçiliğin temelinde dinin ve milletin ilk ve eşit ilişkiler üreten dönemlerine özlem vardır. Dinlerin ve milletlerin tarih sahnesine çıktığı dönemler genel olarak eşitlikçi düşüncenin daha net ifade edildiği dönemlerdir.