Sinemada Kurgu ve Eisenstein'dan
13
Yedinci Sanat, 1912 yılında Ricciotto Canudo tarafından sinematografi sanatını tanımlamak amacıyla ortaya konulan bir terimdir. Ancak, 1752 yılında Diderot ve d'Alembert Ansiklopedisi'nde "güzel sanatlar" terimi yerini almış ve günümüzde "plastik sanatlar" diye adlandırılan kavram, mimari, heykel, resim ve gravürden oluşan dört sanat dalını kapsamıştır. Bununla birlikte çağdaş sanat akademileri günümüzde bu klasik dört sanat dalına ek olarak sanatın kapsamı içine müzik kompozisyon, sinema ve görsel - işitsel sanatları da eklemektedirler.
Bilindiği gibi, Ricciotto Canudo Fransa'da yaşayan ve ünlü Fransız ozan Apollinaire'in dostu olan bir İtalyan aydınıdır. İlk sinema eleştirmeni ve kuramcısı olarak da bilinmektedir. "Altıncı Sanatın Doğuşu" adlı ilk kitabını 1911 yılında yazmıştır. Burada, sinemanın mimari, resim ve heykelden oluşan "mekansal sanatların" ayrıca müzik ve dansdan oluşan "zamansal sanatların" bir sentezi olduğundan söz eder. Hegel ve yapıtlarından etkilenen Canudo, şiiri "kurucu" ya da "temel sanat" olarak tanımlamıştır ve "Yedi Sanat Manifestosu"nu yazmıştır. Burada sinema için ilk kez "Yedinci Sanat" terimini kullanmıştır.
20
1929 yılıyla birlikte ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle salonlar giderek seyircisiz kalmıştır. Hollywood'un önemli üretici firmaları biraraya gelerek sorunlarına çare aramaya başlamışlar ve çift bilet uyguyalamasını başlatmışlardır. Tek giriş biletiyle izleyiciler, birisi A kategorisinden diğeri ise B kategorisinden olmak üzere iki film izleyebilmektedir. Böylelikle B sınıfı filmler de ortaya çıkmıştır. Bu tür filmler ucuz maliyetli, kısa sürede çekilebilir ve yaklaşık bir saat olmayı hedeflemektedir.
22
Eski Yunanda Aisthesis sözcüğünden türeyen estetik "güzel" ve "güzellin" bireyde yarattığı duyumnları ele alan bir bilim dalıdır. Estetik üzerine ele alınan sorunlar iki düzlemde göze çarpmaktadır: Yaratım ve estetik algılama.
29
"Bir sinema filminin yapımında, kurgudan önce atılan her adım, o filmi kurgulamak adına atılmıştır" der Stanley Kubrick.
47
Filmin çekimi sırasında elde edilen sahnelerin bir tür sentezidir kurgu. Bu sentez üç işlemden oluşur: Somut işlem olan "kesme-cutting", filme son görünüşünü vermek amacıyla görsel ve işitsel ögeleri düzenleme işlemi "birleştirme-editing", ve estetik ve göstergebilimsel perspektifle planlar arasında uygun bağı kurmak yani "kurgu-montage".
52
Kurgunun üç temel işlevi vardır:
1- Dizimsel işlev (Syntaxique)
2- Anlamsal İşlev (Semantique)
3- Ritmik İşlev (Rytmique)
94
Hiç kuşkusuz Dede Allen modern kurguyu Hollywood'a kazandıraan en önemli isim olmuştur. İster "Amerikan Yeni Dalga"sı ister Postclassic Hollywood olarak adlandırılsın, The Hustler ve Bonnie and Clyde kurgu tarihinin örnek filmleri olarak yer alır.
101
Eisenstein'ın kurgu mantığının temel taşlarını film yapımı, yapımın incelenmesi ve kuramsal genellemeler oluşturur. Onun kurgu kavramı ise "atraksiyon kurgusu" düşüncesi ile gelişir.
Atraksiyon Kurgusu:
Sanatın yapılanmaya başladığı 1920'li yıllarda, Eisenstein'ın kuramları "Eisenstein Kurgu Kavramının Temel İlkeleri" adı altında yayınlanır. Eisenstein bu bildiride, ilk kez kurguda "atraksiyon"un anlamını açıklar. Ona göre "atraksiyon, gösterinin sonuçlandırılmış bir numarasıdır" ve bundan bir monolog, bir şiir, bir sahne ya da tek bir gösteri anlaşılmalıdır. Atraksiyon kurgu izleyicinin harekete geçen heyecanının bir sonucudur. Böylelikle film, insan yaşamına yön verir, onu manipule eder. Atraksiyon kurgusunda basan tek tek öğelere bağlı değildir. Burada tüm öğeler birbirlerine bağlanırlar böylelikle filmin anlamı oluşur.
Entellektüel Atraksiyon:
Film yapımcıları, kuramcıları ve bilim adamları Eisenstein'ın film kuramlarını ve entellektüel kurgu'sunu sıklıkla ve günümüze dek tartışmışlardır. Kurgu kuramını başlatan tartışma, Potemkin Zırhlısında Odessa Merdivenleri sahnesindeki üç aslan heykeli çekimleriyle ortaya çıkar. Burada tiyatronun "atraksiyon ilkesi" filmdekinden keskin bir biçimde ayrılır. Oksana Bulgakova'ya göre, tiyatroda hedef duygulardır;oysa filmde hedef bilinçdir.
107
Eisenstein, sonuçta aşağıdaki gibi sınıflandınlabilen beş türlü kurgu şeklinin olduğu düşüncesine varmıştır:
Eisenstein'ın Kurgu Kuramı
Ölçümlü (metric) kurgu
Resimlerin yan yana getirilmesinin en basit yöntemidir. Bu tür kurguda bir görüntünün hareketliliği peşinden gelen görüntünün içinde devam ettirilir. Önceki görüntü ve bunu izleyen görüntü arasındaki fark uzunluktan başka bir şey değildir. İzleyici görüntüleri eşit ağırlıkta algılar. Kullanılan çerçevenin özdeş görüntüsü nedeniyle "metrik"tir. Çatışma oluşur, bu çatışma basit orantılı bir çatışma tarafìndan frenlenir.
Tartımlı (Ritmik-Rythmic) kurgu
Metrik kurgunun tersine görüntünün metrik uzunluğu üstüne değil potansiyel, diğer bir deyişle gücül uzunluğu üstüne oturtulur. Bu kurgu tekniğinde zamanın niteliği çerçevenin ritmi tarafından belirlenir. Çeşitli karakterlerin ve farklı çerçevelerin kullanılması bu kurgu için kolaylık sağlamaktadır. Temelde çeşitli ritmik duygu algılamalarından oluşur. Görüntülerin uzunluğu ve içerikte gösterilen hareketlilik ritmik kompozisyonun öğelerini oluşturur. Ritmin değiştirilmesi önemli bir canlandırma yöntemidir. Potemkin Zırhlısı'nda askerlerin yürüyüşü ve çocuk arabasının merdiven başında sarsılmasıyla birlikte annenin yüz ifadesi örnek olarak verilebilir.
Titremsel (tonal) kurgu
İki çerçevenin yani görüntünün değişik renkleri nedeniyle bir "üst üstelik" olası değilse önem kazanır. Oyun, görsel tonlamadaki çeşitlemeler üzerine kurulur. Diğer kurgu yöntemleriyle de birleştirilebilir. İki farklı çerçevenin "üst üste"liğine olanak sağlamak için görüntülerde temel bir ton benimsenir. Eisenstein, "Potemkin Zırhlısı"nda bu tür kurguya örnek olarak, yas ve matem sahnelerinde gri ve sis kullanmıştır. Tonal kurgu aynı zamanda görüntülerin fizyolojik niteliğinin önemli olduğu kurgudur. Eisenstein bunu resimlerin titreşimi diye adlandırmaktadır. Aydınlatma, optik, çerçeve, yüzeysel yapılandırma, nesnelerin metinleri, tüm bileşkeler görüntülerin kurgulanmasında fizyolojik yaşam serüvenini şekillendirmektedir.
Üsttitremli (overtonal) — Çoksesli kurgu
Müzik, yoğunluğu olan bir kavramdır. Temel frekansla birlikte çok sayıda yüksek ton yaratılabilir. Eisenstein bu durumu "en güçlülerin toplamı" diye adlandırmıştır. Gösteri ya da şölen olarak tanımlanan film, içindeki yüksek tonların toplamının ardından gelen parçalardaki yüksek tonlarla çatışma içerisinde bulunabileceği biçimde kurgulanmalıdır. Bu kurgu tekniği oldukça karmaşıktır.
Anlıksal (Entellektüel) kurgu
Belirtiler doğrultusundaki gösterimlerin bileşimidir. Bu bileşimde çerçeve'nin resim içeriği bulunmamaktadır. Film resimlerindeki entellektüellik resimlerin içinde saklı bulunan entellektüel çekiciliğin ortaya çıkartılmasıyla elde edilir. Böylece izleyicinin bilincinde soyut bir genelleme etkisi elde edilir. Entellektüel kurgunun en belirgin özelliği izleyicinin bilincinde özel duygusal etkiler uyandıran düşünceler çağrıştırmaktır. Eisenstein'ın October filmindeki "tanrı" bölümü bu durum için önemli bir örnektir.
110
Eisenstein, kuramlarını öğrencilerine aktarmaya çalıştığı derslerinde öğrencilerine şu şekilde seslenmiştir; "Biz her şeyden önce düşüncelerimizi görüntülerle organik olarak anlatmaya, üstün bir teknik ustalığa ulaşmaya, düşünceleri yaşayan malzeme içinde yansıtmaya çalışmalıyız. Bu, düzenlemeye yaklaşmanın en doğru yoludur. Yaratıcıyı biçimci keyfilikten, önyargılı soyutlamadan korur, yapıtın yaşayan malzemesine her seferinde yeni bir biçimde yaklaşmasını sağlar, onu günlük olandan, basitlikten, genel-geçerlikten kurtarır."
114
Eisenstein'a göre, "makina parçalan nasıl montajla biraraya getiriliyorsa, bu atraksiyonlar da montajla birleştirilecektir. Böylece bir yanda, sirkten, müzikholden gelen atraksiyon sözcüğü öte yanda endüstriden gelen montaj sözcüğü, izlenim birimlerinin biraraya getirilişini tanımlamak üzere eşleştirilmiş oluyordu. Diyaloglann sahnede, dekor, aydınlatma, kostüm gibi öteki elemanların üzerinde bir öneme sahip olmasına karşı çıkan Eisenstein tüm elemanlara atraksiyon diyordu ve ona göre, yönetmen bunları anlamlı bir bütün elde etmek için düzenlemek zorundaydı." İşte büyük bir tiyatro deneyimi olan sanatçı Eisenstein'ın filmlerinde uyguladığı mantık da tam buydu.
132
"Dolayısıyla kendimi bir orkestra şefi gibi hissediyorum; yakınplan bir trompet sesine eşittir ve geniş plan ise orkestranın yavaş yavaş çalmasıyla aynı anlamdadır." der Alfred Hitchcock.
138
Rus dilbilimci Vladimir Propp, Rus Biçimcileri arasında göstergebilim ve anlatı çözümlemesinin gelişmesinde önemli etkisi bulunmuştur. Slav Filolojisi bölümünde öğrenim gören Propp, Rus halk masallarını inceleyerek, masalların temel yapısını ortaya çıkarmayı amaçlayan çözümlemeler yapmıştır. Hem masal incelemeleri alanında hem de yapısal anlatı çözümlemeleri alanında yöntemsel açıdan öncü olmuştur. Propp, gerçekte masalların tekbiçimcilik (Masalların yapıları hiç değişmez) özelliği taşıdığını anlatmaktadır. Bu bağlamda, yapısal düzenle, bu düzenin işleyişini sağlayan temel işlekleri de ortaya çıkarmak ve masalları eşsüremli bir incelemeyle değerlendirmek amaçtır.
139
V. Propp geliştirdiği yapısalcı çözümleme yönteminde anlatı programında, olay örgüsü çerçevesinde, anlatı kahramanlarının anlatı içinde yerine getirdikleri rollere göre "31 işlevi" temel olarak belirlemiştir. Bunların sırası bellidir ve her masalda da işlevler benzer sırayla dizilir. Masallarda kimi işlevler ikili karşıtlıklar üzerine kuruludur: Yasak/ Yasağın Çiğnenmesi; Çatışma/ Zafer; İzlenme/Kurtarma. Propp'a göre, masallarda işlevlerle uygun biçimde, olay örgüsünde belli aşamalanma söz konusudur: Hazırlık (Giriş), Karışıklık (gelişme), Gidiş, Dövüş, Dönüş ve Tekrar tanınma (sonuç). Ayrıca Propp, daha sonra 31 işlevi*, kişilerin anlatıdaki eylemlerini ve rollerini de göz önüne alarak, "eylem planlarına" göre 7'ye indirger: Saldırgan, Gönderen, Kahraman, Bağışçı, Yardımcı, Prenses ve Babası (Aranılan Kişi ya da Nesne), Düzmece Kahraman. Bu Propp tarafından gerçekleştirilen ve eylem planlarına göre kahramanların (anlatıdaki kişilerin) üstlendikleri işlevleri belirleyen bir çözümlemedir. Yücel bu bağlamda kişi yerine "özne" ya da "eyleyen" sözcüğünü tercih etmektedir.
*(Uzaklaşma-Yasaklama-Yasağı Çiğneme-Soruşturma-Bilgi Toplama-Aldatma-Suça Katılma -Kötülük-Aracılık-Karşıt Eylemin Başlangıcı-Gidiş-Bağışçının İlk İşlevi-Kahramanın Tepkisi-Büyülü Nesnenin Alınması-İki Krallık Arasında yolculuk-Çatışma-Özel İşaret-Kimliğini Gizleyerek Gelme-Zafer -Giderme-Geri Dönüş-İzleme-Yardım-Asılsız İddialar-Güç İş-Güç İşi Yerine Getirme-Tanı(n)ma-Ortaya Çıkarma-Biçim Değiştirme-Cezalandırma-Evlenme)
141
V.Propp'tan esinlenen Fransız göstergebilimci ve Paris gösterge-bilim okulunun en önemli temsilcilerinden AJ.Greimas ise, gösterge-bilimsel yapısalcı anlatı çözümlemesi için, önce V.Propp'un neredeyse her anlatıda karşılaştığımız ve klişeleşmiş diyebileceğimiz 31 işlevini 20'ye sonra da 4 temel kavrama indirmiştir; sözleşme, sınama, yer değiştirme ve iletişim. Eyleyen (anlatı karakterleri) sayısı ise altıdır: Gönderici (eylemi belirler, kökeninde yer alır); Alıcı (etkilenen, eylemin sonuçlarını alan; eylemin gerçekleştirilme amacı olan kişi); Özne (eylemi gerçekleştiren); Nesne (Eylemin konusu); Yardımcı ve Engelleyici.
161
Eiseinstein şöyle diyor: "Oyuncunun rolünü oynaması. Müzik ve seslerin armonisi. Boyut ve renklerin uyumu. Görüntü ve fikirlerin kaynaşması... Bütün bunlar görsel bir sanat olan sinemanın ortaya çıkmasında kullanılan esas vasıtalardır. Aralarında benzerlik aranmaz. Bu olayları bir araya getiren, filmin ortaya çıkmasında son noktayı koyan, kurgu olayıdır!"