'Çocukluğum' dan
30
Sakin bir sesle konuşuyordu. Ne sesinin tonu, ne kuzenimin üstünde kıpırdanıp durduğu sandalyenin gıcırtısı, ne de ninemin tepinmeleri bu basık ve isli tavanlı mutfağın karanlığında uzayan olağanüstü sessizliğ bozamıyordu.
34
İnsan gücünün tükendiğine bile sevinir, çünkü ya dinlenecek ya da gebereceksin. (dedesi)
44
Eğer Yakov bir köpek olsaydı,
Sabahtan akşama kadar havlardı.
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Ah ,ne kadar hüzünlüyüm!
Yoldan geçiyor bir rahibe,
Duvarın üstünde bir karga tünemiş
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Ocağın ardında bir cırcırböceği ötüyor.
Hamamböcekleri kaşnaşırken.
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Bir dilenci portyanki'sini açtı kurutmak için
Bir diğer dilenci çaldı bunları.
Ah ,ne kadar sıkılıyorum!
Ah ,ne kadar hüzünlüyüm!
46
Ah ! Çarıklarımın yıpranmasına göz yumsaydım.
Karımı ve çocuklarımı , bırakır kaçardım!
47
Bütün hafta boyunca
Dantelci kız çalıştı,
Öylesine yoruldu, yoruldu ki,
Yarı ölü bir hale geldi.
48
Pazar, ayinden sonra,
Gece yarısına kadar dans ettim,
En son ben döndüm eve;
Ne yazık şölen bitti!
119
-Tanrı, Baba, Oğlu ve Kutsal Ruh adına!... diye mırıldandı.
Bu sözcüklerden sonra, odanın içine sanki bambaşka bir sessizlik çöker, sanki sinekler bile daha usulca vızıldıyormuş gibi gelirdi.
123
Beyaz melekler Tanrı'nın memurlarıdır,
Bizim memurlarsa şeytanın uşakları
125
Ninem cumartesileri ve bayram günleri akşam ayinleri için beni kiliseye götürürdi. Orada, kimin hangi Tanrı'ya dua ettiğini anlardım hemen; rahibin ve zangocun sözleri büyükbabamın Tanrı'sına, ahalinin sözleriyse ninemin Tanrı'sına yönelikmiş gibi gelirdi bana.
133
Bir kadın aşk yapmaktan hoşlanmıyorsa!
Bir başkasını aramalı!
Onu bulmaya çalış!
Ve becerirsen bulmayı!
Alırsın armağanı!
O tatlı armağanı!
145
Böyle anlarda en arı, en ince düşünceler doğar insanın içinde. Ama bunlar tıpkı bir örümcek ağının iplikleri gibi öylesine ince saydamdırlar ki, bunları sözcüklerle ifade etmenin olanağı yoktur. Kayan yıldızlar gibi bir an parlar sonra silinir gider; tatlı ve heyecan verici bu düşünceler, insanın ruhunu belirsiz bir özlem ve hüzünle doldurur, yakar. Ruh kaynayan ve eriyen bir maden gibi kesin biçimini alır; gerçek yüzü insanın böyle oluşur.
183
Büyükbabam pencerenin kenarında durdu. Uzun süre, hiç ses çıkarmadan, tırnağıyla camın buzlarını çizdi. Birden korkunç bir gerginlik doğmuştu odada; korkuya kapıldım. Böyle aşırı gergin anlarda olduğu gibi, yine bütün vücudumda bir sürü göz ve kulak meydana çıktığı ve göğsümün şiştiği duygusuna kapılmıştım; içimden bağırmak geliyordu...
193
Kapımızın önünde,
İhtiyarlar ve öksüzler
Gidip geliyorlar; yakınıyorlar
Ekmek dilenerek
Petrovna'ya taşırlar,
Kendilerine verilen her şeyi.
Ona bunları ineklerine yedirmesi için satarlar.
Sonra hendeğin içine girip çok çok votka içerler.
193
Ben dilencileri sevmem,
Ve sevmem büyükbabamı.
Ama ne yapayım?
Tanrı beni bağışlasın!
Büyükbabam hep bahane arar
Beni dövmek için
209
Çok sonraları, yaşantıları çok sıkıcı ve sefil olan Rusların, kederi kendilerine bir eğlence yaptığını anladım, çocuklar gibi mutsuzluklarıma uğraştıklarından, sıkıntı duymuyorlardı.
Günlük yaşantının durağan akışı içinde, mutsuzluğun kendi de bir bayram, yangınsa bir eğlence onlar için. Anlamsız bir yüzün üstünde, bir yara bile süse benzer.
224
"Boşuna konuşma sarı herif. Öfke buza benzer. Sıcak dokununca eriyiverir" (ninesi)
247
Güneş batarken, çoğunlukla ateşten ırmaklar yayılırdı göğe, yavaş yavaş sönerler ve bahçenin bereketli yeşilliği üstüne altın kırmızısı küller yağardı. Sonra her şey birden kararır, sıcak gecenin içinde genişler, şişerdi. Güneşe doyan yapraklar eğilir, otlar toprağa doğru büzülürlerdi. Her şey daha tatlı, daha yumuşak olurdu; müzik gibi okşayıcı binbir koku yavaşça yayılırdı her yana; uzak kırlardan, asker kamplarında çalınan yat borularının sesleri duyulurdu. Gece çöker ve onunla birlikte insanın yüreğine bir annenin müşfik okşayışı gibi güçlü ve serinletici bir duygu dolardı; sessizlik sıcak ve tüylü eliyle yürekleri okşar ve bütün kötü anılar, geçen günün yakıcı ve ince tozları silinir giderdi.
Yattığım yerden, yıldızların teker teker yanarken göğü sonsuzluğa kadar derinleştirmelerini izlemek ne kadar da hoşuma giderdi! Bu derinlik yukarı doğru çıkıldıkça artar, bir yıldızdan diğerine geçtikçe insan bir tüy gibi havalandığını duyumsardı. Tuhaf bir duyguydu bu ya dünya benim kadar ufalır ya da ben olağanüstü büyür ve eriyerek evrenle karışırdım.
Karanlık yayılır, sessizlik büyürdü, ama her yanda görünmez bir sürü duyarlıkla teller gerili gibiydi. İnsan uyurken, bir kuş ötüşü, bir kirpinin koşarak geçmesi ya da bir insan sesi, bütün bunlar garip bir şekilde yankılanarak, gündüzkünden çok daha güçlü çıkardı. Duygulu gece sevgiyle ve arzuyla güçlendirirdi bu sesleri.
Bir akordeon çalıyor, bir kadın kahkahası çınlıyor, bir kılıç kaldırım taşlarına sürtünüyor, bir köpek havlıyor... Bunlar, bu gereksiz sesler, solan günün son yaprakları.
Bazı geceler, kırdan ya da sokaktan, aniden sarhoş bağrışları, ağır ve telaşlı adımlar duyulurdu. Ama bunlar alışılagelmiş olaylardan olduğundan kimsenin dikkatini bile çekmezdi.
Ninem uzun süre uyumazdı yatağında; kollarını başının altına koyar uzanırdı. Yavaş, ama heyecanlı bir şeyler anlatırdı hiç durmadan; dinleyip dinlemediğime bakmazdı bile. Her kezinde geceyi daha güzelleştirecek, ona bir anlam verecek bir masal seçerdi.
Sesinin ahengiyle farkında olmadan uyuyakalırdım ve sabahleyin kuşların şarkılarıyla uyanırdım. Güneş yüzüme bakar, sabah havası serinliğini duyururdu; elma ağaçlarının yaprakları üzerlerindeki çiğ tanelerini silker nemli otlar berrak bir saydamlıkla parlar ve yerden ince bir buğu yükselirdi. Çok yükseklerde bir tarla kuşunun ötüşü duyulur. Bu renkler ve kokular insanın yüreğine çiğ gibi damlayarak sokulur, sakin bir sevinç, hemen alkıp çalışmak ve çevredeki insanlarla dostça yaşamak arzusu doğururdu.
287
-Haydi, düşünme artık! Herkes sonunda ölecek; kuşlar bile ölüyor.
İnsanlarımız'dan
16
..."yemek sıcakken kimse tuzlu olup olmadığına bakmaz."
29
Korkmuştum. Tıpkı bir kadın gibi, aptalca, utanmazca korkmuştum.
73
"Dünyanın en büyük yalancısı! Bütün beceriksizler yalancıdır zaten. Bizzat kötümserlik bir yalandır. Başarısızların felsefesidir kötümserlik."
256
"Gerçek, inanç duygusuyla yoğrulmuş fikirdir."
"Her fikir mi?"
"Evet, her fikir."
Ana'dan
34
Şunu iyi bil anne, insanlar, korktukça bataklık içinde çürüyen ağaçlar gibi ölür, giderler.
142
-Birtakım adamlar var ki öldürülmeyi haketmişlerdir. Onları anlatıyorum, dedi.
Küçük Rusyalı, durgunca sordu:
-Vay! Neden? Senin insanları ceset haline getirmeye hakkın var mı?
-Var.
-Nereden aldın bu hakkı?
-İnsanlar verdiler!
148
Bir kalp şiddetle yanmazsa onda birçok pis yağ birikir.
385
-Ben her zaman derim ki iyi bir kavga her zaman kötü bir anlaşmadan yararlıdır.
Yirmi Altı Adam ve Bir Kız’dan
52
Konvalov, derin, dilsiz bir hayranlık duyardı doğaya karşı. Kırlarda ya da nehir boylarındayken bütün benliiyle yumuşak, tatlı bir duyguya gömülür; bu daha da çovuklaştırırdı onu. Ara sıra derin bir iç çekişle göğe bakar:
-Ah!... derdi. Ne kadar güzel!
Şairlerin tumturaklı söylevlerinden çok daha anlam ve duygu vardı bu sözlerde. Şairlerin doğa karşısında duydukları hayranlıki gerçek bir hayranlık olmaktan çok, güzellikten anlayan insan ününü yitirmemek isteğinden gelir.