Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor'dan
24
Zaten zamanı durdurmaya yönelik çabaların sonucunda hiçbir zaman çıplak gözle yakalayamayacağımız sahnelerin kağıt üzerinde dondurulmaları, bunların gerçeküstü görüntüler olarak tanımlanmalarını gerektirmez mi?
57
Çok uzamış olan bu yazıyı Andy Grundberg’in 1989’da New York Times’da yayımlanan kehanetiyle bitiriyorum: “ Fotografçılığın önümüzdeki yüzyılda da varlığını sürdürebilmesi, yeni fotografların artık alışageldiğimiz fotograflardan çok daha aleni olarak açıklıkla uydurulmuş, icat edilmiş, elle veya bilgisayarla müdahele edilmiş, zanaatsal, eşsiz özellikler taşıyan, kendisinin farkkında ve öznel olmaları gerekecektir. Kısacası fotograflar bildiğimiz dünyadan çok sanat sanat yapıtlarına benzeyeceklerdir.” Bu tanıma uyan örnekleri son birkaç yılın moda fotograflarında yaygın olarak görmekteyiz.
108
Bu sefer de aklıma geçenlerde ABD’de ince hesaplanmış bir pazarlama stratejisiyle piyasaya sunulan Kubrick’in son filmi geliyor (Eyes Wide Shut) Orada da Kubrick’in asıl sözünü ettiği benzer bir konu: İnsanın aradığı ve yüzleşmek zorunda olduğu, alışılmadık ilişkilerde ortaya çıkabilen, kendi “karanlık tarafı”. Sherman, Kubrick’ten farklı olarak belli bir çıkış/çözüm önermiyor, veya çözüm sadece bu fotograflar, Proustiyen bir tavırla, sanatının kendisi. Kubrick’inkine ise çözüm demek zor, filmin son sözleri olarak Kidman, Cruise’a “eve gidip sevişelim” gibisinden bir şeyler söylüyor, yani “geleneksel aile değerleri”. Bu arada öğreniyorum ki, Sherman’ın özel hayatında uzunca süren bir ilişki yakın zamanlarda oldukça kargaşalı bir biçimde sona ermiş ve bu fotograflar –herhalde- bundan sonra ortaya çıkmış. Bu açıdan bakılırsa, bunlar kendi yüzü görülmemesine karşıni belki de, Sherman’ın en fazla “otobiyografik” özellik taşıyan işleri! Kubrick ise, eksantrik de olsa, mutlu bir aile babası olarak ömrünü tamamladı.
177
Yarım düzineden fazla insan bir araya geldi mi, onların fotograflarını çekmek isteyen birisi de mutlaka bulunur.
181
Wilhelm Reich’ın Faşizmin Kitle Psikolojisi adlı kitabında kullandığı şu alıntı ilginçtir:
“Gerçekte, kitlelerin toplumsal ilerlemeyi kendi güçleriyle gerçekleştirebilmek için, akılla ve kendi hayat şartlarının farkına varışlarıyla yönlendirilebileceği izlenimini benimsediğimiz çağ bitmiştir. Gerçekte kitlelerin topluımları biçimlendirme işlevlerinin bulunduğu zamanlar da geçti. Kitlelerin tümüyle istenilen kalıba sokulabileceği, bilinçsiz oldukları ve her türlü güç ve rezilliğe kendilerini uyarlamaya yetenekli oldukları kanıtlanmıştır. Kitlelerin hiçbir tarihsel misyonu yoktur. Tankların ve radyoların çağı olan 20. yüzyılda onların hiçbir misyonu yoktur. Kitleler toplumsal biçimlenme sürecinden tamamıyla dışlanmışlardır. (Willi Schlamm, 1935)
187
“Belleğin görüntüleri, bir kere sözcüklere döküldükleri zaman sabitleşit ve bellekten silinirler.” Marco Polo demiş, Kubilay Han’a. (Italo Calvino, Görünmeyen Kentler)
242
Bana öyle geliyor ki, insanlık, yaşam deneyiminin sadece ölçülebilirlik açısından tartışılabileceği varsayımını destekleyebilmek için zaman ve hız kavramlarını icat etmiştir. (Bowles)