3 Şubat 2009

Ingmar Bergman

Bir Evlilikten Sahneler'den

82
Johan: Seninle ben sımsıkı mühürlenmiş, hava geçirmez bir varoluşun içine kaçtık. Her şey kusursuz düzenlenmişti, tüm çatlaklar doldurulmuştu, her şey mekanikleşmişti. Oksijensizlikten öldük.

99
Marianne: Senin cehenneme inandığını bilmiyordum.
Johan: Cehennem artık hiç kimsenin, hiçbir çözüm olduğuna inanmadığı yerdir.

112
Marianne: Sen yalnızlıktan söz ediyordun, insanın yalnız olduğunu kabul etmesi gerektiğinden. Ben buna inanmıyorum. Bence bu bir güçsüzlük belirtisi.

172
Marianne: Johan!
Johan: Evet, canım.
- Sence katıksız bir karışıklık içinde mi yaşıyoruz?
- Sen ve ben mi?
- Hayır hepimiz.
- Karışıklıkla neyi kastediyorsun?
- Korku, belirsizlik, budalalık. Yani karışıklık. Yokuştan aşağı yuvarlandığımızı gizlice farkediyoruz da, ne yapacağımızı bilmiyoruz.
- Evet, ben de öyle düşünüyorum.
- Bu belki bir tür zehir gibi.
- İçimizde mi demek istiyorsun?
- Düşün ya arık her şey için çok geçse.
- Böyle şeyleri dile getirmemeliyiz. Yalnızca düşünmeliyiz.
- Düşün her zaman ne kadar çok çabalıyoruz.
- Özellikle sen.
- Johan...
- Evet?
- Biz önemli bir şeyi gözden kaçırdık mı?
- Hepimiz mi?
- Sen ve ben.
- Bu ne olabilir?
- Kimi zaman ben senin ne düşündüğünü, ne hissettiğini tam olarak biliyorum. O zamanlarda sana karşı büyük sevecenlik hissediyorum ve kendimi silmesem de, unutuyorum. Ne demek istediğimi anlıyor musun?
- Evet ne demek istediğini anlıyorum.
- Kimi zaman kendimi tümden bir yabancıyla da özdeşleştirip, onu da anlıyorum. Bunlar kısacık içgörü anları.
- Bu tür sezgisel kardeşşlik duygularına güvenmiş olsaydık, hiçbir yere varılamazdı. Bundan emin olabilirsin.
- Johan.
- Evet?
- Hiçbir zaman hiç kimseyi sevmemiş olmam kimi zaman beni kederlendiriyor. Hiç kimsenin de beni sevdiğini sanmıyorum. Bu beni gerçekten üzüyor.
- Sanırım bu konuda sen son derece duyarlısın.
- Öyle mi diyorsun?
- Ben yalnızca kendi adıma cevap verebilirim. Ben, kendi kusurlu ve bencil tarzımla seni sevdiğimi düşünüyorum. Kimi zaman da senin fırtınalı ve duygusal tarzınla beni sevdiğini savunuyorum. Aslında galiba sen ve ben birbirimizi seviyoruz. Gerçekçi ve kusurlu bir biçimde.




Antonioni, Truffaut, Fellini, Bergman Sinemasını Anlatıyor'dan


119
-Bunun çok önemli olduğunu anlamalısınız! Yaptığımı anlamalarını insanlardan hiç istemedim. Stravinsky"nin vaktiyle dediği gibi, "Yaşamımda bir müzik parçasını bile hiç anlamadım; onu yanlızca duydum hep."
-Ama, Stravinsky besteciydi. Doğası gereği, müzik dolambaçsızdır; onu anlamak zorunda değiliz. Film, oyun, şiir, roman gibi tez öneren ve gözlem yapan her şey, düşünce ve inançları cisimleştirir ve biz bu formlan...
-Ancak, çarpıttığınızı bilmelisiniz. Anlamak çabasındaki küçük bir azınlıksınız. Sıradan insanlar -ve ben de- ... Bakın, bir oyunu gördüğümde de duygularım tıpatıp böyledir. Sanki Bartok'tan bir dizi quartet dinlemiş gibi oluyorum. Hiçbir zaman anlama çabası göstermiyorum. Ben de biraz çarpıtmış olabilirim; böylece ben de, bir düzeyde kendimi denetliyorum. Çünkü ben bir sinema adamıyım, bir profesyonel ve bu...
-Aynı anda verilen yanıtı bozabilir?
-Tastamam. Ama o hiçbir zaman olmaz. Çünkü, duyulmuyorum ki, özellikli film... Biliyorsunuz, her zaman Brecht'in böylesi entelektüelliğinden konuşulur.
-Oysa, çok duygusaldır.
-Evet. Onun kendi yorumu ve onu yorumlayanların yorumları, bizimle senaryolar arasına girdi. Müzik, filmler, oyunlar, her zaman doğrudan duygular üstünedir.

132
-Buna karşılık ilginç molan nokta; filmlerinizde müziği az mı az kullanmanız. Neden?
-Çünkü, filmin kendisinin müzik olduğunu düşünüyorum, müziğe de müzik koyamam.

134
İnsanlar bana bir ayda on kez sordular: ""En iyi filminiz hangisi?" diye. Filmlerimden biri, kalbime, ötekilerden daha yakın geldiğinden böyle bir soru anlamsızdır. Biraraya geldiğimizde, "Bu iyi, şu kötü" dediğinizde, bunu anlamıyorum; ama dersiniz ki, "Bu kalbime yakın geliyor, bunu duyumsuyorum, ötekim duyumsamıyorum," O zaman anlarım.

140
-İlk yıllarda yaptığım film bolluğu, parasızlıktan kaynaklandı.
-"Kadınlar ve çocuklar şans getirmezler."
(Gürültüyle gülüyor.)
-"A Lesson in Love"daki çifti, evlenmeden önce gösteren sahnelerden biri, Amerikalıların "çılgın komedileri"ne öykünerek gerçekleştirilmiş olabilir mi?
-Hayır. Ama onların hepsini gördüm; o bakımdan belki bilinçsiz olarak... Biliyorsunuz, hiçbir zaman etkilenmekten korkmadım. Başkalarının tarzını kullanmayı sevdim. Biricik olmak istemem. Sinemaya giden biriyim. Bu konuda komplekslerim yok.

141
Renoir, çok şişirilmiş bir yönetmen. Yaptığı tek iyi film, İnsan Hayvanı.

143
Saklandığımız ilişkileri ve gizli anlatımları kazıyorum...

143
-Niçin filmlerinizde bu denli çok diyalok kullanıyorsunuz?
-İnsan iletişimi sözcüklerle oluyor da ondan. İlkin, The Silence'da, dilli ortadan kaldırmaya çalıştım. Baktım ki, film, aşırıya gitti.
-Çok soyut.
-Evet.