Nietzsche (Özgürlük Savaşçısı) ‘den
37
Öte dünya inancı, dertli ve hastalıklı tutkudan doğar. ‘Kendinde şeyler’e dair tüm sanrılar, gerçek doğayı algılayamama acizliğinden kaynaklanır.
73
Düş, 'kendinde şey'den bahseden filozoflarda, görüngü dünyasıdır. Hiçlik ise, bu görüngüler dünyasının 'hakiki tözü' kabul ettikleri şeydir. 'Kendinde şey'den bahseden ve yakın zamanda ismen Kant'a güvenen, bütün felsefi hareket, hiçliğe olan inançtır, felsefi nihilizmdir.
89
Nietzsche, bu bilgeliğin, Dionysial olduğunu söyler. O, insana, dışarıdan verilmeyen bir bilgeliktir; o, bizzat yaratılan bir bilgeliktir. Dionysial bilge araştırmaz; o, yaratır. Anlamak istediği dünyanın, gözlemleyicisi olarak, dışında durmaz; o, bilgisiyle Bir olmuştur. Bir tanrı aramaz; hâlâ tanrısal olarak tasavvur ettiği şey, kendi dünyasının yaratıcısı olarak kendisidir. Bu hal, insan organizmasının bütün kuvvetlerini kapsadığı takdirde, herhangi bir telkini anlamaması olanaksız o dionysial insan ortaya çıkar; ani coşmaların hiçbir işaretini gözden kaçırmaz, anlayan ve keşfeden içgüdülerin en yüksek derecesine sahiptir, tıpkı bilgi verme içgüdülerinin en yüksek derecesine sahip olduğu gibi. Her bir ten, her bir heyecan içine nüfuz eder: Sürekli değişim halindedir. Dionysial bilgenin karşısında daima, araştırma nesnesinin dışında bulunduğuna inanan, salt gözlemleyici yer alırr nesnel acı çeken izleyici olarak. Dionysial insanın karşısında, "her şeyden önce, sanrıların kuvvetine varacak şekilde, gözünü açık tutan, Apollonial insan yer alır.” Sanrılara, insan-gerçekliğin ötesinde duran, şeylerin resimlerine ulaşma çabasındadır apollonial tin, kendisi tarafından oluşmuş bir bilgelikle de değil.
*dionysiaque: Yaşama trajik ve içlendirici yönden bakış... Nietzsche bu terimi, apollenien terimine karşıt olarak kullanmıştır. (Kayn.: Felsefe Ansiklopedisi, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi. Aralık 2000, 3. Baskı,) (Ed. n.)
** apollinien: Güzellik ve ahenge hayranlık ilkesi. Nietzsche, apollinien terimini, dionysiaque terimine karşı, güzellik ve ahenge karşı duyulan hayranlık anlamında kullanmıştır. (Kayn.: a.g.e., s. 85.) (Ed. n.)
130
Schopenhauer kendisi de, müziğe diğer sanatlar arasında, ayrıcalıklı bir yer ayırmıştır. Bütün diğer sanatları, istencin tasvirleri olarak adlandırır; müziği ise öz istencin dolaysız, kendi ifadesi olarak adlandırmaktadır.
143
Yaşam amaçlarını, tamamıyla kendi keyiflerince belirleyen, seçkin insanların oluşturduğu bir kast yetiştirmek ister. Ve onun gözünde, bütün tarih de, tüm geri kalan insanları, kendi amaçları doğrultusunda bir istifade aracı kılan bu gibi nadir, beyefendi tabiatları üretmek üzere bir araçtır.
147
Gayet açıktır ki, Nietzsche'nin öğretisinin içeriği değildir, bu kadar çok olan yandaşına etki eden, tam tersine, bu öğretinin etkisi kat kat ve doğrudan doğruya, Nietzsche'nin fikirlerini savunuş biçimi olan, bu sağlıksız tarzına dayanır. Nasıl ki onun düşünceleri, dünyayı ve insanları anlamak için bir araç değil de çoğunlukla, onu sarhoş eden ruhi boşalımlar olmuştur, aynı şekilde, bu durum onun birçok yandaşı için de söz konusudur.
162
Nietzsche hemen hemen her zaman aynı savaşımını yürütür, ki bu onun, kendisine karşı savaşımıdır. Yazarlık ediminin ilk devresinde, felsefeye karşı zorlu bir mücadeleye giriştiğinde: İçindeki filologtu o zamanlar savaştığı, henüz doktora sınavını vermeden önce üniversite profesörlüğüne atanmış olan, o mükemmel filologtu. 1876'dan itibaren ideallere karşı savaşmaya başladığında, hedefi kendi idealizmiydi. Ve yazarlık kariyerinin sonuna geldiğinde, benzeri görülmemiş surette ateş dilli Deccal'ini kaleme aldığında, yine bizzat kendi içindeki gizli Hıristyanlıktan başka bir şey değildi ona meydan okuyan.
172
O, Thales, Herakleitos ve Parmenides'e ilişkin yazılarında, bir ilim adamı yaklaşımı sergilemez; o adeta, bu tarih öncesi kişilerle, sanki onlar, yürekten bağlı olduğu şahsiyetlermiş gibi konuşur. Onlara duyduğu hayranlık onu, kendi duygusuna; Sokrates'ten bu yana, o eski çağlardakinden farklı yollara sapmış olan, Batı kültürüne yabancılaştırmıştır. Sokrates, Nietzsche'nin düşmanı olur, zira o, seleflerinin, o muazzam trajik manevi kuvvetini köreltmiştir. Sokrates'in öğretici ruhu, gerçekliğin idraki için çabalamaktaydı. O, yaşam ile uzlaşıma, erdem sayesinde varmak istiyordu. Oysa Nietzsche'ye göre, hiçbir şey insanı, yaşamı olduğu gibi kabullenmesinden daha fazla alçaltamaz. Yaşam, kendi kendisiyle uzlaşamaz. İnsan bu yaşama ancak, yaşamın dışına çıkarak, aynı yaşam üzerine yaratılar oluşturduğu takdirde katlanabilir. Sokrates öncesi Yunanlılar, bunu idrak etmişlerdi. Nietzsche, onların manevi kuvvetini. Silen Efsanesi'nde, Dionysos'un refakatçisinin, kendisine yöneltilen, insanlar için en iyi olanın ne olduğuna ilişkin soruya yanıt olarak dile getirdiği şu sözlerde ifade bulduğunu düşünmekteydi. "Zavallı günlük şecere; gelişigüzelliğin çocukları ve ıstırabın, ne diye zorlayıp durursun beni, senin için duyulası olmayan en yararlı olanı söylemem için sana? En iyi olan senin için, ulaşılamayandır: Doğmamış olmak, var olmamak, hiç olmak. İkinci iyi olan ise, senin için -hemen ölmektedir." Yaşam karşısında bir avuntu arıyordu, eski Yunan kültürü ve bilgeliği. Bu ortak yaşama değil, tam tersine daha yüce bir yaşam birliğine ait olmak istiyorlardı Dionysos köleleri.
178
İnsan', 'iyi ve kötünün ötesinde'dir. Birini iyi, diğerini kötü saymıştır insan. Tutsak almalarına izin vermemelidir, şimdiye değin inandığı iyi ve kötünün', kendisini. Şimdiye kadar yürüdüğü oluşum yolunda, gelişimini sürdürebilir. O, sürüngenlikten, insanlığa geçti; insanlıktan da, üstinsanlığa geçebilir.Yeni bir iyi ve kötü yaratabilir. Halihazırdaki değerleri 'yeniden değerlendirebilir'. Nietzsche, yapıtı Değerlerin Yeniden Değerlendirilmesi’ni yazarken zihin bulanıklığı içine sürüklendi. Sürüngenlikten, insanlığa evrilme, onun, doğa bilimlerinden edindiği bir tasavvurdu. O, bizzat kendisi araştırmacı olmadı; evrim fikrini başkalarından devraldı. Onlar için bu fikir, akıl meselesiydi. Nietzsche için yürek meselesi oldu. Diğerleri, fikir kavgasını yürütüyorlardı, tüm önyargılara karşı. Nietzsche kendisine, yeni fikirler ile nasıl yaşanabileceğini soruyordu. Onun kavgası, tamamen, onun ruhunda oluyordu. O, üstün insanlığa giden doğuşa, insanlara katlanabilmek için gereksinim duyuyordu. Onun hassas ruhunun, içime aldığı doğa hükümlerini, bu yönden, ıssız yücelerde, tek başına aşması gerekiyordu. Son yaratı devresinde, gerçekliğin bizzat kendisinden elde etmeye çalışır Nietzsche, daha önce ideal bir sahada, yanılsamada, erişeceğini sandığı şeyi. Yaşam, yaşamın içinde sıkıca kökleşmiş olan, ancak bununla beraber yaşamın dışına götüren bir ödeve sahiptir. İnsan, dolayımsız varlıkta, gerçek yaşamda donup kalmamalıdır; hatta doğa-bilimleri tarafından aydınlatılmış olan yaşamda da. Bu yaşamda da dertli olunmalıdır. Bu, Nietzsche'nin fikri olarak kalmıştır. 'Üstinsan'da bir araçtır, varlığa katlanabilmek için. Bütün bunlar işaret etmektedir ki, Nietzsche, 'varoluştan dertli olmak' için doğmuştur. Teselli nedenleri arayışlardan meydana gelir, onun dehası. Hayat görüşleri uğruna savaşlar, çok defa şehitler hasıl etmiştir. Nietzsche, yeni hayat görüşü ideleri ortaya koymamıştır. İnsan, gittikce daha fazla olacaktır ki, onun dehası, yeni düşüncelerin üretiminde, bulunmaz. Durum böyleyken, çevresindeki düşüncelerden, derinden dertli olmuştur. Bu ıstıraba mukabil Zerdüşt'ünün coşkulu namelerini bulmuştur. O, yeni hayat görüşlerinin ozanı olmuştur; 'üstinsanlar' üzerine övgüler, şahsi, şairane cevaplardır, yeni doğabilimlerinin hükümleri ve cevaplarına ilişkin. On dokuzuncu yüzyılın, fikir bağlamında ortaya koyduğu her şey, Nietzsche olmadan da mümkündü. O, geleceğin filozofu, din kurucusu ya da peygamberi değil, geleceğin bilgi şehidi olacak, manzumelerde sözcükler bulan, ıstırabını anlatacak.
184
Ancak, beni özellikle çeken şey ise, Nietzsche'nin, yazılarının herhangi bir şekilde, okuyucuyu kendi "yandaşı" kılmak isteyen bir şeyle karşılaşılmadan okunabilmesiydi. İnsan, kendisini kaptırdığı bir coşkuyla, duyumsayabilmekteydi, onun tinsel ışıltısını; bu duyum içinde kendisini tamamen hür hissediyordu; çünkü Haeckel ve Spencer'ın öngördüğü şekilde onaylanmaları talep edildiğinde ona ait sözcüklerin gülmeye başladıklarını sezinlemekteydi.