-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------06
70 camillePaglia
Erkekler kadınlardan kaçıp kurtulabilmek için medeniyeti icad etmişlerdir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------08
10 terenceDonovan
Fotografın asıl mahareti, düzenlenmiş görsel yalanlara dayalı olmasıdır.
10 necatiSönmez
Ayrıca bütün yaratıcı anlatılar, öyküler, romanlar, filmler, hatta şiirler özünde güzel söylenmiş yalanlar değil midir? Edebiyat ya da sinema tarihinin gönlümüzde en çok iz bırakan kahramanlarının aslında birer kuyruklu yalan olduğunu kabullenmek kolay değil elbette…
10 davidBailey
İyi fotografçı olmak çok fazla hayal gücü gerektirir. Ressam olmak için daha azıyla yetinebilirsiniz, çünkü şeyleri yaratırsınız. Ama fotograçılıkta herşey çok sıradandır, sıradan görebilmek için çok fazla bakmak lazım.
36 denisRoche
Şiir fotograf gibidir, bir odaklanma meselesi. Belirli bir hedefe yönelir ve çerçeveler. Dünyayı görüntü sekanslarına böler.
61 herbertBayer (Bauhaus)
Bizim için fotograf gerçekliğin gözlemlenebilir bir zemine aktarımıydı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------09
71 hFaas
İnsanlar donmuş görüntüleri hareketli görüntülerden daha iyi algılar ve hatırlar… Fotografın televizyon görüntülerine gore avantajı çok etkileyici bir anı dondurmasıdır. Televizyonda olduğu gibi bir sürü görüntünün içinden çarpıcı olanı biz çekip almak zorunda değiliz.
73 elifKüçüksayraç
Düşününce fotograf makinesiyle silah arasında da birçok benzerlik kuruyorsunuz.
84 nTopçuoğlu
Çağımız insanının davranışları, giyim kuşamı, kılık kıyafeti, makyaj ve mimikleri hep olası nbir kamera karşısına geçme fırsatı göz önünde bulunarak seçilmektedir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------14
92 nTopçuoğlu
Rotası olmayan bir gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.-batısözü
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------19
24 nTopçuoğlu
Yukarda değindiğim Baudrillard analojisi bu bağlamda da geçerlidir. Çok saçma filmlerin işlevi az saçma olanları ciddiye almamızı sağlamaktır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------21
13 rBarthes
Toplum, gerçeklerin suratına çarpmasından korktuğu için fotografı uysallaştırma, yumuşatma kaygısı içindedir. Bunu yapmak için de iki yöntemi vardır. Birincisi fotografı sanat haline getirmektir.. İkincisi yolu ise kendisini kıyaslayarak belirtebileceği kendine özgü karakterini yani skandalını, deliliğini öne sürebileceği bir görüntü ile karşılaşmayacak biçimde onu genelleştirmek ve bayağılaştırmaktır.
..İşin içinden çıkamaz hale geldiğinizde soru sormayı sürdürmeyin.
48 ranaÖztürk
Varoş Macarca’dan gelir; kent demektir.
76 oPamuk
Gölge nasıl resmedilir ki?
18 pmMillen
Bir eser yaptığımız zaman, niye bunu yaptın sorusuna, herkes onu sevdiğinden dememiz o işi doğrulamaz.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------22
51 andersPetersen
Sanata inanmıyorum. Sanat yalandır. Üst sınıfa aittir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------26
13 Abbas
Gençler, tembelliklerinden geniş açıyı tercih ederler.
18 aUzmen
Serrano, çişiyle dolu şişeye İsa heykelciği atar ve fotograflar.
30 oWilde
Moda, insanlara dinin asla sağlayamayacağı bir güven duygusu verir.
54 oAlptürk
Beni geliştiren her zaman için benzerim olmamıştır, benim ötekim olmuştur, benden farklı yerde duran olmuştur. Kadın bu anlamda cenim, daha mesafeli durup daha dürüst sorular sormamı, bu sorularla daha içtenlikli yanıtlar vermemi sağlayan bir ‘öteki’ oluyor.
64 nTopçuoğlu
Fotografta tek bir genç kız olduğunda bu fotografı daha kırılgan gösteriyor. Fotografta birden fazla genç kızın olması onları daha güçlü kılıyor
79 laleperAytek
Lisette Model deneysel fotografa inanmaz. An’ı görüntülerken yaşanmakta olan dönüşümün kendisinin yeterince deneysel olduğunu düşünür. Fotografçı her an farklı/başka bir deneyimle başbaşa kalabilmektedir. İnsanlık hallerinin /durumlarının kurgusal bir deneysellik çerçevesinden anlatımının, fotografçının ‘kendi’lik halini gölgeleyebileceğini düşünür. (D.Arbus, Nan Goldin gibi)
LM: Ênstantanelerin tutukulu bir aşığıyım. Çünkü inanıyorum ki tüm fotografik görüntüler gerçek olana ancak bu şekilde yaklaşıyorlar. Enstantane çeken bir fotografçının fotograflarında bariz bir düzensizlik ve bir mükemmel olmama hali vardır. Fotograflar hiçbir şekilde düzgün değildir, tasarlanmamış ve üzerinde düşünülmemiştir. Bu dengesizlikten, bu bilinmezlikten ve fotografa ancak bu şekilde çekildiğinde varolduğunu düşündüğüm gerçek masumiyetten çekilen objeye kadar uzanan inanılmaz bir canlılık ve yaşamın ta kendisidir izlediğimiz.
-İşte LM’nin fotograflarını yapan düşünceleri değil, bu saf duygularıdır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------27
16-19- aUzmen
…Ama yine aynı aletler ordusu sayesinde (ki fotograf makinesi bu ordunun kıdemlilerinden), her anını yaşayamadığımız hayatımızı, kaçırdığımız yerlerinden yakalama umuduyla, bir nevi ‘banttan’ izleme tesellisine sahibiz. Diğer kaçırdeklarımız ise rüyalarımızda gösterime giriyor. Rüyallarımız, iğne delikli karanlık kutumuzdaki kısa filmlerimiz. Onlar, kendimizin oynadığı, kendimizin yönettiği, sadece kendimizin seyrettiği, sürreel hayat parçacıklarımız…
…Medyanın, bizi yakın çevremizdeki şeylerin önemsizliğine inandırdığı bu çağda, birçok fotografçının da buna tepki olarak, etraflarındaki şeyleri malzame olarak kullanmasına şaşmamak gerekir.
… Sanatçılar kendi açtıkları patika yollarda dolaşmayı otobanlara yeğlerler..
Hayatımız, yürüme bantları kolaylığında. Zaten gidilen yere gitme şeklinde düzenlenmiş durumda. Her gün bu bantlara çıkıp, sonar kendimizi bu kalabalıktan tekrar ayıklayıp ayıklayamayacağımız endişesiyle yaşamak zor doğrusu. Neyse ki sanat bize bu endişelerimizi yatıştıracak güzel telkinlerde bulunuyor. İyi bir hemşire gibi yirmi dört saat başımızdan hiç ayrılmasa keşke.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------28
nTopçuoğlu
Kadın dünyanın zencisidir. (jLennon, Yoko Ono –Bir şarkıdan)
33 ullaLemberg
Bir kadın ve yaşlı olmak seni iki kere görünmez yapar.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------31
22 aUzmen
Yirminci yüzyılın başinda Charles Caffin , fotografın birbirinden farklı iki yolunu şöyle tarif etmişti: ‘Birincisi pratik , ikincisi estetiktir; biri gerçekleri kaydeder, ikincisi de güzelliği tasvir eder.’ Oysa geçen zaman içinde modern sanat , ‘gerçek’ olanın farklı şekillerde okunabileceğini bizlere gösterdi ve üçüncü yol olan kavramsal yaklaşim ortaya çikti: ‘Fikir’in kaydı.
24 aUzmen
Günlük ve banal görüntülere yüklenen heybetli anlamlar günümüz popüler sanatının bir zaafı gibi , ne dersiniz ?
27 aUzmen
Sol Le Witt’in 1969’da belirttiği gibi ‘Kavramsal sanatçılar rasyonelden çok mistiktirler. Onlar mantığın yapamayacağı atlamalar yaparak mantığın ulaşamayacağı sonuçlara ulaşirlar.
Bir sanatçıyı anlamaya çalisirken bazen kendimizi açığa çikartiriz , bazen de elden geçirip değiştiririz. Bu yüzden onlara ihtiyacımız var. Oysa her şeyi görüntülerlerinden analiz etmeye meyilliyiz. Görüntülerin hastasıyız. Her defasında gezdiğim sergiler yüzünden ‘fotograf zehirlenmesi’ne uğruyorum. Panzehiri var mıdır acaba bu zehrin? Yazmak zehri akıtır mı?
51 gPinkhassov
Bu yüzden sadece okulda ögrendikleriyle fotograf çekebilecegini düşünenler fotografa geç kalırlar. Etrafı koklar , hareket eder ve fotografı beyniniz bir şey anlamadan önce çekersiniz , sonra anlarsınız. Düşünce sonradan gelir. Fotograf okulundayken bir sürü dergiye bakardık. Genellikle Çek dergileri olurdu bunlar , çünkü Rus fotografçıların çogunlugu propaganda fotografları çekerdi. Yani gerçek fotograf yoktu, hikaye anlatan bir şey yoktu. Ancak Çek dergilerinden yararlanabiliyorduk yani. Tabii fazla bir şey anlamıyorduk , sadece fotograflara bakıyorduk , hızlı hızlı . Aslında doğru olan da bu . Bir arkadaşimla sergiye gittiğimde ona hep fotograflara hızlı hızlı bakmasını öneririm, önünde fazla durmadan. Bu çok önemli: Öncelikle bilgiyi değil fotografın sana vermek istediği duyguyu özümsemek...
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------32
38 christerStrömholm
Fotograftaki en önemli şey ‘kişisel sorumluluk’ almaktır. Hayatı araştırmada fotografın önemi büyük. Hayatı karıştırmazsanız fotograf çekemezsiniz. Sadece insanların arasında gezinerek onların yaşadıklarını fotograf karesine yansıtmak mümkün değil. Senin birey olarak orada bulunman, tüm duygularınla onlarla birlikte olman gerekiyor.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------33
18 saadetKoçPayne
Sergiyle ilişkili yorumlarda sanatçının kalıcılığa verdiği önemden , zamana ve doğadaki dengeya yaptığı vurgudan bahsediliyor. Fotografçı insanoğlunun karayı sürekli değiştirdiğini ama en az değişen yüzeyin , ilk insanoğlunun hafızasındaki imgeye en yakın görüntünün okyanus olduğunu söylüyor. Fotografçıya göre biz geçiciyiz ama okyanus , gecenin duruluğu , çam ağacının duruşu kalıcı ; biz tanıklık etsek de etmesek de. …Fotografçı gördüğü şeyi değil de kavramı görüntülemek , cismi olmayan kavramı fotografla görünür kılmak istediğini belirtiyor. Tüm gereksiz detaylardan arındırıldığında bile güçlü bir imge olmayı hedefleyen bu görüntüler , minimalist bir yaklaşımın ürünü. Bu fotograflar nesnesinin kendisine değil de ötesine , mistik anlamına bakan buğulu görüntüler.
Sugimoto’nun çalışma biçiminde , fotografla sürecinde emek , ortaya çıkan sonuç kadar önemli. Derviş sabrıyla çekilmiş bu fotograflar , konularına yaklaşımları ve yüceltme biçimleriyle ibadet gibi. ( Hiroshi Sugimoto’nun Deniz Manzaraları ve Çam Manzaraları serileri üzerine )
23 sarahMoon:
Görme isteği (arzusu) , gördüğüne inanmana yeterlidir. Bu arzu sayesinde açık seçik anlatılmamış olanı kavradığımızı sanırız. Bu yüzden hep böyle başıboş adımlarla ilerleriz karanlıkta , gün ışırken bile , karanlıkta.
25 özgeBaykan
Her şey tüketilirken , tanışır tanışmaz çekilen fotograflarla her zaman arkadaşlıklara varmayabilen tanışıklıklar da fotograf karelerinde tüketilyor gibi.
(Puri Kura üzerine)
26 zeynepGürsel
Aslında dagerotipler antropoloji gibi birçok bilim dalı için çok iyi bir metafor çünkü en detaylı görüntülere bile farklı bir açıdan baktığınızda karşınızda bir ayna buluyorsunuz.
42 alexWebb
Bu yönden bakarsak bir şeyler açtığımızı düşünüyoruz; olayları nasıl daha ilginç ifade edebileceklerinin, nasıl daha spontan olabileceklerinin, fotograflama üzerinde çok düşünmeden, kalplerinden ve midelerinden gelen tepkiyle nasıl harekete geçeceklerinin farkına vardılar. Atölyemizin temel amacının insanları düşünceden uzaklaştırıp daha duygusal tepki vermeye sevketmek olduğunu düşünüyoruz.
(İstanbul’daki atölye üzerine)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 34
s:70 fatoşÜstek
Sahillerde ve diskolardaki kalabalığın ortak bir birliktelik sebebi vardır.. Martin Walser’ın belirttiği gibi eğlence ütopyaların içi boşaltıldığında dükkanı katlanabilir kılan biricik şeydir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------36
24-25 özgeBaykan
*Eriyen Kağıt: “Lütfen dertlerinizi bu kağıda yazınız ve suyun kenarına koyunuz. Kağıt suda çözüldüğüde dertleriniz de temizlenmiş olacak” 1 Kağıt : 200 Yen
*Sensor: “Bu detektöre el yaklaştırılınca sifon çekme sesi çıkarıyor. Mantık basit: Tuvaletteyken beden seslerinin duyulmasını istemeyen utangaç ve kibar Japon kadınları vakti zamanında sürekli sifon çeker dururlarmış. Japonlar yüksek oranda su sarfiyatına neden olan bu problemi sifon çekme sesi veren aleti geliştirmekle çözmüşler.
73-74 nTopçuoğlu
*Bir resmin –bir fotografın- binlerce sözcükten daha güçlü olduğu varsayımı, öncelikle bizim gibi (veya ABD’liler gibi) yarı-cahil, okuması kıt milletler için geçerli olsa gerek.
*Böylece fotografların içsel bir mesaj taşımadıkları, fakat kullanıldıkları yer ve bağlama göre anlam kazandıkları tezi bir kez daha kanıtlanmış oluyor.
*Orada (Batı kültüründe) ‘kahraman’ olmanın ölmek ve kaybetmekle çelişmeyen bir anlamı vardır (örn:İSA). Halbuki bizde tarih boyunca başarı ve kahramanlık eşdeğer görülmüştür; yenilenin dostu, beğeneni olmaz; başaran kuvvetli olan, hakim olan saygı görür.
91 sHartmann
(Stieglitz & Photo Secession sergisi üzerine)
Bu fotografçılar, ifade araçlarının en doğru ve eksiksiz anlamını kazanması için, sanatsal içgüdülerinin doğal bir gelişimle sağlıklı bir bilince kavuşması gerektiğinin farkındalar.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------40
18-19 zeynepSaygı
Yapacak daha iyi bir işi olmadığında fotograf çekermiş, öyle diyor Giacomelli. Bize de ona inanmak düşüyor. 50’lerde ilk fotograf makinesini alıyor, bir arkadaşının bozuk makinesinden parçalar ekliyor ve ölümüne dek aynı makineyi kullanıyor…
Arada bir sağda solda unutuyor makinesini, ama öyle zavallı bir alet ki çalan olmuyor, bir kaç saat sonar ya da ertesi gün döndüğünde, bıraktığı yerde buluyor…
Teknik açıdan fotograf bilgisi, neredeyse güneşli hava – yağmurlu hava seviyesinde. En önem verdiği nokta, makinesinin çatlaklarından içeri ışık sızmaması. Mümkün olsa, makinesiz fotograf çekecek!
Olayları ya da anı yakalamak gibi bir derdi yok. Gerçekliğine bir türlü ikna olamadığı, acı veren sahneler karşısında, gözleri vizörden bakmak yerine ağlamayı seçiyor.
…
Günümüzde şu ünlü ‘karar anı’nın demode olup, flu fotografın yeniden gündeme oturması acaba, zaman kavramının yeniden sorguılanmasıyla mı ilgili?
50 nTopçuoğlu
Sanatçıların özel yaşamlarını bilmenin yapıtlarını değerlendirmekle ilişkisinin ne olduğu hep tartışılan bir konudur, bunun cevabını bilmiyorum, ama meşhurların özel hayatları sayfa doldurmak için iyi bir kaynak oluşturuyor, burası gerçek. Buradan anlaşılıyor ki, esas açlık başkalarının özel hayatına yönelik, bunların meşhur olmaları bir şekilde bu merakı mazur gösteriyor. Hatta sırf özel hayatını didikleyebilmek için kimi insanlar ne kadar meşhur olabiliyorlar; bakın Semra
Hanım’a!
57 vDede
Simdi sosyal fotografçılara yeni bir yol, yeni bir rol düşünmek lazım. Makro ölçekte, toplumcu gerçekçi nir rolde çalışamıyor artık fotograf. Daha mikro ölçekler düşünmek, küçük direniş noktalarından fotografın insanlık için yaratabileceği iyi dönüşümler üzerine kafa yormak gerek. Yani içinde yaşadığımız mikro noktalardan, bizim kimliğimizi belirleyen daha küçük noktacıklardan başlayarak bir direniş sağlamak, o küçük noktaları savunarak sosyal hayatta düzeltmelere ulaşmak çabasına girmek, fotografı kullanarak gündelik hayatın savunusu epik hayallere kapılmadan, büyük kırılmaları beklemeden küçük küçük ilerlemeler sağlamak…
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------44
23-25 aUzmen
Araki’ye sorsanız cinsel organı göstermek değil, asıl onu saklamak müstehcen.
Çok ağır tabuların olduğu kültürlerde sekse ve yemeğe neden bu kadar önem verildiğini anlıyor insan. (Bkz. Ülkemizin zengin mutfağı ve namus cinayetleri!) Belli ki Araki’nin kişiliği, konformist Japon toplumunun aksine, geleneklerin katılığı ve disiplinine karşı tepki olarak gelişmiş. Her ‘star’ sanatçı gibi düdüklü tencerenin sübabı Araki…
Sizce yaşanan tüm bu göçler ve dolaşımlar, kültürleri birbiri içinde eritip insanları ortak bir kültürde mi buluşturacak yoksa onları kimliklerine daha da fazla sahip çıkmaya mı itecek?
Sanırım cevap ikisi de. Dilerim Will Kymlica’nın dediği gibi, oluşacak ortak kültür çok çeşitli grupları entegre edecek bir genişliğe sahip olur.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------45
18 saadetKoçPayne
Arbus’un fotograflam içgüdüsü fotojurnalistik bir meraktan değil amacıyla yüzleşmeye cesaret etmesinden kaynaklanan oldukça kişisel bir dürtü. Sontag ‘Fotograf Üzerinde’ kitabında, Arbus’u hilkat garibelerine çeken gücün, fotografçının orta sınıf Yahudi ailesinin güzenli ortamının yarattığı masumiyet ve ayrıcalıklı olma hissine karşı durmak olduğunu savunuyor. Arbus çocukken hiçbir karşıtlık ve zorlukla karşılaşmamasının kendisinde ‘gerçek olmama’ hissi yarattğını söylüyor…
Arbus ‘Bana sinema heep fantaziyle, fotograf ise olgularla uğraşmaya meyilli gibi gelir’ diyor.
20 saadetKoçPayne
Wall kendini ‘modern hayatın ressamı’ olarak tanımlıyor. Bu misyon için resim tarihine gönderme yapması ve sinema anlatısına yönelmesi şaşırtıcı değil. Fotograflama sürecinde şiirsellik yakalama iddiasında olan fotografçı, sergi kataloğunda bu deneyimi şöyle açıklıyor: ‘Haberci kendi bakışından bir doğru iddiası ortaya sürer, bu da tanıdık bir iddiadır. Ben de ortaya bir iddia sürüyorum ama benim iddiamın asıl, kanıtlanmış ya da yalanlanmış değil, askıda olması keyif vericidir. İddia kanıtlanmak için değil deneyimlemek için ordadır. Bunun sanat fotografının anahtarı olduğunu düşünüyorum. Ortaya sürülen iddia şiirsel bir form taşıyorsa iddia şiirleşir ve sonra da deneyim şiirleşir.’
…Wall ise figüratiften uzaklaşan kuralları bozma ve deşifre etme misyonlu kavramsal sanatın kendisi içinde kurumsallaştığını ve elitleştiğini düşünüyor.
23 suMadenci
Da Vinci’nin zamanında kimse ‘Evladım ne olacaksın, e haydi seç artık’ diye sormuyordu herhalde. Dilimizde hala kullanılan ‘Bu çocuk büyük adam olacak’ deyimi bahsettiğim kavramdan nostaljik izler taşıyor. Büyük adam, her parmağında farklı marifet olan, hayatta öğrendiklerini bir tek alana sıkıştırmak zorunda kalmayan insanlar için kullanılıyordu. Bir ‘bilgelik’ söz konusuydu eskiden büyük adamlarda. Bugün bir ‘uzmanlık’ söz konusu. Bilgili olmak daha popüler, bilgelik toz tutmuş bir kavram.
56 burçakEvren
Sinema anlatır, müzik duyumsatır, fotograf ise gösterir. Onun anlatımı gösterdiğinin içinde gizlidir. Yalnızca tek karenin içine sığdırabildikleri kadardır. Ne fazlası ne de eksiği olmaması gerekir.
Hareketli karelerle, hareketsiz tek bir karenin farklılığı da buradan kaynaklanır. Bazen bir filme sığdırılabilecek öykünün (ya da temanın) tek bir kareye sığdırılmış olma başarısı da fotografın gücünden değil, onun da ötesinde fotograf sanatçısının kendine ya da dünyaya ait kaygı, sevgi ya da nefretini, kendi bilgi ve birikim süzgecinden ve duyarlılıkla beslenmiş ideolojisinden geçirmesinden, yani fikir olarak derdini anlatma isteğinden ve eğiliminden kaynaklanır.
Şimdi tüm bu özellikleri, çağına tanık olmak ile günceli yakalamak üzerine bindirdiğimizdeyse ortaya başka bir görüntü çıkar. Bu gmrüntüye yalnızca bakılmaz. Bu görüntü okunur. Çözülür ve çözüldükçe de bizlere ulaştırmak istediği mesajla anlamlaşır. Yani zanaatin çizgisinden çıkıp bir sanat eseri olur.
Sinemada temel bir kural vardır: Oyuncular asla objektife bakmaz. Bakamazlar. Sinemasal gerçeğin büyüsünü bozmamak, yaşamın temel görüşünü zedelememek için. Yani oynadıkları halde, ‘yaşamdaki gibi’ yapmalarına rağmen poz vermezler.
Ya bizim çektiğimiz fotograflarda.
Oynamadıkları halde poz verirler. Sanki objektif onları görmez gibidir de, onlar objektifi görüp poz verir gibidirler.
Bu tür fotograflarda gerçeği sakın aramayın. Bulamazsınız.
Üstelik ıskalanan yalnızca gerçekler değildir…
Iskalanan, fotograf sanatının her sanattan daha kolay olduğunun acınası komikliği ile bağışlanamayacak olan yanılgısıdır da…
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------50
24 aUzmen
Alacakaranlık, romantik gün batımı manzaralarından korku filmlerine uzanan klişeleşmiş bir zaman dilimi olmasına rağmen, aydınlık ile karanlık arasındaki bu geçitten ekmek yemenin hala mümkün olduğunu gösteren bir sergi var karşımızda. Yavaş yavaş sönen gün ışığının yerini insane yapısı ışığa bıraktığı çok kısa bir zaman aralığında bu iki ışık türü aynı sahnede okunur ve içine rahatça dalabileceğimiz derin katmanlar yaratır.
Günle gecenin devir teslim töreni, aynı zamanda insanın dış dünyadan (aleniden) iç dünyaya (mahreme) geçiş yaptığı bir trans zamanıdır. İki ayrı dünyanın birbiri içinde eriyerek melezleştiği bu esrarlı topraklarda, umut ve korku, tanıdık olan ve bilinmeyen, huzur ve gerilim bir an için birleşir.