15 Şubat 2009

Samuel Beckett

Tiyatro Oyunu Taslağı I'den

27
-Bunu anladım da kendinizi neden ölüme terk etmiyorsunuz?
-Bunu çok düşündüm.
-Ama bir türlü gerçekleştirmemişsiniz.
-Yeterince mutsuz değilim. Yeterince mutsuz olamamak, hep mutsuz etmişti beni.
-Ama her gün mutsuzluğunuz bir parça artıyor olmalı.
-Yeterince mutsuz değilim.

30
-Bazen dünya sanki akşamın griliğinde, kış ortası güneşsiz bir günde geliyor bana.



Korlar'dan

69
-Öyküler, öyküler, yıllarca ve yıllarca öyküler, yapayalnız işler yolundaydı, gereksinme başgösterene kadar, aniden, bir başkasına, benimle birlikte olması için, kim olursa olsun, bir yabancı, konuşmak için, beni işittiğini düşünmek için, yıllarca bu, sonra şimdi, bir başkasına, bir balkasına... beni eskiden beri tanıyan biri, kim olursa olsun, benim yanımda olsun diye, beni işittiğini düşünmem için, şimdi ne olduğumu.



Mutlu Günler'den

100
-Her şeye muktedir Tanrı'yı yüceltmenin en iyi yolu, onun ufak tefek şakalarına, kendisiyle birlikte, alaylı alaylı gülmek değil midir, hele soğuk şakalarına?

-114
O zaman... şimdi... öyle güçlükler var ki burada, kafayı zorlayan... Her zaman ne isem o olmak -üstelik bunca değişmiş bulunmak... Ben birisiyim şimdi, birisi diyorum, ama sonra başka birisiyim... Söylenebilecek şeyler öyle az ki, hepsini söyleyiveriyor insan... Söyleyeebileceklerinin hepsini... Hem söylediklerinin hiçbirinde tek gerçek olmuyor.

118
-Bir şarkıdan sonraki o hüzün... Hiç böyle bir şeyle karşılaştın mı, Willie?... Bütün yaşantın boyunca... Karşılaşmadın mı?... Ama içten bir cinsel birleşmeden sonraki hüzün herkesin yaşamış olduğu bir şeydir... Hele sen bu konuda Aristoteles'e bile taş çıkartırsın, Willie... Evet, insan bilir bunu, ona göre de hazırlıklıdır... Ama şarkıdan sonra... Bu hüzün sürüp gitmiyor tabi... Bence harika olan da bu işte... Gitgide eksilip tükeniyor... Şu incecik çizgiler de ne öyle?... Git unut beni artık, ne diye bir şey gelip başka bir şeyi gölgeleyiveriyor... git unut beni artık... neden keder... böyle yürekten güler... git unut beni artık... hiç işitme beni... gül oyna...coşkun şarkılar söyle git... İnsan bütün değerli bildiği şeyleri yitiriyor... Ama büsbütün değil... Bir parça... Bir parça kalıyor geriye... Bence harika olan da bu işte, bir parça kalıyor, insanın değerli bildiklerinden, ona gün boyunca yardım etmek, onu avutmak için...




Radyo Oyunu Taslağı I'den

137
-İnsan yalnızsa, yapayalnız demektir.



Oyun'dan

182
-Karanlığa hasrettim - ama ne kadar kararırsa, o kadar kötü oluyordu. Garip.




Eski Şarkı'dan

204
- Sevgili Gorman, bak ne diyeceğim sana. Bütün bu sürat var ya bu sürat, mahvetti ortalığı, yaşamıyor artık, her şey mahvoldu, hava bile. (Motor gürültüsü) Bir düşünsene bizim zamannımızdaki baharları, nasıl sıcak olurdu, hele yazları, büsbütün erirdik.




Soluk

234

PERDE
1. Sahnede dağınıık bir biçimde duran döküntü yığınını aydınlatan zayıf bir ışık. Beş saniyelik bir sessizlik.
2. Zayıf, kesik bir çocuk ağlaması ve hemen ardından alınan ilk soluk sesi, yavaş yavaş artan ışıkla birlikte on saniye içinde doruk noktasına ulaşır. Beş saniyelik bir sessizlik.
3. Verilen soluk sesi, yavaş yavaş azalan ışıkla birlikte on saniye içinde minimuma iner (ışık 1'de olduğu gibidir) ve hemen ardından, önceki çocuk ağlaması duyulur. Beş saniyelik bir sessizlik.



Dünya ve Pantolon'dan

21
Katıksız bir kavrayışı betimlemek, anlamsız bir cümle yazmak demektir. Hiç kuşkusuz. Çünkü ne zaman sözcüklere gerçek bir aktarma işlevi gördürülmek istense, ne zaman onlardan, kendilerinden başka bir şeyi ifade etmeleri istense, kendi kendilerini karşılıklı olarak geçersiz kılacak bir şekilde hizaya girerler. Bu, hiç süphesiz, hayata tüm büyüsünü veren şeydir.

25
Tek olan üzerinde düşünmek olanaksızdır.

26
Basit olanı düzene sokmak olanaksızdır.
Ya gösterilir, ya gösterilmez.

30
Bir ressam için, nesne olanaksızdır. Zaten, modern resmin en iyi yapıtlarının önemli bir bölümü de, bu olanaksızlığın betimlemesi çabası sonucunda ortaya çıkmıştır.

37
Burada bir sözcük, ama aynı zamanda, büyük katliam dönemleri için saklı tutulan bir kavram, hiç kuşkusuz. İnsanların birbirlerini sevmeyi düşünmeleri, yan taraftaki bahçıvanı rahat bırakmaları, bvasit ve yalın olabilmeleri için, veba, Lizbon ve büyük bir dinsel kıyım gerekiyor.



-Olumsuzluk olanaklı değil. Olumlama da aynı öyle. Saçmadır demek de saçma. Bu da yine bir
değer yargısında bulunmak demektir. İtiraz edemezsiniz, düşüncenizi belirtemezsiniz.

-Olası bir zamirin, çözümün, tepkinin, tavır takınmanın bulunmadığı yerde durmak gerekir...
Çalışmayı bu kadar korkunç derecede güç kılan da budur işte.




ölgün ışıklar sınır kenar çizgileri
gidip gelen mekik taşıtlara özgü
bir adımdan da öte sönerler
geri döner yeniden harelenirler
durma(k) daha çok
her ikisinden de uzak(ta)
kendi evinde kendi olmadan
ne de onlar