Bir Sanattır Öğle Uykusu'ndan
33
Havanın sıcak olduğu ve bedeninizin terle kaplandığı toprak rengi öğle uykuları vardır. Kırmızı, şiddetli, yüreği tutuşturan öğle uykuları vardır. Beyaz, el değmemiş, saf ve hafif öğle uykuları vardır. Kum fırtınalarının, huysuz denizlerin, geveze rüzgarların sarstığı öğle uykuları vardır. Renkli öğle uykuları gibisi yoktur. İnsanı hem yatıştırır hem de hırpalarlar. Yerleri doldurulamaz.
41
Siesta öyle herhangi bir tek kullanımlık sözcük değildir, bu sözcüğün tanımladığı "şey" çağları ve sınırları aşar. "Siz neden söz ediyorsunuz yahu?" "Siestadan!" Siesta mı? Çabuk Tarihsel Fransızca Sözlüğü'mü (Le Robert, 1992) getirin: "Sieste. Dişil ad. Fransızca'ya, önce İspanyolca siesta'dan, siesta şekünde girmiştir (1681). Sözcük klasik Latince sexta (hora) sözcüğünden, 'altıncı saat'ten, demek ki 'günün ortası'ndan, 'öğle'den gelir. Romalılar gündoğumundan günbatımma kadar olan süreyi kendi içlerinde birbirine eşit, ama mevsimlere göre değişen on iki 'saat'e bölerler.
50
Bomboş geçen bir zaman mı? Ama bu "bomboşluk" kutsanmıştır. Ayrıca bu zamanın bir değeri vardır ama hiçbir bedeli yoktur, tıpkı Jean Duvignaud'nun "sanatı" tanımladığı gibi. Öğle uykusu, saatli denetimler olmaksızın, insanın kendi zamanına yeniden sahip çıkmasıdır. Öğle uykusu özgürleştiricidir.
55
Çağdaş kent kendini boş zamanlardan sakınan, karmaşık bir "makine"dir. Çağdaş kent uzamdan daha çok zaman üstünde bırakır izlerini: düzenlilik, dakiklik, hesaplanmış esneklik, yineleme, çevrim vb. Gündelik yaşam, zamanı çeşit çeşit kentli etkinliğine göre biçimlendirilmiş gibidir. Örneğin, tren taşımacılık yapmak, "dolaştırmak" gibi eylemlere saatlerini dayatmıştır yavaş yavaş. Gar saati tüm bakışları kendine çeker ve bir nirengi noktası kabul edilir. Dengeyi kolaylaştırmak ve insanlarla malların hareketlerini düzene koymak amacıyla, aynı ulusun kentleri arasında, ayrıca farklı ülkelerin garları arasında saatlerin uyumlu hale getirilmesi zorunluluğu (Paris saati 1891'de ulusal saat olmuştur), çeşitli devletleri bir kaynak saat edinmek durumunda bırakacaktır. Avrupalı ve Amerikalı demiryolu şirketleri birçok güçlüğü aştıktan, epeyce kararsız kaldıktan sonra, 1882'de Greenwich boylamını ortak kaynak olarak kabul eder ve çalışma saatlerini bağdaşıklaştırır. Sürekli olarak başka zamansallıkların etkisi altındaki kentli kendi biyolojik ve yaşanan zamanlarının egemenliğini yitirir.
62
Bu çerçevede, öğle uykusu yalnızca öğle uykucusuna ait, gerçek anlamda özgür bir zaman olarak görünür. Dış dünyadan bir süreliğine kopularak gerçekleştirilen, uzun ya da kısa bir "kendiyle-yüz yüze-gelme" anıdır. Bu geçici içe dönüş parçalanan, bölünen, dağılan kişiliğimizin birleşmesini, yeniden bir bütün olmasını, bir süreliğine yeniden yapılanmasını sağlar. Bu mola, bizlere sağladığı dinlenmeyle bütünlüğümüzün yeniden oluşmasına katkıda bulunur. Bu zamansal parantez, çevresindeki her şey zincirinden boşanmışken ya da sütlimanken, gemisinin haritadaki yerini bulup izleyeceği yolu belirleyen denizci gibi, konumumuzu saptamamıza yardım eder. Öğle uykusu burada bir eğretileme olarak işlev görür, başka bir anlam kazanır ve artık sadece gün ortasında uyumayı ya da uyuklamayı tanımlamakla kalmaz, insanın kendi zamanına egemen olma, zamanını "genel anlamda" toplum tarafından dayatılan zamanlara uydurmak üzere gözden çıkarmama yetisine işaret eder. Gitgide daha çok sayıda kentli evinin yakınlarında çalışmamaktadır, dolayısıyla öğle uykusu saatinde evine dönemez, işte bu yüzden öğle uykucusu tam zamanlı çalışmaz; genel olarak çalışma saatlerini iyi kötü denetim altında tutmayı başarabilen öğrenciler, serbest çalışan kişiler (tüccardan serbest mesleğe kadar birçok iş dalını kapsayan bir ulam), eğitmenler, araştırmacılar, sanatçılar ya da emekliler öğle uykusu uyuyabilir. Bu "ayrıcalık" bedensel ve ruhsal bir "rahatlık" sağladığı ölçüde, her türlü ücret artışının yerini tutabilir.
80
Geçtiğimiz yüzyılın sonunda, Marx'ın damadı Paul Lafargue 1848 devrimcilerinin zar zor elde ettikleri "Çalışma Hakkı"nı Tembellik Hakkı'yla boşa çıkartmaya niyetlenir. Lafargue Londra'da, kayınpederinin kütüphanesinde Louis-Mathurin Moreau-Christophe'un (1800-1881), 1849'da Guillaumin & Cie'den yayımlanan, Du droit à l'oisiveté et de l'organisation du travail servile dans les répubiques grecques et romaines ("Yunan ve Roma Cumhuriyetlerinde Kölelerin Çalışma Düzeni ve Aylaklık Hakkı Üstüne") adlı kitabını okur. Kitabı bir çırpıda bitirir; Tembellik Hakkı'nı yazarken de onu anımsayacaktır. Bu yergi yazısı önce 1880'de haftalık EÉgalité dergisinde, ardından da kitapçık olarak yayımlanacak ve eşsiz bir başarı kazanacaktır. Lafargue çalışmayı saltık kötülük olarak değerlendirir ve tembelliğe övgüler düzer, kitabın başına alıntıladığı Lessing'in sözünü kanıt olarak alır: "Tembellik edelim sevmekten ve içmekten başka, tembellik etmekten başka her şeyde!" Bu özgürlükçü tutum altmış sekizlilerin "engelle karşılaşmadan keyif almak" gibi kimi isteklerinde yankı bulacaktır. Lafargue'nün çağrısından bir yüzyıldan daha uzun bir zaman sonra, Bruno Comby gözlerim kapalı benimsediğim "öğle uykusu hakkı"nı göklere çıkarır... Onun kitabının sonundaki "Öğle Uykusu Yasası"nın altına imzamı atarım. Yasa öğle uykusunu (engellenmemesi gereken ve herkesin dilediğince, istediği yerde yapabileceği, kaçınılmaz, saygıdeğer ve kutsal etkinlik) meşru kılan beş madde içerir. Ben de tıpkı onun gibi, ama sözlerini işletmelerde çalışanlardan başka halklara doğru da genişleterek, insanın kendi ritimleriyle, insanın kendi zamansallıkla-rıyla barışması için mücadele ediyorum. "Özgürlük" sözcüğü ancak herkesin kendi zamanını denetim altına alabilmesiyle bir anlam taşır. Zamanın özgürce düzenlenmesi özerkliğin güvencesidir. Zamanın bu biçimde bireyselleştirilmesi vatana millete hayrı olmayan bir iş yapmak, toplum içindeki yaşamın kesin olarak ilan ettiği "kurallar"a uymayı reddetmek, ötekine aldırmamak demek değildir; tersine, ötekilerle "birlikte" ve ötekilerin "arasında", dünyadaki varlığım güvence altına almak üzere, kendi zamanının içinde olmak istencine bağlıdır. Yararlanılabilir-lik, dinleme, dikkat kendiliğinden gelişen ve düzenli tutumlar değildir; arada sırada yerlerini molalara, aralara, sessizliklere bıraktıkları ölçüde yoğunlaşırlar. Nasıl ki uykumuzun bir sürü evresi vardır, etkinliğimiz de çevrimseldir. Bunun bilincinde olmak iyidir, belirtilerini değerli kılmak için yapılması gerekenleri yapmaksa bir "çalışma"dır, insanın başkasıyla ilişki kurabilmek amacıyla kendi kendine, kendi üstünde giriştiği çalışmadır.
Öğle uykucuları, şöyle güzel bir öğle uykusu çekin!
84
Manosque'un batısında, ıssız bir tepede, çiçek açmış lavanta çiçeğinin mis kokusu her yere sinmişken, bir havuzun kenarında, hazırola geçmiş çamların himayesinde, iki kişilik, kösnül bir öğle uykusu anımsıyorum. "İnsan daha ne ister ki?" diye düşünmüştüm o zaman. Öğleden sonranın başlangıcında paylaşılan aşkın, gece cinselliğinin asla yarışamayacağı nitelikleri vardır; hazzın karşındakinin gözlerine kazandırdırğı ışık...
87
Bana yoğun ve koruyucu geceye kadar eşlik eden upuzun bir öğle uykusu anımsıyorum. Gecenin içine giren o gün, bana denize karışan yağmuru anımsattı.