28 Ocak 2009

Michelangelo Antonioni

Sinema oyuncusunun anlaması gerekmez, olması gerekir. Olabilmesi için anlamanın gerekli olduğu söylenebilir. Doğru değil. Eğer doğru olsaydı, en akıllı oyuncu en iyi oyuncu olurdu. Gerçek bize çoğu zaman bunun tersini kanıtlamaktadır.




Antonioni, Truffaut, Fellini, Bergman Sinemasını Anlatıyor'dan

18
-"L'avventura"yı niteleyen Cannes bildirisinde, insanoğlu, uzayın eşiğindeyken, gereksinimlerine bütünüyle uymayan duygularla yüklüdür, derken ne demek istediniz?

-Demek istediğim, tam olarak şuydu: Bilim kadar gelişmemiş bir kültürün yükünü taşıyoruz. Bilim adamı şimdiden aya gitti; oysa biz, Homer'in ahlak kavramlarıyla yaşıyoruz hâlâ. Bu çelişki, bu dengesizlik dolayısıyla, zayıf insanlar zayıf kişiler kaygılı, korkulu oluyorlar, çağdaş yaşamın akışına uyum zorlukları gösteriyorlar.

-Çoğunu anladım; ancak kimi örtük noktalar üzerinde sorunlar var. Eski ahlak dağarının kaldırılıp atılmasını mı kastediyorsunuz?Eğer öyleyse, bu mümkün mü? İnsan, yeni bir ahlaka ulaşabilir mi?

-Bu hiç sevmediğim sözcüğü kullanmada niye ısrar edeyim! Bu kavramların kullanımını sürdürmeye bizi zorlayan bir toplum içinde yaşıyoruz ve onların ne demek olduklarını pek çok bilmiyoruz. Gelecekte -yakın gelecekte değil, belki yirmi beşinci yüzyılda- bu kavramlar geçerliklerini yitirecekler. Doğanın karşısında korkuya kapılıp yaratılan bu eskitilmiş yolları nasıl olup da izleyebilir olduğumuzu bir türlü anlayamıyorum. İnsanoğlu, doğa ile uyum sağladığında, uzay onun gerçek arka planı olduğunda, bu sözcükler ve kavramlar anlamlarını yitireceklerdir ve biz de onları daha öte kullanmayacağız.

21
-Ancak, ben, ötekiler gibi, filminizi eleştirel buldum. Örneğin, gençlerin "İleri!" pankartlanyla yürüdükleri banş yürüyüşü sahnesine bakalım! Bu bir parodi. Şimdi ise, onu favori olabilecek biçimde kurduğunuzu söylüyorsunuz.

-Bir sahne çekilirken, onunla ne söylenmek istendiğini bilmek çok zordur; yönetmen bunu bilse bile, zihinde tasarlanan ile filmde gerçekleşen arasında her zaman bir fark vardır. Yalnızca, zihnimdeki özgün imgenin kötü bir taklidini ortaya koydum; sonrasını da düşünmedim. Bu bakımdan, perdede gördüğünüz, benim tam anlatmak istediğimi göstermez; yalnızca benim anlatım olanaklarımı, bu olanaklarımın sezdirdiği tüm sınırlar içinde, gösterir. Belki, perde, daha iyisini yapma konusundaki yetersizliğimi açığa vuruyor; belki, bilinçaltımda ironik bir bakış var. Ancak, her şey filmdedir; gerisi size kalıyor.

25
Benim karakterlerime, belirlenmiş toplumun simgeleri olarak bakmayın. Onları, içinizdeki bir tepkinin kişisel bir deneyim olma kıvılcımları olarak görün! Eleştirmen, bir izleyici ve çalışmayı, kendine ait kişisel bir şeye dönüştürdüğü sürece bir sanatçıdır.

28
-"Blow-up"taki neon işaretinin işlevi neydi; sözcükler olmadığından bu anlaşılamadı.

-İnsanlardan bu işareti okuyabilmelerini istemiş değilim. Ne bir ürünün reklamını yapıyor ne de başka bir anlam taşıyor değildi. Onu oraya gece sahnelerinde duyduğum bir ışık kaynağı gereksinimiyle koydum. Dahası, park yakınında bir işaretin bulunmasmı sevdim. Orada apaçık bir neden vardı: Romantik ortamı dağıtmak.

31
-Kendisiyle yaptığım bir söyleşide, John Updike, beni büyüleyen bir şeyi söyledi: "Sanatçı olmak tehlikelidir; çünkü bir kişiye, duyulan acıyı kazanca dönüştürmeye izin verir."

-"Sanatçı olmak" deyimini bugün kullanamayız -sanki, sanatçı olmanın dışında bir şey varmış gibi!- Eğer, bir kişi, duyduğu acıyı kazanca çevirirse çok iyi. Bunu, acıyı öldürmenin en görekmli yolu olarak görürüm.

39
Yaptığım her şeyi açıklamamı istemeyin benden. Açıklayamam. O öledir. Bunu gereksindiğim belli bir anın nedenini size nasıl açıklayayım? Bir renk değişimi gereksiniminin nedenini nasıl açıklayabilirim?

40
Ne zaman bir film yapsam, içimde belli bir gerçeğim var; "gerçek" ne kötü bir sözcük! Burada, göğsümde bir ağrı, film yaparak tedavi ettiğim bir tür tümör var. B u tümörü unutursam, yalan söylüyorum. Unutmak kolaydır. Bilinçaltı olarak gerçekleşse bile unutuyorum. Çok kolay.