13 Ocak 2008

Turgenyev

Babalar ve Oğullar'dan

31
Ancak, insanın sözleri önce kendisine büyük bir etki yapar.

32
Baba oğul o anda onun gelişine aynı oranda sevinmişlerdi. Bazı zaman öyle dokunaklı anlar olur ki insan yine de bu anlardan hemen kurtulmak ister.

163
Hayatta basitlik bazen yararlı olur; böyle izler çok gerilen sinirleri gevşetir, aşırı düzeydeki güven duygusunu daha ölçülü bir miktara indirir, ya da kendini kaybetmeye varan hislere gem vurur, insana bu duygularla kendi varlığı arasında bulunan yakınlığı hatırlatır...

178
phrénologie: İnsanın yüzünden yaratılışını anlama bilimi.

198
“Doğa insanın içine bir uyku sessizliği verir” Puşkin öyle demiş.

205
Arina Vlasyevna gözlerini oğlundan ayırmıyordu. Bu gözlerde sadece büyük bir sevgi, bağlılık yoktu; bakışlarında bir hüzün, merakla karışık bir korku, açığa vurulmayan bir sitem de seziliyordu.

273
Kalın... Sizinle konuşmak bana iyi geliyor. İnsan kendini bir uçurumun kenarında dolaşıyormuş gibi hissediyor! Önce korkuyorsun, sonra birden cesaretleniyorsun.

295
Ölüm eski bir olaydır ama, her insana yeni görünür.


Bozkırda Bir Kral Lear’dan

74
Ekim ayının ortasında, Martin Petroviç'le görüşmemizden aşağı yukarı üç hafta sonra, ikinci kattaki odamda, pencerenin önünde duruyor, hiçbir şey düşünmeden avluya, daha ötedeki yola bakıyordum. Hava, beş günden beri pek kötü gidiyordu. Ava gitmeyi düşünmek bile saçmaydı. Canlı olan ne varsa bir yere saklanmıştı. Serçeler bile susmuş, çulluklarsa çoktan ortadan yitmişlerdi. Rüzgâr ara sıra boğuk boğuk uluyor; ara sıra da kulakları çınlatırcasına ıslık çalıyordu. Hiçbir aydınlık köşesi kalmamış olan basık gökyüzü, kirli beyaz renkten, insana korku veren kurşuni renge geçiyordu. Hiç arasız yağan yağmur, birdenbire daha iri damlalarla yan yan, inleye inleye pencerelere çarpıp dağılıyordu. Ağaçlar, hemen hemen bütün yapraklarını dökmüşler, kurşuni bir renk almışlardı. Üzerlerinde hemen hemen bir şey kalmamıştı; ama rüzgâr, onları durup durup yine sarsmaya başlıyordu. Her yanda, üstünde ölü yapraklar yüzen su birikintileri görülüyor, bu birikintilerde koca koca hava kabarcıkları, durmadan beliriyor, durmadan patlayıp yitiyordu. Yolda, geçilmez bir çamur vardı. Oda içinde, giysi altında bile soğuk iliklerimize işliyordu, insan istemeye istemeye bir ürperme geçiriyor, içinde bir burkulma duyuyordu. Ama bu duygu, üzüntü değildi, insana öyle geliyordu ki, artık dünyada bir daha ne güneş, ne aydınlık, ne renkler görülecek; bu yapışkan çamur, bu kurşuni ıslaklık, bu ekşi nemlilik, hep böyle sürüp gidecektir; rüzgâr da boyuna uğuldayıp duracaktır.

86
Kimi zaman küçük görünen bir insanın ağzından çıktığı zaman bile, boş bir sitemde nasıl da dayanılmaz bir acılık olduğunu henüz bilmiyordum.

103
Sanki ağzına su almış da dökülmesinden korkuyormuş gibi ne annemden, ne babasından, ne kız kardeşinden, ne de kocasından söz açtı.

104
Kendisinden, ailesinden, bütün yaşayışından hem bir gönül rahatlığı, hem de bir ruh sağlamlığı havası esiyordu. Bu mutluluğun ne kadarını hak etmişti? Bu da başka bir soru. Hem bu gibi sorular gençlikte ortaya atılır. İyi, kötü, dünyada olan her şey, insanın yaptığı işlere göre değil, bir takım bilinmez, ama gene de mantıklı yasalara göre oluyor. Ama bu yasaların ne olduğunu anlatmaya kalkışacak değilim. Yalnızca bana öyle geliyor ki, kimi zaman bu yasaları belirsiz bir biçimde duyar gibi oluyorum.