İnsanı Tanıma Sanatı’ndan
34
Ruhun işlevini bu açıdan ele alıp incelersek görürüz ki, doğuştan bir yeteneğin gelişimiyle karşı karşıya bulunmaktayız. Öyle bir yetenek ki, görevi, organizmanın durumu bir saldırıyı mı, yoksa kendini güven altına almayı mı amaçlıyor, buna göre bir saldın, bir savunma ya da koruma mekanizması oluşturmaktır. Yani ruhsal yaşama, çevreyi etkileyerek insan organizmasının kalıcılığını sağlayıp, gelişimini güvence altına alacak saldırı ve güvenlik önlemlerinden oluşmuş bir yapılar bütünü diye bakabiliriz.
48
Dil, ruhsal yaşamın gelişimi açısından alabüdiğine büyük önem taşır. Mantıksal düşünü, ancak bir dilin varlığıyla mümkündür; dil, kavramlar oluşturma imkânım sağlar, bu da bizi nesneler arasmda ayrımlar yapabilme ve özel mülkiyet kapsamına girmeyip, herkesin malı sayılan kavram ve deyimleri yaratma yeteneğiyle donatır. Ayrıca, düşünme ve hissetme yeteneğini anlamamız için yine genel geçerlilik ilkesinden yola koyulmamız zorunludur. Beri yandan, güzel şeylerden haz duymamız da, yine güzel'i ve iyi'yi takdir ve hissetmenin herkesin ortak malı olmasını yerektirir. Böylece akıl, mantık, etik ve estetik gibi kavramların ancak insanların toplu yasanımdan kaynaklanabileceği, ayrıca bunların bireyler arasında uygarlığın yıkılıp gitmesini önleyecek bağlar oluşturduğu sonucuna varmaktayız.
İrade dediğimiz şeyi de tek insanın konumundan kalkarak anlayabiliriz ancak. İstem, yetersizlik duygusundan kendini sıyırıp bir yeterlilik duygusuna ulaşma yolunda ruhta hissedilen bir kıpırtıdır. Böyle bir amacı göz önünde bulundurup ona erişme çabasını «istemek» diye nitelendirmekteyiz. Her isteyiş, bir yetersizlik duygusuyla ilgili olup, insanda bir doyum, bir memnunluk, bir yeterlilik sağlama eğilim ve dürtüsünün doğmasına yol açar.
İnsan soyunun varlığım sürdürmesini sağlamış olan eğitim, batıl inanç, totem ve tabu, yasa ve kural gibi nesneler her şeyden önce toplum yaşamının gereklerine cevap verecek bir nitelik taşır. Dinsel kurumlarda gördük böyle olduğunu; beri yandan, ruhsal organın en önemli işlevleri de toplumsal zorunluluklara cevap verecek gibi düzenlenmiştir; ayrıca, gerek bireysel, gerek toplumsal yaşamdan kaynaklanan zorunluluklarda da yine aynı durumu saptamaktayız. Adalet dediğimiz, insan karakterinin aydınlık tarafı diye gördüğümüz şey, ana hatları bakımından toplu yaşamanın zorunluluklarına uyulmasıdır yalnız. Ruhsal organı da yaratan söz konusu zor unluklar dır. Ayrıca, güvenilirlik, sadakat, açıkyüreklilik, gerçek sevgisi vb. özellikler de, aslında genel geçerli toplumsallık ilkesinin yarattığı ve ayakta tuttuğu değerlerdir. Hangi karakter için iyi, hangisi için kötü diyeceğimizi de, yine salt toplum açısından belirleyebiliriz. Bilimsel, politik ya da sanatsal nitelik taşıyan her başarı gibi karakteri de büyük ve değerli kılan, ancak toplum için bir önem taşımasıdır. Tek kişiyi değerlendirirken ölçüt olarak başvurduğumuz ideal de, yine bireyin toplum için taşıyacağı değer, topluma yararı göz önünde tutularak saptanır
129
Uyurken düşünce dünyamızda pek tuhaf biçimlerde olup biten şey, bir önceki günden bir sonraki güne bir köprünün kurulmasıdır yalnız.
131
Yüksekte başı dönen insanlar vardır ve böyle bir başdönmesinde de kendini açığa vuran yüksek yerde bulunmaktan çok, derinlik korkusudur.
165
Yıkayıp temizleme hastalığına kadınlarda alabildiğine sık rastlanır. Böyle davrananların tümü de kadınlık rolünü üstlenmeye karşı koyanlardır; ilgili davranışlarıyla kendilerini bir çeşit mükemmelliğe kavuşmüş görür, her gün kendileri gibi sık sık temizliğe başvurmayan kadınlara tepeden bakarlar. Temizliğe yönelik bütün bu çabaların bilinçaltında saklı yatan nedeni, evin canını cehenneme yollamaktır. Beri yandan, hastamızdaki gibi hiç bir kadında o kadar pisliğe rastlanmayacağım belirtmek isteriz. Çünkü hastamızın amacı temizlik değil, davranışının çevresindekilere vereceği rahatsızlıktı.
269
Bunun sonucu kuşkusuz günden güne birbirinden uzaklaşmış, ne var ki birbirinden tümüyle de ayrılamamışlardı; nedeni de, bu gibi insanların dönüp dolaşıp zaferi kazanacakları umuduna kapılması, dolayısıyla savaş alanını kolay kolay terkedememesiydi.
272
Toplumda kaçaklara yer yoktur. Toplum kişide belli bir uysallık ve uyum yeteneği arar, aktif bir rol oynamasını ve başkalarına yardim elini uzatmasını ister, diğer insanlardan üstün olmak için başa geçmesini hoş karşılamaz. Bunun ne kadar doğru olduğunu çok kişi kendi deneyimlerinden, ya da çevresindeki bir başkasının durumundan bilir .Kuşkusuz toplumdan kaçan biri onu bunu ziyaret eder, herkese nazik davranır, başkalarını rahatsız etmek istemez. Ne var ki, içinde bir türlü sıcaklık duyamaz başkalarına karşı. Çünkü güçlülük eğilim ve çabası kendisini bundan alıkor; beri yandan, başkalarından da aynı şekilde içtenlikli bir davranış göremez. Çokluk masada sessiz oturur, hiç de neşeli bir insan hali yoktur üzerinde, topluluğa yapıcı hiç bir katkıda bulunamaz. Büyük kalabalıklarda konuşmaktan çok ikili söyleşiyi seçer. Göze çarpmayan konularda büe karakterini açığa vurur, örneğin hep haklı çıkmak ister, herkes için önemsiz konularda bile bu tutumunu elden bırakmaz. Ne gibi kanıtlara başvurduğu gerçekte önemsizdir kendisi için, onun istediği daha çok başkalarım haksız çıkarmaktır. Alıştığı yoldan saptığı an bilmecemsi belirtiler gösterir, yorgundur, ama bilmez niçin, bir telaşa kaptırır kendini, bu telaş onu hep geride tutar, uykuları haram olur, bir halsizlik hisseder üzerinde; kısacası, bir alay derdi vardır, ama bunlar üzerinde çokluk doğru bir bilgi veremez. Görünürde hasta biridir, hastalığı da sinirselliktir (asabiyet). Ama gerçekte bütün bu belirtiler, dikkati asıl konudan başka yana çekmek için başvurulan kurnazca çarelerdir.
282
Bir konuşmada durmadan atasözlerine başvurulması ya da düşünülüp söylenilen her şeyde bir alıntıdan yararlanılması, karşıdaki kişinin yargı ve eleştirisinin ne kadar az umursandığını gösterir. Çok insan vardır ki, böyle bir konuşma tarzından kendilerini kurtaramaz ve böylelikle geri kalmışlığını ele verir.