Kendimi Yıkmaya Hakkım Var'dan
8
Müşterimle aramdaki işleri sorunsuz hallettikten sonra seyahate çıkar ve döndükten sonra müşterimle yaşanan olayları konu alan yazılar yazarım. Böylece bir tanrı görünümüne bürünürüm. Bu çağda tanrı olmak isteyenler için sadece iki yol vardır: yazmak, ya da öldürmek. Fakat o olayların hepsini yazıya dökmem. Sadece üzerimde kayda değer bir izlenim bırakmış olan müşterilerim kalemimle tekrar dünyaya gelirler. Görev sorumluluğuyla yaptığım bu işler acı vericidir, ancak bu zor aşamayı geçince müvekkillerime şefkat duyup onları sevmeye başlarım. Shakespeare şöyle demiş. "Ölüm cüret edip bize gelmeden önce sır doludur: evine koşup girersek bu günah mıdır?" Bu büyük oyun yazarından çağlar sonraki bir dönemin şairi Sylvia Plath ise bir adım daha ileriye gider. "Kan fışkırmasıdır şiir. Ve bunu önlemenin yolu yoktur. Bu satırları yazan kadın, gaz ocağının vanasını açıp intihar etmişti Müşterilerim Sylvia Plath kadar yazarlık yeteneğine sahip değillerdi, ama hayatlarının sonunu en az onunki kadar estetik biçimde sona erdirdiler. Onların hikâyelerini anlattığım yazılar artık on cildi aşıyor. Onları yavaş yavaş gün ışığına çıkartacağım. Yazı için telif ücretine falan gerek yok, geçinmek için yeterince param var. Ayrıca kitap için para almam müşterilerime karşı saygısızlık olur. Hiçbir maddi beklentim olmadan bu yazılan bir zarfa koyup yayınevine yollama düşüncesindeyim. Sonra bir köşeye saklanıp müşterilerimin kendi hikâyeleri aracılığıyla diriliş sahnelerini izleyeceğim.
41
Baharda müşteriler artar. Bunun sebebi, sıkıcı kışa duyulan tepkiden ziyade bahardan duyulan korkudur. İnsanlar genellikle bahardan korkarlar. Kışlan hüzünlü olmanın garip bir yanı yoktur ama baharda insanlar bu hüznü daha fazla saklayamazlar. Baharda insan kendisini dışarıdaki hayattan yalıttığının farkına varır.
Kışın herkesin bir yere kapanması doğaldı, baharda ise bir yere kapanmaktan başka çaresi olmayanlar kapalı kalmaya mahkûmdurlar.
Bir zamanlar Huajeonların taş damlı evlerini gördüğümü hatırlıyorum. Beni en çok etkileyen şey, evlerin tek bir çatı altında her şeyi barındırıyor olmasıydı. Ahır, mutfak, odalar ve ısıtma sistemi, hatta ambara varana dek her şey tek bir çatı altındaydı. Yerden ısıtma sisteminin dumanı evin tamamım dolaşıyor, bacadan geçip evin içini bir kez daha ısıttıktan sonra yavaş yavaş dışarıya çıkıyordu. Ekim ayında başlayan kar yağışı Huajeonluları evlerine kapatıyordu. Derken karlar erimeye başlayıp bahar geldiğinde evden çıkıp dağları ateşe veriyorlardı. Bu bir şenlik olmalıydı. Çatır çatır ses çıkartan yangının alevi sıradağların arasında dalgalanmıştır. Bu çağda kimse böyle şenlikler düzenleyemez. Hiç kimse sıkıcı kış günlerini ardında bıraktığı için ateş yakmıyor. Bu yüzdendir ki, insanlar artık kendilerini yakıyorlar.
46
Viyana çekici bir şehirdir; din reformu, ekspresyonizm, Nazizm gibi ideolojiler bu şehirden geçip dünyaya yayılmıştı. Şimdiyse bu şehre Doğu Avrupa'yla Batı Avrupa'yı birbirine bağlayan geçit deniyor. Birçok turist Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi ülkelere buradan vize alıp giriyor. Hitler bir zamanlar bu şehirde ressam olmaya niyetlenmiş. "Kader beni başkomutan olarak seçmeseydi Mikelanj olurdum." Hitler kendine güvenle haykırmıştı. Diğer yandan Mozart bu şehirde müzik okudu. Hitler faşizm ve halk psikolojisi alanında dahi olmuş, Mozart ise ünlü bir besteci ve piyanist olmuştu. Bu ikisinin ortak noktası, kitleleri cezbeden doğuştan bir yeteneğe sahip olmalarıydı herhalde. Zaten herhangi bir şeyle insanların kalbini çalmanın kolay olduğu bir dönemde yaşadılar. Anne Frank'ın günlüğündeki içtenliğin, Yahudi katliamı denen bir gerçekten kaynaklanması gibi. Ancak bu günümüzde mümkün değil. Ölüm artık televizyondan canlı olarak yayınlanan bir tür pornografiye dönüşmüş. Geçmişte rivayet olarak anlatılan katliamlar artık hızlı ve ayrıntılı olarak uydu kanallarından yayınlanıyor. Bu pornografilerden artık kimse duygulanmıyor.
69
Birini beklemek için harcanan zaman ona keyifli geliyordu. O zaman içerisinde hiçbir şey yapmasa da olurdu. Kitap okuyabilirdi, yoldan geçenleri izleyebilirdi, bu da eğlenceliydi. Onu beklerken kaybettiğim zamana borçlu değilim; bir şeyler yapma saplantısından kurtuluyor insan. Oysa birini bekletmek hiç de hoş değildir. Bir randevuya geç kalmak insanı telaşlı ve onursuz yapar. Bu yüzden C. randevularına daima erkenden gider.
74
"Bana bisiklete binmeyi öğretmek isteyen çok oldu. Neden bana bisiklete binmeyi öğretmek istediler? Tabii bisiklete binmek tek başına öğrenilmez. Onlar arkadan bisikleti tutarlar. Bense ellerini bıraktıkları anda sendeleyerek yere düşerim. Bisiklete binmeyi öğretmek isteyen biri karşıma çıkarsa ona dikkatle bakarım. Beni yeni bir dünyaya götürmek için karşıma çıkmış olabilirler, ya da birden ellerini çekip bisikletin üstünde beni yalnız bırakmak için!"
77
Beyaz tuval. Birisi ilkel insanların ilk olarak sanata başlamasının insanın içinde gizli olan beyaz renk fobisinden kaynaklandığını iddia etmiş. Bomboş bir beyaz duvar yeterince korkutucudur. Bu yüzden çocuklar duvarı karalayıp, yepyeni bir arabanın boyasını bıçakla çizerler. İnsanlar mobilyasız, bir tek resmin asılı olmadığı odadan korktuklarından içini doldurup dururlar. Gece geç saatte gelen sessiz telefon uykusuzluk yaratır.
Her neyse, sanatın korkudan kaynaklandığına dair bu iddia resme ilk başladığı dönemde onu cezbetmişti. Kökünü tahmin edemeyeceğimiz içimizdeki korkunun sanatla kontrol edilebilmesi, sanatla geçinen C.’ye küçük bir teselli olmuştu. Buna rağmen ara sıra kendine sorardı: Nelerden korkuyorum ben?