2 Mart 2009

Ian Watt – Roland Barthes

Roman ve Gerçek Etkisi’nden

19
Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, tümellerin gerçekliğine inanan Ortaçağ’dan itibaren “geçekçilik” gerçekliği duyular yardımıyla bireysel olarak kavramak anlamına gelmeye başlamıştır; aynı şekilde Ortaçağ’da “ezelden beri varolan” anlamına gelen “orijinal” terimi de, “türememiş, bağımsız, birinci elden” anlamarına gelmeye başlamıştır.

23
Lord Kames bu akımın, belki de ilk ve en açık sözcüsüdür. Elements of Criticism (1762) adlı yapıtında söylediği gibi, "eğlendirmeyi amaçlayan bir kompozisyonda soyut ya da genel terimler iyi bir etki uyandırmazlar; çünkü imgeler ancak tek tek nesnelerden doğarlar"; ve Kames'e göre, genel kanının tersine, Shakespeare'in çekiciliği "onun betimlemelerindeki her noktanın tıpkı doğadaki gibi tikel" olmasından kaynaklanır.

38
Richardson, Clarissa'nın önsözünde de yazdığı gibi, dikkati en canlı tutan şeylerin "anlık betimleme ve düşünmelerle yaratılmış kritik durumlar" olduğunu biliyordu; ve pek çok sahnede, anlatının akışı, yaşantıların gerçek akışıyla bir yakınlaşma sağlanıncaya kadar, titiz bir betimlemeyle yavaşlatılıyordu. Richardson'ın bu sahnelerle romana getirdiği şey, D. W. Griffith'in "yakın plan" tekniğiyle sinemaya getirdiği şeye benzer: Her ikisi de gerçekliğin gösterimine yeni bir boyut kazandırmışlardır.