Düşüş'ten
7
Bazen geleceğin tarihçileri, bizim için ne söyleyecekler diye düşünürüm. Çağdaş insanı tarif etmeleri için bir cümle yeter: Çiftleşirdi ve gazete okurdu.
21
Hem kadınları hem doğruluğu aynı zamanda seviyordum ki bu hiç de kolay değildi.
27
Yeter ki birşey olsun, insanların çoğu kurdukları ilişkileri böyle açıklıyor.
54
Karşı koymanın bir tek yolu vardır, kötülük yapmak. Onun için de, herkes elini çabuk tutup yargılanmamak için, bir an önce, başkalarını yargılamaya bakıyor. Neylersiniz? İnsana en doğal gelen şey, sanki özünde varmış gibi, kendi kendine içine doğandüşünce, suçsuz olduğu düşüncesidir.
56
Hele hele dostlarınız sizden kendilerine karşı samimi olmanızı istediklerinde, onlara sakın inanmayın. İstedikleri yalnızca, kendilerine karşı besledikleri iyi düşünceler çerçevesi içinde kalarak konuşmanız, ellerine sizden içtenlik yemininizden çekip çıkaracakları, bir çeşit fazladan güvenlik vermenizdir. İçtenlik nasıl dostluğun koşulları arasına girebilir.
67
Yalnızca kadınlara sığındım. Bilirsiniz onlar hiç bir zaafı gerçekten kınamaz; daha çok, bizi küçük düşürmeye veya güçsüz bırakmaya çalışırlar. İşte bunun için kadın, savaşçının değil, suçlunun bir ödülüdür. Limandır ona, barınaktır. Çoğu zaman, suçlular, bir kadının koynunda yakalanırlar.
90
Bunlar günaha inanıyorlar bence kurtuluşa değil. Bağışlanma işte istedikleri bu.
95
Fakat içimiz rahat etsin! Artık çok geç, her zaman da çok geç olacak. Ne bahtiyarlık.
Ecinniler'den
53
İnanın hemcinslerinin basitliğini bütün çıplaklığıyla görmek, aslında insana acı veren bir deneydir.
Yolculuk Günlükleri'nden
33
Veba: Kadınsız ve dolayısıyla soluk alınamaz bir dünya
Haklı olan asla öldürmeyendir. Bu demektir ki Tanrı olamaz.
46
Denizde her zaman derin bir dinginliğe erdim ve şu denizin, bugün dünyanın bütün gözyaşlarını sürüklediği izlenimine kapılsam da, şu sonsuz yalnızlık bana bir an iyi geliyor.
87
Yatakta. Ateş. Sadece kafa inatla çalışıyor. Berbat düşünceler. Çevremdeki ve içimdeki her şeyi altüst edecek bilinmedik bir yıkıma doğru adım adım yürüme duygusunun dayanılmazlığı.
113
Düşünsel enerjisi dışında enerjisi olmayan düşük tansiyonlu biri. Bu tür insanları severim.
Veba'dan
44
Gerçekten bela olağan bir şeydir, ama insanın başına geldiği zaman zor inanılır. Dünyada ne kadar savaş olmuşsa, o kadar da veba salgını çıkmıştır. Yine de gerek veba salgınları, gerekse savaşlar insanları hep hazırlıksız yakalar. İşte Doktor Rieux de, tüm kentlilerimiz gibi hazırlıksızdı, bunun için duraksamasını anlayışla karşılamak gerek. Bir savaş patlak verdiği zaman insanlar derler ki:"Bırak, fazla sürüp gitmez bu, çok saçma bir şey." Ve hiç kuşkusuz savaş saçma bir şeydir, ama bu yine de onun sürüp gitmesine engel olmaz.
98
Pişmanlık duymak yetiyordu, bununla her şey düzelebilirdi. Ama herkes pişmanlık duymayacak kadar kendisini güçlü buluyordu.
117
Paneloux'un vaazı da aktarılmıştı deftere ama şu yorumla:"Bu sevimli çalışkanlığı çok iyi anlıyorum. Felaketlerin başlangıcında ve sona erdikleri zaman, hep biraz dindarlık yapılır. Birinci halde alışkanlık henüz yitirilmemiştir, ikincisindeyse geri dönmüştür bile. İnsan gerçeğe, yani susmaya felaket anında alışır. Bekleyelim."
176
Çünkü bir salgın hastalık kadar gösterişten yoksun bir şey olamaz ve uzunlukları nedeniyle büyük felaketler tekdüzedir. Vebanın o müthiş günleri de, o günleri yaşamış olanların anılarında, büyük, tükenmek bilmeyen alevler gibi değil de, geçtiği yerde herşeyi ezen, bitmek bilmez bir yerinde sayış olarak kalmıştır.
Yaz'dan
5
Avrupa'nın önümüze getirdiği şehirler çok fazla geçmişin uğultularıyla dolu. Tercrübeli bir kulak kanat seslerini farkedebilir buralarda, tinlerin çırpınışını ayırabilir. Asırlarıni devrimlerini ihtişamın sarhoşluğunu hisseder insan. Batı'nın bağırtılar içinde kurtulduğunu hatırlar. Bu da istediği sessizliği vermez ona.
57
Tragedyalarımız büro kokuyor, üzerinden akan kanlar ise mürekkep sadece.
64
Bir dostumun dediğine göre bir erkeğin iki kişiliği olurmuş, kendi kişiliği ve karısının gördüğü kişilik.
74
Bazı geceler ıslak gökyüzünde yıldızların altında gözlerim açık uyurdum. Yaşadığımı hissediyordum o zamanlar.
75
Aşk için bir parça suçsuzluk gerekiyordu. Ancak bu suçsuzluk nerdeydi? İmparatorluklar, devletler birer birer yıkılıyor, insanlar birbirlerini boğazlıyorlardı. Önceleri suçsuz olduğumuzu bilmiyorduk şimdi ise suçlu olduğumuzu bilmiyoruz.
75
Hep kasılan biri gün gelir güzelliklere duyarsızlaşır.
78
Sevilmemek şanssızlık, sevmek mutuzluktur. Hepimizi öldüren şey işte bu mutsuzluk. Kan ve kin yüreği kurutur. Adalet isteği artar ve uzarsa aşkı öldürür. Oysa adalet de aşktan doğmamış mıydı? Yaşadığımız bu gürültüde aşka da adalete de yer yok.
Sisifos Söyleni'nden
19
Peregrinos'a özenen bir adamdani bir savaş sonrası yazarından söz edildiğini işitmiştim: Bu adam, yapıtına dikkati çekmek için, birinci kitabını bitirince intihar etmiş. Dikkati çekmiş, ama kitabı beğenilmemiş.
24
Bütün büyük eylemlerin, bütün büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar. Uyumsuzlukta da böyle.
29
İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pimanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.
70
"Dua düşüncenin üzerine karanlık basınca başlar" der Alain.
92
İnsan, bir yaşamı sonunda, bir tek gerçeği kesin olarak öğrenmekle yıllar geçirdiğini anlar. Ama bir teki, apaçıksa, bir yaşamı yönetmeye yeter...
Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır.
93
Bir gün gelir, ya gözlemi ya eylemi seçmek gerekir. İnsan olmak derler bunun adında. Bu parçalanışlar korkunçtur. Ama gururlu bir yürek için iki şeyin ortası olamaz. Ya Ranrı var, ya zaman, ya bu haç, ya bu kılıç. Ya çırpınmalarını aşan daha yüksek bir anlamı vardır bu dünyanın, ya da bu çırpınmalardan başka hiçbir şey gerçek değildir. Ya zaman ile yaşayıp onunla ölmek, ya da daha büyük bir yaşam için ondan çekilmek.
111
Dostoyevski'nin tüm kahramanları yaşamın anlamını inceleyip kavramaya çalışır. Yenilikleri buradadır; gülünç olmaktan korkmazlar. Yeni duyarlığı klasik duyarlıktan ayıran şey, berikinin ahlaksal, ötekininse metafizik sorunlarla beslenmesidir. Dostoyevski'nin romanlarında, sorun öyle bir şiddetle ortaya atılmıştır ki, ancak aşırı çözümler getirebilir. Varoluş yalandır ya da durasızdır. Dostoyevski bu incelemeyle yetinseydi, filozof olurdu. Ama düşünceninnbu oyunlarının insan yaşamında doğurabileceği sonuçları inceler, sanatçılığı da buradadır.
122
Tutkulu yapıtları alaycı felsefeler oluşturur.
131
Sisifos'u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün sadıklığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür, ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir.
138
Bir oyuncu bir tragedya kişisini abartmaktan ne kadar geri durursa, ona verdiği güç o ölçüde büyük olur. Ölçülüyse, uyandırdığı ürperti ölçüsüz olur. Bu konuda Yunan tragedyası çok şeyler öğretir bize. Bir tragedya yapıtında yazgı mantığın ve doğalın yüzü altında her zaman daha iyi duyurur kendini. Oidipus'un yazgısı önceden haber verilmiştir. Doğayı aşan bir biçimde, cinayet işleyeceği ve anasının kocası olacağı önceden kararlaştırılmıştır. Dramın bütün çabası, sonuçlanmadan sonuçlanmaya, kahramanın yıkımını tüketecek mantık düzenini göstermektir. Bu görülmedik yazgıyı bize bildirmek pek o kadar korkunç değildir, çünkü gerçeğe benzemez. Ama bunun zorunluluğu bize günlük yaşayış çerçevesi, toplum, durum aile coşkunluğu içinde tanıtlanmışsa, o zaman ürperti başlar. İnsanı sarsan ce ona 'Olmaz böyle bir şey', dedirten bu başkaldırmada umutsuz bir kesinlik vardır: 'bunun' olabileceği.
Sürgün ve Krallık'tan
76
Rateau:"Şimdi de politikaya mı karışıyorsun? Bırak onunla yazarlar ve çirkin kızlar uğraşsın!" diyordu.
77
Dünyanın ve insanların hem resmini yapmak, hem de onlarla birlikte yaşamak güçtü.
84
Herhalde artık gülümsemez olmuştu ve eski dostları bundan, pek tuhaf ama kaçınılmaz bi sonuç çıkarıyorlardı: "Mademki artık gülümsemez olmuş, halinden pek memnun demektir."