Erol Bilbilik
100
Hollywood Film Endüstrisi CFR'nin yedi önde gelen üyesi tarafından yönlendirilmekte ve kontrol edilmektedir. Tüm filmler ve film senaryoları bu kontrol kapsamındadır. Hollywood yapımı hiçbir film küresel emperyalist dev tröstlerin stratejilerine aykırı olamaz.
Örneğin, Al Gore'un 'Uygunsuz Gerçek', Peter Joseph'in 'Zeitgeist-Movie, Zeitgeist-Addendum' ve J.R Tolkien'in kitabından uyarlanan 'Yüzüklerin Efendisi' filmleri bu stratejiye uygun CIA türü filmlerdir.
Al Gore'un Dengeli Dünya: Ekoloji ve İnsan Ruhu, J.R. Tolkien'ın Yüzüklerin Efendisi ve John Perkins'ın 'Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları CIA türü senaryolardır. Sonuç:
1. CFR, küresel ekonominin 2012 yılında krizden çıkacağını, çıkışla birlikte petrol fiyatlarının tavan yapacağım ve ekonominin yeniden krize gireceğini hesaplamaktadır. Bu kısır döngüden kurtulmak için 2012 yılma kadarki üç yıl içinde dünya ülkelerini yoğunlukla temiz enerji yatırımlarına yönlendirerek ekonomilerini çökertmek ve beş kıtada saptadığı bakir petrol alanlarına işgal dahil her yolla el koymak ve böylece petrol üzerinde tek basma hâkimiyet kurmayı planlamaktadır.
2. CFR en zenginlerinin varlıklarını vakıflarında birleştirerek daha da devleşiyor. Rockefeller, Buffet, Bloomberg, Soros gibi küresel dev sermayenin patronları ABD yasalarının vergiden muaf vakıflarını birleştirerek, krizde batırdıkları dev sermaye şirketlerinin paylarını da vakıflarına katarak daha büyük ve güçlü varlıklar haline geliyorlar.
Karin Liebhart
130
"Ezoterik" kavramının kökü Yunancadır ("esoteros", içkin olan, içeride olan anlamında gelir), "içeriye doğru yönelme" manasına sahiptir ve sadece seçilmiş bir çevreye açık olması gereken (gizli) bir öğretiyi tanımlar. "Okültizm" de (Latince "occutum" sözcüğünden türetilmiştir ve "saklı, örtülü, gizli" anlamını taşır) "gizli öğreti" manasına gelir. Kavram, 19. yüzyıldan bu yana daha sık kullanılmaya başlandı. Bugünse "gizli bilimsel disiplinlerim tamamı" anlamında kullanılmaktadır. İki kavram, sık sık aralarına kesin bir ayrım çizgisi konmadan kullanılır.
137
Daha önceleri "Almanya Teozofi Cemiyeti"nin genel sekreteri, günümüzde de öncelikle Waldorf okullarının kurucusu olarak tanınan ve itibara sahip olan Rudolf Steiner (1861-1925), 1913 yılında Antropozofi Cemiyeti'ni kurmuştur. Steiner'in bu adımı atmasına, Blavatsky'nin halefi olan cemiyet başkanı Annie Besant ile kavga etmesi neden olmuştur. Besant, Krishnamurti
isminde 13 yaşındaki Hintli bir çocuğu "dünya bilgesi" ilan etmiş; (Freund 1995, s. 21 ve Tröger/Tröger 1990, s. 28) Steiner ise bu kararı kabullenmek istememiştir. Steiner'in antropozofisi, "dünyamızın görünüşünü belirleyen güçlerin öğretisi" (Freund 1995, s. 22) ya da -Yunanca sözcüğün kökenine istinaden- "insanın hikmeti" olarak (Roberts 1995, s. 58) bilinir. Steiner, antropozofiyi "insanda ruhani olan kâinatta ruhani olana taşımak isteyen bilgi (idrak) yolu" (alıntıyı yapan Tröger/Tröger 1990, s. 28) ve "insanın kâinatta manevi olana yönelmesini sağlayan yol [...]: Ruh tecrübesinin temelleri üzerinde kendini tanıma sağlanabilir" (age, s. 29) sözleriyle tarif etmiştir. Steiner, "kök ırklar" öğretisi gibi siyasi olarak da oldukça sorunlu düşünceler ileri sürmüştür (krş. Wölk 1991, s. 120 vd.). Gerçi "kök ırklar", "halkların ruhunu" zenginleştirmek için birbirine karışmalıydı (bu fikir sebebiyle nasyonal sosyalistler, antropozofiye karşı savaş açtılar), ama buna rağmen kavram sorunludur. Fakat Neue Lexikon der Esoterik te bu, özlü bir şekilde Steiner'in düşünce sisteminin gelişme adımlarının bir parçası olarak tanımlanır:
"Antropozofi, Steiner ve çalışma arkadaşlan tarafından siyasi, sosyal, ekonomik ve pedagojik sorunların çözümünde tatbik edilir." (Roberts 1995, s. 59)
Volkmar Wölk, "kök ırklar öğretisini" "ezoterik bir evrim teorisi" olarak tammlar (Wölk 1991, s. 120 vd.) ve Steiner'in dünya görüşünü ırkçı ve Avrupa merkezci olarak yorumlar. Wölke göre, Steiner "Tasmanyalılan, Buşmenleri ve azgelişmiş ülkelerin diğer eski yerli halklarını" (daha yarı hayvan olarak tanımlanan) üçüncü "kök ırkın" kalıntısı olarak görmektedir (agy). "Gerçek" insanlar, dördüncü "kök ırk" olan Atlantiklilerle birlikte ortaya çıkmıştı. Bunlara Japonlar, Moğollar ve Eskimolar dahildir. Artık batmış olan Atlantis adasmda ortaya çıkmış olan en gelişmiş "kök ırk" ise, Almanların da dahil olduğu Ari ırkıdır (krş. age., s. 121). Steiner tarafından kabul edilen ve dünyanın belirli bölgelerinde aktif olan "ırk hayaletleri", birbirlerinden "dördüncü beden unsuru", "ben" yani "öz-farkındalık" sayesinde ayrılan toplam olarak beş "ırk" ortaya çıkarmıştır. "Irkları", -Roma mitolojisine dayanarak- hiyerarşik bir biçimde tanrılar ve bunlara bağlı olarak belirli özellikleriyle tasnif etmektedir. Bu sistematik içinde en yüce tanrı olan Jüpiter, tabii ki Avrupa "ırkından" sorumludur. Merkür siyah, Venüs Malay, Mars Moğol ve Satürn ise Hint "ırkından" sorumludur (agy.). Wölk, buradan yola çıkarak "Bu pozisyon ile Nazilerin ırk öğretisi arasındaki düşünsel mesafe fazla değildir" çıkarsamasını yapar, (agy.)
Steiner, bilgisini "kendisine doğaüstü ve ruhani bir dünyanın kapılarını aralayan derin mistik düşünceden" alan ve "Goethe'nin doğa öğretisini yayan, daha da geliştiren en önemli şahsiyetlerden biri" olarak sadece Fritjof Capra (1987b, s. 8) tarafından takdir edilmekle kalmıyor; bugün pedagojide, tıpta, psikoterapide ve nasyonal sosyalist ideolojide de büyük bir itibara sahip olup -antik dönem tanrıçası Demeter'in ismiyle sembolik anlamda bağlantılı olarak- biyolojik-dinamik tarımda da yeni bütünsel yöntemlerin öncüsü olarak kabul ediliyor (krş. Eick-hoff 1997, s. 93). Steiner'in öğretisinin sorunlu tarafları, kişiliğinin söz konusu bu takdiri bağlamında neredeyse hiç tartışmaya açılmıyor.
144
Atlantis mitolojisi, nasyonal sosyalist geleneğe kesintisiz bir biçimde dayanan Jürgen Spanuth gibi yeni sağcı ideologlar tarafından da siyasi amaçları uğruna işlevselleştirilir (krş. age., s. 248-250)
145
Gnosis, Eski Yunancada "anlayış, bilgi, idrak, hüküm" anlamına gelir ve bir seçkinler grubuna mahfuz ruhani (tanrısal) sırların bilimi anlamında kullanılır. Gnostikler, dünyayı aydınlık ve karanlık arasında radikal bir ayrıma dayanan düalist ilkeye göre tasavvur ediyorlardı. "Negatif, anti kozmik emarelerle işaretledikleri Yunan, Mısır, Yahudi ve Hristivan geleneklerine başvuruyorlardı. "Gnostiklere göre, dünya kötünün timsali olarak tanrı karşıtı güçlerin egemenlik alanıdır. Kurtuluşun hedefi, insanı karanlık güçlerin köleliğinden azat etmektir [...] Aydınlığın karanlıkta ve ruhun maddedeki tutsaklığının gerekçesi, eski zamanlarda meydana gelen ve değişik şekillerde tasvir edilen ışık alemindeki mitolojik olaylardır.
146
Nasyonal sosyalist fikirleri devam ettirmek amacıyla, okült geleneklerin temelleri üzerinde bazı tuhaf ve komik düşünceler de ortaya çıkıp gelişmiştir. Michael Serrano'nun Rudolf Hess'e ithaf edilen ve 1987 yılında yayımlanmış olan Das Goldene Band Esoterischer Hitlerismus (Altın Bağ Ezoterik Hitlercilik) isimli kitabı buna örnek olarak verilebilir (krş. age., s. 111). Şilili eski bir büyükelçi olan ve 1964-1970 yılları arasında Avusturya'da büyükelçilik görevinde bulunan Serrano, öğretisini Ant dağlarında bir "uzmandan" aldığını iddia etmektedir. Buna göre Hitler, Antarktika'da hayatta kalan ve altın çağı gerçekleştirmek için taraftarlarıyla bir gün geri dönecek olan mitolojik bir eski zaman kahramanıdır -Hitler'in ilk denemesi, Yahudilerin onun planlanna ilişkin faaliyetleri ve müdahaleleri sonucu başansızlığa uğramıştır (Gugenberger/Schweidlenka 1993, s. 184). Serrano, Hitler'in kozmik bir savaş çerçevesinde daha yüksek güçlerin emirleriyle ve bunlann aracı olarak hareket ettiğini öne sürmektedir. (Freund 1995, s. 112)
"Ezoterik ürologlar" da daha az tuhaf değildir (krş. age., s. 119). Bunlara göre, Hitler nasyonal sosyalist bir ufo ile 30 Nisan 1945 tarihinde, Antarktika'ya kaybolmuş ve yerin boş olan içlerinde geri dönüşünü beklemektedir (krş. age., s. 118). "Ezoterik ufoloji", daha yüksek seviyedeki bir kozmik gelişmeye sahip olup başka bir gezegende yaşayan ve ezoterik üstatlar olarak zaman zaman dünyaya gelen varlıkların bulunduğu fantezilerini kurmaktadır. Bunlarla ilişki kuran elbette ki sadece "olgun milletlerden" olan insanlardır, (age., s. 120)
150
Aşırı sağa ideoloji (krş. Holzer 1993, s. 1-96), mantıklı bir düşünce sistemi değil, bilakis kesin bir şekilde iddia edilen münferit ifadeler ve ön yargıların oluşturduğu bütünlük içinde bir sendrom fenomenidir ve "doğa", "doğallık" gibi değişmez değerler olarak önceden saptanmış ilkelere yapılan vurgularla birbirine bağlanır. Şayet aşağıdaki öğeler hep birlikte ortaya çıkıyorsa, ancak o zaman tipik aşın sağa bir dünya görüşünden söz edilebilir:
- Esas nokta olarak cinsiyetler, etnisiteler ve uluslar arasında bir eşitsizlik ideolojisi;
- Bütün arzu edilen toplumsal durumları "doğal" olarak adlandıran ve sıkça sosyo-biyoloji ve davranış biliminden dekor olarak düşünce kırıntıları ödünç alan siyasi pozisyonların "biyolojist dünya görüşü" çerçevesinde ileri sürülen sahte-bilimsel tesisi;
- Ulusal birlik konseptine dayanan biyolojist-ırkçı bir milliyetçilik;
- Toplumsal ve ekonomik temele dayanan korkulara hizmet eden, düşman ve günah keçisi olarak görülen Yahudilerden, yabanalardan, azınlıklardan vs. grup olarak nefret etmek;
- Organik olarak inşa ve armonize edilmiş ve güven vaat eden bir beraberliğin "halk" ve "ulus birliği" gibi temel kavramlar altında toplandığı modernité karşıtı ütopya (genellikle ataerkil-hiyerarşik yapılanmaya sahiptirler).
Aşırı sağa ideolojinin bu ideal tipi, münferit grupların yön ve ağırlık noktasına göre farklı şekillerde ortaya çıkarken eski içerikler sık sık yeni kavramlar ve argüman örnekleri alanda gizlenmektedir. New Age ve ezoterik hareketler de, böylesi bir argüman çizgisi ve aşın sağa yönelime sahip örgütlere yakınlıklanyla aşın sağa örgütlerin meşrulaşmasına ve toplum nez-dinde kabul görmelerine giderek artan biçimde katkıda bulunuyorlar. Maria Wolflingseder (1993,1994,1995a ve 1995b), aşın sağa yönelimlerinin New Age hareketine prensip olarak içkin olduğu tezini öne sürer. Bu, New Age hareketinin konseptlerine dahil ettiği sağa meyilli ve faşistoid düşüncelerin tuzağından kurtulamayacağı anlamına gelir.
165
Buna göre, eko-tinsel "okültizmin modern biçimi" olan "New Age" (Freund 1995, s. 110), sadece yeni sağdan aşırı sağa kadar siyasi ideoloji ve hareketlerin işine yarayan argümanlar teslim etmekle kalmıyor; doğrudan onlann meşrulaşmasına ve toplum nezdinde itibar kazanmasına da katkıda bulunuyor. Bu noktada Capra'nın "Mistik sezgilerin ve bilimsel analizlerin dinamik bir birliğine [...] ihtiyacımız var" (1987a, s. 307) postulatına en azından kuşku ve dikkatle yaklaşmak gerekir.